23 Aralık 2012 Pazar

Ölü Anlar




Sen nesin biliyor musun?

Bilgisayarımın açık ekranısın. Seni görüyorum, dokunuyorum hissediyorum; ama mouse’um lazerli kablosuz. Kullanılmadığında ışığı gidiyor ve ok işaretini masaüstünde görsem de her ne kadar hareket ettirsem de o hareket etmiyor. Kumanda elimde ama kontrol edemiyorum; seni değiştiremiyorum. Gücümün dışında kalıyorsun oysa bu kadar yakınken.

Sen beni iyi hatırlamak istiyorsun. İçinde olmamı istiyorsun; ama gerçekliğimle değil sadece aklındaki anılarınla. Anılar ölmez hatırlamayı bırakana kadar. Hatırlamak ise can yakar. Can yaksa da isteriz uzanmak onlara. Acı çeke çeke seversin, haz alırsın bir seks gibi. Beyninle sevişmektir başkasını hatırlamayı sürdürmek.

Kontrolü sende olan bir şeydir. İstediğin zaman ölümden döndürürsün ve yaşarsın. Canını yakar ama sadece senin istediğin zamanlarda. Bu yüzden güzel olan uzaktan sevmektir. Kontrolünü bırakmak istemezsin. Bu fedakarlıktır kontrol edemediğin şeylerin olduğunu görmek ve ellememek.

Fakat sen ona elini sürmek zorundasın, değil mi? O zaman yalnızlığımı alamayacaksın, iki yalnızlığı paylaşamayacak kadar bencilsindir.

Bir zamanlar “to live is to die” derdir, panomda da asılıdır. Bugün ona tekrar baktım, ve “to dive is to lie” olarak gördüm. Dalmak yalan söylemektir, yaşamak ölmek değildir. Bazı şeyleri yüzeyde bırakmak, derinlemesine incelememek gerekiyor hayatta anlaşılan.

Sonra aklıma  eskilerden birisinin sözü geldi: “Hayat derinlerde, sen denizin yüzeyinde yüzüyorsun.”
Dalmak mı gerekiyor, hayatı yüzeyde yaşayamaz mıyım?

Sevdiğim bir arkadaşım derdi: “Birisi mutluysa yaptığı şeyle, hayatıyla; senin onun mutluluğuna karışmaya hakkın yoktur. Bırak insanları mutluluklarıyla, tercihleriyle.”

Ben bunu öğüt bilip karışmadım insanların mutluluklarına, onları değiştirmeye çalışmadım. Eksikleriyle sevdim herkesi seni de öyle. İnsanları çok düşünmek mi benim hatam? Düşüncesiz, vurdumduymaz, soğuk dediler hayatım boyunca bana. Her şeyi içimde yaşayıp onların hayatlarına müdahil olmayıp sadece mutluluklarını paylaşmak için.

İyi günlerinde yanında oldum; üzüntülerinde de yanlarındaydım; ama içimde yaşadım hep bunu. Kendimin gibi sırtlandım dertlerini. Herkes sorununu kendi başına çözmeli, çözebilmeli, kendi yüzleşmeli gerçeklerle. Benim düşüncem budur.

Ama onlar bilmediler, onları ne kadar önemsediğimi, önemsenmediklerini düşünerek.

Bu yüzden acı çektim. Benim acım, acıdır. Zevk almam acıdan.

Ah şarkılar, siz ne çok üzüntü, hırs, kin, sevinç, çoşku, ayrılık, barışma, haykırış ve soluklara kadirsiniz.

Benim ayinim müzikler ve yalnız başıma kafa sallamaktır. Transa geçiyorum kafa sallayan hacılar gibi. 

Mükemmel bir şey müzik, gerçekten. Her duygunda sana güç verebiliyor, istediği gibi düşündürtebiliyorlar. Seni müzikle aşıyorum diğer herkesi müzikle aşabildğim gibi.

Sen “Dead memories” isimli şarkısısın Slipknot grubunun. Çünkü anılar ölü anlardır. Hayatında kalacağım ama ölü olarak; ve aynı şekilde, sen de bende öyle kalacaksın.

12 Aralık 2012 Çarşamba

Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın



Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın
Biri seni bulacak
Önce korkacaksın eski acılara yakalan...maktan
Biraz ürkeceksin!
Ne kadar dirensen de nafile.

...İnsansın sonuçta, seveceksin
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara
Gâvura kızıp da oruç bozulmaz!
Sök at kafandan acaba'ları!
Bir kemik iki defa aynı yerden kırılmaz..."


Can Yücel

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın 
Kanatların çırpındığı kadar hafif.. 
Kalbinin attığı kadar canlısın 
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç... 
Sevdiklerin kadar iyisin 
Nefret ettiklerin kadar kötü.. 
Ne renk olursa olsun kaşın gözün 
Karşındakinin gördüğüdür rengin.. 
Yaşadıklarını kar sayma: 
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; 

Ne kadar yaşarsan yaşa, 
Sevdiğin kadardır ömrün.. 
Gülebildiğin kadar mutlusun 
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin 
Sakın bitti sanma her şeyi, 

Sevdiğin kadar sevileceksin. 
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer 
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın 
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer 
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın. 
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret 
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın 
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın 
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak. 
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın 
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü. 
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.. 

İşte budur hayat! 
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın 
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün 
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun 
Çiçek sulandığı kadar güzeldir 
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli 
Bebek ağladığı kadar bebektir 
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren, 
Sevdiğin kadar sevilirsin...



Can Yücel

Dilek

"Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi...
Bu bahar gününde, dertliyi, ümitsizi...
Terfi etmiş memur, sınıf geçmiş öğrenci, kadını, erkeği, yaşlısı, genci.
Sevgililer baş başa, muratlarına ermiş.
Çocuklar el ele bir halka oluvermiş.
Görmek isterdim camlardan, odalarda oturmuş.
Radyoyu açmış, küçük sofrayı kurmuş.
Yol, meydan, dere, tepe, dağ, bayır, kır...
Vapurlar, limanlarda yola çıkmaya hazır.
Gazinolar, plajlar, sinemalar açık.
Her dilde bir şarkı, her dudakta bir ıslık.
Ne yoksul ahı, ne çocuk hıçkırığı, ne hasta iniltisi...
Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi..."

Ziya Osman Saba

11 Aralık 2012 Salı

Fantezi



"Fanteziler gerçek dışı olmak zorundalar.

Çünkü istediğiniz şeyi elde ettiğiniz anda artık onu istememeye başlarsınız. İsteğin devam edebilmesi için objesinin sürekli olarak eksik olması gerekir. İstediğiniz o şey değildir, onun fantezisidir.
İstek çılgınca fantezileri destekler.

Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz derken Pascal'ın anlatmak istediği de buydu.

Bu nedenle "avlanmak, öldürmekten daha zevklidir." deriz.
ya da "ne dilediğine dikkat et." Ona sahip olacağın için değil, çünkü ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için.

Lacan'ın verdiği ders şu: İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi asla mutlu etmez. Gerçek anlamda insan olmak demek fikirler ve idealler için yaşamak demektir. Hayatınızı istediklerinizin ne kadarını elde ettiğinizle değil yaşadığınız samimiyet, şefkat ve özveri anlarıyla ölçmek demektir.

Çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir."  



Dr. David Gale /The Life of David Gale

Much madness is divinest sense



MUCH madness is divinest sense
To a discerning eye;
Much sense the starkest madness.
’T is the majority
In this, as all, prevails.        5
Assent, and you are sane;
Demur,—you ’re straightway dangerous,
And handled with a chain.



emily dickinson

Bir Hayali Gerçekleştirebilmek

* İlk olarak yapılması gereken, ne istediğinizi düşünmek ve yazmak.
* Hedefi net ve basit olarak yazmak gerekir.
* Hedefin gerçekleşmesini istediğiniz zamanı belirlemek gerekir.
* Başlangıç ve bitiş tarihini koymak gelişimi görmek açısından önemlidir.

* Sonra hedefinize ulaşmanız için yapmanız gereken şeyleri araştırmanız gerekir.
* Neler yapmanız gerektiğini yazmalısınız.
* Hedefe ulaşmak kolay değildir her zaman.
* Karşılaşacağınız zorlukları önceden bilmelisiniz.
* Korkularınızın çekindiğiniz noktaların neler olduğunu yazmalısınız ki bunları hedefinizi yazarken az çok bilirsiniz, yapmanız gerekenleri yazarken sıkıntı çekiyorsanız ve içinizde bir telaş ve önyargı bulutu oluşuyorsa bunların neler olduğunun farkına varın.

* Her hedef bazı fedakarlıklar ister. Yapacağınız fedakarlıkları kenara yazın. Zaman önemlidir. Yaptığınız fedakarlıklar sizin başarınızın önemini arttıracaktır. Fedakarlık denilen şey de başarı yolunda aşmanız gereken tepelerdir.
* Kendinizi asla kandırmayın. Bir şey yapılması gerekiyorsa kesin olarak yapılmalıdır. Ertelemek hiçbir işe yaramaz.
* Çünkü unutmayın bitiş tarihini belirlediniz, bitiş tarihi varsa bir şeyde an çok önemlidir.

Eğer kafanızda ne yapmanız gerektiği, hedefiniz, plan-program varsa güzel. 

Şimdi başlıyor mücadele. Yani plan ve program eylemsiz hiçbir şeydir. Başarmak istemenin yarısıdır derler. Hayır eylem başarmanın yüzde 99'udur. İstemek sadece yüzde birdir. 

İstemek denilen şey yapacaklarınızın planıdır. 

Asıl olay değişiklikler yapmaya başlamak ve bunları birinci elden takip etmektir.

Yaptığınız farklılıkların farkında olun her zaman ve farklı yaptığınız için kendinize gülümseyin. Çünkü değişmeye başladınız ve başarıya ulaşmanız için adım atıyorsunuz. 

Başarı bir süreçtir. Hemen gerçekleşmez. Adı "başarı"dır çünkü sürece karşı zorlukları aşmanız gerekir.

Son söz hedef net olarak kafanızda belliyse, hedefinize ulaşmış halinizi sürekli düşünün. Düşünmek sizi ona çekecektir. Adımlarınızı sıklaştırmanız gerekmiyor. Adım atmanız gerekiyor.

Gözlemci Kişilik

Bir tane araba kazası
Süzülen sigara
Yere çarptığında alevlenen

Toplu düzenek
Sessiz çığlık karşıda
Bu bir kapıdır

Hava değişimi
Perdeler kapanır
Işık saçılır etrafa

Eskinin baskısı
Büyük değişimin önsözü
Mükemmel bir iç güç

Kıvılcım kıvılcım alevlenir
Doğru ivme ve ortam
Büyük patlama araba ezilir

5 Aralık 2012 Çarşamba

İntaar (İntihar Etmek Yasaktır.)




İntaar

İntihar konusunda konuşmalıyım biraz, düşüncelerimi yazıya dökmeliyim yoksa kendimi o yöne doğru sürüklüyorum, bunun farkındayım. Bilinçli olarak kendimi intihara sürüklemek...
İntihar etmek, her şeye son vermek, sahip olduklarına sahip olamadıklarına elinin tersini sunmak, toprakla dolmak.

İntihar etmeyi küçüklüğümden beridir çok düşündüm. Belki birçokları düşündü. Düşünmek ah düşünmek, tek yaptığımız düşünmek he? Eylem nerede?

Dünyaya şekil verenler demeyeyim de, dünyalarına şekil verenler eylemlerde bulunanlardır, doğru? Evet, yüksek muhtemelle. Herkes düşünmüştür hayatında herhalde, yılmayı, bırakmayı, katlanmak istememeyi.

Burada güç kelimesi devreye giriyor. Güçlü olanlar eylemlerde bulunanlar mıdır? Duygusuzlar, hissizler? Ya da duygularını kontrolleri altına alıp bir şeyleri yapabilenler?

İntihar etmek mükemmel bir bencilliktir derler, he? İnsanın sadece kendini düşünüp buralardan göçmesi. Beni her seferinde eylemden uzaklaştıran bu oldu işte. Haha derler geçmiş geçmişte kaldı güzel günler, anılar onları geride bırak; geçmişteki başarısızlıklarımızı geride bırakmamız gerektiği gibi?

Komiktir, beni intiharlardan vazgeçiren şeyler genelde geçmişte insanların benim için söylemiş, yazmış oldukları şeyler. Benim hakkımdaki güzel sözleri. Eğer geçmiş geçmişse bunları da mı geride bırakmak gerekiyor öyleyse?

Şu an intihar düşüncelerinden kurtulamasam da veya kurtulmak istemesem de beni durduran şeyler şunlar: Aileme karşı olan sorumluluğum, ödemem gereken kredi kartlarım, hesaplarım, masraflarım, krediler.

Ailem en azından beni iyi çocuk olarak bilsin. Para kazanıp borçlarından arındırayım istiyorum onları. Ölü bir işe yaramayacağım, her şey aynı devam edecek; belki evden bir boğaz eksilmiş olacak ama...

Ailemi seviyorum, çok, ablamı, annemi, babamı. Evet, ailesini seven birisiyim. Gariptir şu an tek başıma yaşamak istiyorum. Yalnız kalıp sırtım yere yaklaşsın ki gerçekler her zaman kafama çarpsın istiyorum. İnsan zorda olmadı mı bir şey yapamaz.

Hep derim, bir insan kendisiyle uzun süre yalnız kalmamalı, cidden kafayı sıyırır. Ankara’dayken tek başımaydım, elimde bir şey yoktu, üniversite kitaplarım dışında. Para da gelmiyordu hiçbir yerden, hep tek başıma ayağa kalkmam gerektiğini bildim. Her şeyimi ben karşıladım tek başıma.

Sonra ne yaptım? Hayatımın dönüm noktalarından birini yaşadım. Kastığım ortalamayla, sınıf birinciliğiyle İstanbul Üniversitesi’ne geldim. Neden? Çünkü rahat olacaktım. Oh ev var, yemek var, çamaşır makinesi var. Rahat battı, evet, çok battı.
Para kazandım deli gibi, gittim barmenlik yaptım. Özellikle barmenliği seçmemiştim, ama öyle oldu. Hayatımda girmediğim ortamlara girdim. Her türlü içkiyi içtim, yaptım. Yine her zamanki gibi kötü insanlarla da karşılaştım elbet; ama okuldan uzaklaştım, para tatlı geldi? Kazandığımın sadece yüzde onunu kendime alıp gerisini aileme vermeme rağmen.

Ama okul gitti, okul bitti gibi oldu. Uykum harikaydı, çünkü o kadar az uyuyordum ki uyku kıymetlenmişti.

Maymun iştahlı olduğum söylenirdi. Neden? Çünkü derdim ki keşke 4 tane Can olsa. Birisi okula gelip okul birinciliğini kasacak, biri Edebiyat Basketbol Takımı’nın kaptanı olacak, birisi para kazanacak deli gibi Barmen olacak, bir diğeri de eğlenecek rahat rahat yatacak.

Ben barmenliği seçtim. İyi para kazandım 1,5 senede, gerçekten, belki de mezun olunca kazanamayacağımdan çok para kazandım. Ailemi geçindirdim. Okulun elimden kaydığının farkındaydım. Haftada 6-7 gün çalışırdım.

Bak o aralar hiç intiharı falan düşünmezdim. Çünkü düşünmeye fırsatım olmazdı. İntiharı geçtim, düşünmeye fırsatım olmazdı, sadece barmenliği düşünürdüm, nasıl daha hızlı bardak yıkayıp kokteyl yapacağımı düşünürdüm.

Yıprandım o kadar zaman boyunca. Sonra barmenlik yüzünden, okulumu, arkadaşlarımı, ailemle aramda olan sıcaklığı kaybettim, en kötüsü kuzenim vefat etti. Ben işi ona tercih ettim yanına gitmedim.

Bazı hocalarım iş yüzünden okulun etkilenmemesi gerektiğini düşünüyor. Öğretmen olarak ben de istemezdim öğrencisiz olmak, evet “öğrenci” ise onun adı, okulda olmalı di mi? Çalışmak zorunda olmamalı?

Ama öyle olmuyor maalesef. Belki onların zamanında daha kolaydı ikisini birlikte götürmek; ama ben yapamadım. Çünkü iki işi bir arada yaparsan, ikisini de iyi yapamazsın. Ben lanet mükemmel bir barmen oldum, yaptığım içkiler birkez daha isteniyordu; okula yoğunlaşmak isterdim ben de belki; ama istemedim bilmiyorum, okul ortamı çok mu sıktı beni o kadar sene, yoksa paraya mı kaptırdım kendimi anlamıyorum.

Kahretsin ki çok para beni biraz değiştirdi sanırım. Para kazanmak kolaydır, ama zamanı kazanamayız değil mi? Şu an mezun olmam gerekirken ben neden hala okuyorum?

Bölümümü seviyorum. Okumak başlı başına mükemmel bir şey, yeni dünyalara akıyorsun, çok farklı kafalara girip farklı düşünebilmeyi öğreniyorsun; ama sınıfta kitabı okuyan olmayıp sınavda benden yüksek not alanlara ne desem, cidden bilemiyorum?
Lanet olsun ki sınavlar, lanet olsun onlara. Ben eğer hoca olursam, ki büyük ihtimalle olmayacağım gibi görünüyor çünkü intihar söz konusu, her hafta ödev vereceğim öğrencilere, sınavlar da sadece formaliteden olacak, onlara yaptıkları ödevlerden puan vereceğim.

Lanet olsun, göremiyorlar ya, hayatım boyunca hocalarımı, öğretmenlerimi eleştirip durdum, ben böyle olmayacağım diyerek. Göremiyorlar, sınavlar bir şey katmıyor öğrencilere; sınavlarda hak edenlerin hakkını yiyenler var, en başta da sadece sınav notuyla verip, sözlü notu eklemiyorsan, çok bilgili olmak iyi hoca olduğun anlamına gelmiyor.

Önemli olan karşındaki kişinin vermek istediğini algılayabilmesidir. Öyle advanced seviyesinde kelimeleri yoğun olarak kullanarak bir şeyler veremezsin, kibirini pohpohlamak dışında. Güniz hoca sağolsun, bir şeyler aktarabilmeyi başaran nadir hocalarımdan. İngilizceyi güzel kullanıyor, güzel konuşuyor, bunun dışında da vermek istediği her bilgiyi çok da güzel iletiyor.

İntihardan buraya geldim, çünkü bir ders için birçok şeyden fedakarlık edip zamanımı verdiğim dersten hak etmediğim bir not alınca, koyuyor adama. Çok bilmek gerçekten, bir şeye yaramıyor, kafa karıştırmak dışında. Basit düşünemiyorum, üzgünüm. Derin ve detaylı düşünmek, hamurumda.

Neyse eleştirmenliği bırakıp da kendi hayatıma, intihara döneyim ben. İntihar denilen şey insanın bencil olabilip olamamasından başka bir şey değildir. Tüm borçlarımı ödeyebilmiş olsam, arkamda hiçbir şey bırakmasaydım, çekip giderdim o anda buradan.

Haha, bazılarına sorarlar milli piyango çıksa ne yaparsın? Ben, intihar ederim.
Bu arada milli piyango oynamam. 70 milyonda birdir çıkma olasılığı, olasılıksızlığı istemektir.

Evet, mükemmel hayatlarımız bizi “garantici” olmaya itmiştir. Garanti olmayan şeyler yapmak deliliktir, öyle mi?

Duygusal ve kendi hayatımdan çok diğer insanları düşünen bir insan olduğumdan sürekli karamsar ruhlu bir hayat yaşadım, hayat dense de buna?

Hmmm, susayım?, di mi?, Pollyanna olayım?, hmm, tövbe edeyim?, sabredeyim?, her işte bir hayır vardır diyeyim?, küçük şeyleri abartmayayım?, şükredeyim?

Peki.

Yeni nesle küfreden babamla, her şeyin din ve inançla çözüleceğine inanan çalışkan annemle, hak ve hukukun ne olduğunu bilmeyen, değer bilmeyen, tüketimci, çıkarcı, riyakar, sapkın bir dünya karşısında, normal ve iyi, saf insan olmaya devam edeyim, ayak direyeyim, yaşama, hayata karşı, pozitif olayım, nefret ettiğim ortama karşı?

Güvenebildiğim insanlar uzaklaştılar hayatımdan, her geçen gün de güvenemediğim bir sürü insanla yüzyüze gelip, yalancı kişilik takınmak zorunda olmak?

Gerçekten, ben olumsuz bakmıyorum, gerçekçi bakmak neden hep pesimist olmakla bağdaştırılır ki?

Psikolojik, purofosyonel tedavi mi alayım? İlaç mı versinler bana beni mallaştıran, düşünmemi engelleyen uyutan?

Üzgünüm, gerçekten, üzgünüm Amerikan edebiyatı okuduğum için, Fransız, Rus, İngiliz Edebiyatı okuduğum, Roma-Yunan edebiyatıyla kafamı bozduğum için, Freud’cu olduğum için, Sokratesci, Aristocu, Goethe’ci, Russell’cı, Dostoyevskicii Horace’çı olduğum için.

Akli dengesi, ruhsal durumu bozuk birçok yazar okuduğum için üzgünüm. Bildiğim için üzgünüm.

Ignorance is bliss derler, cahillik şahanedir. Beklentin olmaz, derdin akşamki ekmeğindir? Hayatın, kafan küçüktür, dert etmezsin, dünyayı, adaletsizliği, insan 
kusurlarını, hayatlarını. Kime ne, sana ne?

Bana ne? demek, isterdim.

Diyemiyorum, tüm dünyayı da kurtaramayacağım. Biliyorum.
Barışta olmak iyidir derler, evet, iyidir, barış mı var dünyada? Sürekli savaş içindeyiz, sürekli bir mücadele. Vazgeçmek midir çözüm?

Sivrisinek küçüktür ama o koca bedenlerimizi rahatsız etmeyi bilir değil mi? Doğru küçük ve etkisiz olacağımızı düşünmektense, belki, bir şeyler yapmaya çalışmak en doğru olanıdır.

Ama intihar etmek istesem kimse beni bencillikle suçlayamaz. Kimsenin hakkı yok buna, kimse benim hakkımda konuşamaz. Sen benim ayakkabılarımı giymedin, sen ben olmadan beni anlayamazsın, anlayamayacaksın da?

Beni anlayamadığın için anlayamadığın konularda konuşman doğru olmaz, olur mu?
2 kere 2 = 5 dersen gülerler. Çünkü sen deli’sindir, doğru olan, kime göre doğruysa artık, 4’tür, senin susman veya susturulman gerekiyor. Hala konuşuyor musun?
Konuş konuşabildiğin kadar. Sivrisineği patlatmak saniyelik bir uğraştır. İnanmıyor musun? Dün odamda 7 tanesini öldürdüm saniyelik bile değildi.

Hayat kötü gidiyor, hobbaa, hepimiz intihar edelim, demiyorum, zaten böyle bir şey de yok. Herkesin kendisine göre derdi varsa var, basit ve boş insanın derdi benimkiyle kıyaslanamaz. Çok önemli ve aşılamaz dertlerim yok belki de; ama şu basit soru, ki cevabı çok zordur, herkesi susturur. Ne mi?
Neden yaşıyoruz?

Öleceksek neden yaşıyoruz? Nefes almamız nedendir? Herkesin kendine göre cevabı vardır. Benimkini de cevaplandırıp daha üniversitenin ilk sınıfında dövme olarak koluma yaptırmıştım.

Yaşıyoruz çünkü öleceğiz. Öleceğimiz için yaşamı anlamlandırmaya çalışıyoruz doldurarak ya da doldurmayarak. Anı değerlendirmeliyiz, çünkü öleceğiz, gelecek kestirilmez.

Heves bırakmıyorlar insanda. Hevesim bitiyor. Uğraşıyorum uğraşıyorum ama çoğu zaman boşuna. Hayatta kalmamı sağlayan şey de işte bazen uğraşımın karşılığını görebilmek, vefa görebilmek. Vefasız ve ikiyüzlü hayattan sıkıldım ve yoruldum. Daha yaşım kaç? Kaçsa kaç, 22 sene de öyle hemen bitmez.

Askere gitmek istiyorum. Uzun dönem askerlik yapmak istiyorum gönüllü olarak. 

Bununla birlikte doğuda veya doğu sınırında askerlik istiyorum. Yaşamım için adrenalin pompalamak, emir altında düşünmeden itaat etmek belki beni adam edecektir, artık o ne demekse? Belki aptallaşırım, beynim yıkanır da düşünememeye başlarım derin derin.
Beni uğurlasınlar istemiyorum, askere falan. Ben kendim için yapacağım bunu. Ülkem için belki yapıyormuş gibi görüneceğim; ama sadece kendim için. Gerekirse askerliği meslek edineceğim. İnsanlara bir şeyler öğretmeyi seviyorum ya da sevdiğimi sanıyorum. Öğretmenlik yaptım bir süre, özel ders hala veriyorum; insanların bir şeyleri başarmasını görmek ve bunda katkım olduğunu hissetmek hoşuma gidiyor.

Üniversite böyle değil ama. Ankara’da isteyen alırdı, ve ben ister alırdım. İstanbul’da istiyorum, istediğimle kalıyorum.

İnsan ilişkilerinin gittiği yere bak... Müzik dinlemek için eskiden uğraşırdık, para biriktirir bir kaset alabilmeye çalışırdık ve o zaman dinlediğim şeye ben müzik diyordum. Şimdi korsanlık her yerde. Tadı yok be. Eski kafalı değilim; azlığın, fakirliğin, acı çekmenin değerini biliyorum ve bunu bulamıyorum. Beni yargılamayın, yo, hayır, ben, mutsuzum. Mutsuzluğuna son vermek belki hayatına son vermekle doğru orantılı olmak zorunda değil; ama katlanmak istemiyorum. Kafamın yanlarından başlayan o gergin baş ağrısını stresini çekmek istemiyorum, ve insanlar beni iyi hatırlıyorlarsa, öyle veda etmek en iyisi.

Ama etmeyeceğim. Okulu bırakmayı düşünüyorum askerliği uzun süre yapabilmek için. Planım şu: Askerliğe git, uzun dönem yap, paralı askerlik yap, o parayı aileye yolla, ödesinler tüm borçlarımı, aile refaha ulaşınca da zaten meslek askerlik, silah kucağımda, ayak ucumda, sık beynine ve uç git öbür tarafa arkandakilerin ahına, insanların yüzsüzlüğüne daha fazla maruz kalmadan.

Huzur.

Öteki dünyayı düşünmeden hareket ettiğimi de söyleyecek olabilirsiniz. Evet. Öteki dünyayı düşündüm çok kez ve vazgeçtim düşünmekten. Bilemeyeceğin şeyler hakkında kafa yormaya ne gerek var?

Kuran’da demiyor mu? Herkes günahlarını çektikten sonra cennete alınacak? İncil’de Tevrat’ta demiyor mu insanlar günahkar olarak doğmuştur? Günahkarım, bunları çekmekse borcum, çekerim yanarım, başa gelen çekilir derler, çekilmeyecek derecede olacak olsa da öldük zaten bir daha ölecek değiliz ya?

Tanrı, Allah, Yaratan da zaten bu kadar sadist bir varlık olmasa gerek.

Hades dünyadaki ruhlar dinlemiyor beni, bari sen duy, al beni buradan, hala içimde biraz saflık var iken, ya da bekle ben bir borçlarımı sileyim geleceğim sana, öptüm, lav manzaralı ev istiyorum, hep merak etmişimdir lavın insanları nasıl bir anda eritebildiğini. Görüşmek üzere.

4 Aralık 2012 Salı

İntihar Esintisi

Bu aralar intihar etmeyi çok düşünüyorum.
Demoralize oldum hayattan, çok sıkıntılıyım.
Anlatamıyorum
Anlatmak istemiyorum
Çekip gitmek istiyorum
2012 lütfen dünyanın sonu ol
Kurtulayım.

3 Aralık 2012 Pazartesi

Sigara beyne ne yapar?




Sigara tüketiminin, beyni çürüterek bellek, öğrenme ve muhakeme yetilerine büyük zarar verdiği ortaya çıkarıldı.
Londra'daki King's College'da 2004 yılında başlayan araştırmada yüzde 55'i kadınlardan oluşan katılımcıların sağlık durumları ve yaşam tarzları ile ilgili veriler kaydedildi. Daha sonra katılımcılardan bir dakika içinde yeni sözcükler öğrenmeleri ya da mümkün olduğunca çok hayvan ismi söylemeleri istenerek beyin işlevleri kontrol edildi. Aynı testler, dörder yıl ara ile iki kez yinelendi.
Araştırma süresinde sigara kullanan kişilerin bilişsel yetilerin sigara kullanmayanlarınkine oranla çok daha fazla gerileme olduğu belirlendi.
Araştırmacılar, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi yaşam tarzına bağlı nedenlerle kalp krizi ve inme riski yüksek olan kişilerde beyin işlevleri kaybı riskinin de yüksek olduğunu keşfetti.Sağlıksız alışkanlıklar arasında beyne en çok sigara tüketiminin zarar verdiğini ifade eden araştırmacılar, yüksek tansiyon ve obezitenin de beyni etkilediği, ancak sigara tüketimi kadar zararlı olmadığını belirtti.65 yaş üstü her üç kişiden birinde bunama görüldüğüne işaret eden araştırmacılar, insanların sağlıklı beslenerek, düzenli egzersiz yaparak, sigarayı bırakarak tansiyon ve kolesterol seviyelerini kontrol altında tutarak risk oranlarını azaltabileceklerini söyledi.



(Dr Uhud.)

30 Kasım 2012 Cuma

"An'ı Yakalamak"




Sol kolumun bilek ve dirseği arasında “Carpe diem, quam minime credula postero” yazar. Bir diğer deyişle “Seize the day, trust the future as little as you can.”

Bir diğer deyişle “Anı yakala, geleceğe çok bel bağlamadan.”
Bu dövmenin manası benim için, gelecekte ne olacağını bilemeyeceğimizden tam da şu anımızı bilinçli olarak değerlendirmemiz gerektiğidir. Çünkü geleceği oluşturan şu anda, yani “present”ta yapacağımız şeyler olacaktır.

Şu anda olanlar bu nedenle gerçeklerdir, sahip olduklarımız, şu anki durumumuz, şu anki benliğimiz –eğer bir tane var ise-. Ayrıca benim için bir diğer anlamı da “Anı değerlendir, gelecekte olacak şey ölümdür. Ölmeden yapabildiğini yap ki yaşamının bir anlamı olsun.”

Dövmemin Latince olarak kolumda olması da bir “anı yakalama” mesajı aslında. Dövmeyi yaptırdığım zamanları “anı”msatsın diye Latince. O dili, o zamanlarda öğrendiğim felsefik düşüncelerle birleştirdim. Bana geçmişte aldığım Latince derslerimi, okuduğum çeşitli felsefe kitaplarını, derslerde yeni yeni öğrendiğim Trasncendentalism felsefesini ve o zamanda hayatımda olan insanları anımsatır.
“Anı” yakalayıp, onu koluma kazıtmıştım – içime kazıdığım gibi -.

Saul Bellow’un Seize The Day romanına gelecek olursak; bu romanda Wilhelm Adler ismindeki ana karekterimizin anı değerlendirirken iç dünyası ile dış dünya arasındaki çatışmasını ele alabiliriz.



Tommy Wilhelm Adler’in Kimlik Arayışı

Tommy Wilhelm 44 yaşına gelmiş orta yaşlarda, orta gelirli sınıftan, işini kaybetmiş, eşini “kaybetmiş” iki çocuğu olan ve hayatında hep kayıplar yaşamış duygusal bir karakter. 44 yaşına gelmiş ve hala babasının gönlünü almaya çalışan bir “çocuk” gibi karşımıza çıkıyor. Tek başına olarak, ayakları üstünde durmayı pek başaramamış gibi görünen Tommy babasından maddi ve manevi destek aramaktadır.

Babası ise onu hep reddeder ve aradığı yakınlığı bulamaz. Komik olan, babası onun çocuk olmasını istemez ama bir yandan da eskisi gibi davranmaya devam eder. Tommy’nin kendisi de babasına karşı hep çocuk gibi davranmaktan kendini alamadığını itiraf eder. Bir değişimin gerçekleşmesi gerektiğinin iki taraf da farkındadır.

“Babasının oğlu” olamamasının dışında dışarıya karşı da hep “katmanlı” bir tavır takınır. Hayattan ümidi kesmiş yaşlı insanlarla dolu bir otelde yaşamını sürdürür. Çevresi, savaş sonrasında gerçeklik arayan ve teknolojinin getirdiği makinalaşmış materyal kafalarla doludur ve “duygusal” kimliği kendisini içedönük bir insan olmaya iter.

İçedönük, yalnız ve sessiz bir karakter olması da diğer insanlardan kendisini ayıran şey olur. Dışarıya karşı hep farklı kimliklerde takınır. Aktör olmak için adını değiştirir, Tommy Wilhelm olur.

–Babasının mesleğini reddedip, aktör olmak için okulu bırakmasının yanında; belki, babasının kendisine destek vermemesinin bir diğer sebebi de babasının soyadını artık taşımak istememesinden ileri geliyor olabilir.-

Bunda dikiş tutturamaz. Hayatı boyu rollere bürünmesine rağmen aktörlük işinde başarısız olur.

Rol yapmak ataerkil düşünce yapısına göre kadınlara atfedilmiş bir hareket. Kılığa bürünmek, makyaj yapmak, maske takmak... Babasıyla arasındaki kapışmaya bu düşünce yapısı da neden olmuş olabilir.

Klişe olan “Yahudilerin parayı kullanma konusundaki kurnazlığı”nın oğluna geçmemiş olmasına da alınıyor olabilir Doktor Adler.

Başarısız olmasının yanı sıra kendisine karşı çok acımasız bir tavır takınan Tommy, adeta bir mazoşist gibi kendisine sürekli hakaretlerde bulunur.
“Though he called himself a
hippopotamus, he more nearly resembled a bear.”
“Ass! Idiot! Wild Boar! Dumb mule! Slave! Lousy, wallowing hippopotamus!
Wilhelm called himself as his bending legs carried him from the dining-room.”

Her şey bir yana kendisinin bu zalim dünyada “yumuşak kalbi” ve “hassas duygularıyla” yer etmediğini düşünürken, kendisine bu kadar mazoşistçe davranmaması gerekir. Kaldığı oteldeki emekli yaşlıların ve babasının kendisinde görmek istedikleri “başarılı Amerikan” modeline uymamasını umursamayıp idealist bir şekilde aktör olmak isteyip ailesinden uzaklaşması cesurca bir hareket. Yalnız, bu hedefinde başarısızlığa uğrayıp tekrardan her şeyi babasından beklemesi ve babasını zaman içinde sadece “para” olarak görmesi de aralarını düzeltmeyecektir. Babası oğlunun görünüşünden pek haz etmemektedir:

“What a dirty devil this son of mine is. Why can’t he try to sweeten his appearance a little?”

Babasının bencil hayatını savunmasam da başarısızlıklar içinde “boğulmuş” olarak Tommy’nin, babasının deyişiyle “Wilky”nin, biraz da olsa duygusallıktan uzaklaşıp kendini eyleme koyması gerekir.

Geçmişteki başarısızlıklarını düşünüp, kendine zarar vermek dışında geleceğe bakması gerekir. Dışarıyı eleştirip kendi aklını ve ruhunu zehirlemesi, yani sadece kendini düşünmesi Tommy’nin bencilliğidir.

Satış-pazarlama işine girip onda da adam kayırması, kendisini pazarlayıp başka bir “katman” takınması, maske takması bir diğer başarısızlık olup karşımıza çıkar.

Babası rolünü “üstlenen” Dr. Tamkin de üçkağıtçının tekidir. Tommy’ye sürekli akıl verir kendisi hakkında dile döktüğü yalanlar dışında. Dr. Tamkin carpe diemci yaklaşımında, Tommy’ye dünü düşünmemesini, bunun faydasız olduğunu ve aynı şekilde geleceğin de sadece endişe ve sıkıntılarla dolu olduğunu şu anı yaşaması gerektiğini söyler.

Dr. Tamkin, Tommy’nin hayatındaki son paralarını (700$) yatırım işine vermesini istemesi ve sonrasında yatırımının batmasıyla ortadan kaybolması da Tommy’nin en büyük başarısızlıklarından biridir.

Dr. Tamkin’e göre insanın içinde birçok ruh vardır.

“But there are two main ones, the real soul and a pretender soul”

Tamkin, bir insanın arınabilmesi için “Taklitçi Ruh”unun egoist eğilimlerinden kendini koparıp “Gerçek Ruh”una göre hareket etmesi gerektiğini söyler.

The pretender soul diverts the individual from his true course by substituting vanity for love and social success for genuine selfhood. Yet man in his blindness yields to the domination of the pretender soul. “This,” say Tamkin , “is the main tragedy of human life”

Hollywood’da kariyer kovalaması ve Dr. Tamkin’e son parasını vermesi dışındaki üçüncü büyük yanlış tercihi-hatası-başarısızlığı Margaret ile olan evliliğidir.

Kadın avcısı gibi davranan Tommy’nin metresi vardır ve onunla evlenmek ister; ama karısı kendisinden boşanmaz. Kimlik arayışında bir diğer başarısızlığı da budur. Karısı onu boşamamakla kalmaz ve bir ton da nafaka alır.

Babası da bu durumu eleştirir:

“I didn’t have fifty women . . . I stayed at home and took care of my children”

Ne evliliğinde, ne parasal durumunda, ne ailesiyle olan ilişkisinde, ne işinde, ne de insanlarla olan iletişiminde başarılıdır. 44 yaşına gelmiştir ve hala gerçek ruhuyla yüzleşemez ve bencilce mazoşistçe kendisiyle boğuşur. Görüşümüne de hiç dikkat etmez. “The Heavy Bear Who Goes With Me” şiirindeki gibi kendisinden nefret etmektedir.

“Reckoning day”inde yani kendisini ölçüp biçtiği bu epifanvari günde en son Doktor Tamkin’i ararken bir cenaze sürüsünün içinde bulur kendisini.

“His” gücünün farkına varır. Bu yahudi cenazesinde kendi kimliğini, insan kimliğini algılamaya başlar.

“Gazap Üzümleri”ndeki gibi “transcendental” insanüstü ruhani varlığı hisseder:

“There is a larger body, and from this you cannot be separated . . . far beneath . . . the real soul says plain and understandable things to everyone. . . . There truth for everybody may be found, and confusion is only—only temporary, thought Wilhelm”.

Sanki bir anda aydınlanma yaşayarak eski bencil kimliğinden arınır. Ve sular seller akar gözlerinden. Artık kelimenin tam anlamıyla kendi gözyaşlarında boğulur; ama bu boğulma bir acıyı temsil etmez onun için, artık yeniden doğmuştur. Merhum adamın yüzüne bakarken belirsiz bir kalp sızısıyla güçlü hisleri onu ağlamaya sürükler.Herkesin paylaştığı canlı insanüstü hisse kavuşmuştur artık. Bir kahraman olarak görünmese de artık bir anti-kahraman da değildir:

Soon he was past words, past reason, coherence. He could not stop. The source of all tears had suddenly sprung open within him, black, deep, and hot and they were pouring out and convulsed his body, bending his stubborn head, bowing his shoulders, twisting his face, crippling the very hands with which he held the handkerchief. His efforts to collect himself were useless. The great knot of ill and grief in his throat swelled upward and he gave in utterly and held his face and wept. He criedwithallhisheart.

He, alone of allthepeople in thechapel, wassobbing. No oneknewwho he was.

One woman said, “Is that perhaps the cousin from New Orleans they were expecting?”

“It must be somebody real close to carry on so.”

“Oh my, oh my! To be mourned like that,” said one man and looked at Wilhelm's heavy shaken shoulders, his clutched face and whitened fair hair, with wide, glinting, jealous eyes.

“The man's brother, maybe?”

“Oh, I doubt that very much,” said another bystander. “They're not alike at all. Night and day.”

29 Kasım 2012 Perşembe

Stop (Little Scenerio)




Stop

            Shot 1: Bird’s eye view of a street at night. A man is running, while others are just walking and some of them looking at him curiously. There is a heavy rain. The sound of rain is heard at the background.

            Shot 2: Wide angle view of the street named “Wrong Turn” from the street lighting. The man is slowing in front of a house and gazing at it.

            Shot 3: Camera panning on the surface of the house before it stops on a window fitted with bars. Soft music is arising while the camera is zooming in.

            Shot 4: High angle view of the interior of the sitting room shot from the bookshelves. There is not the sound of rain anymore. The golden clock is very big and is shining
.
            Shot 5: Medium shot of the table prepared with meticulous care. The couple is sitting and having their romantic candlelit dinner. However, there is an uneasy feeling on the pale complexion of the man.

            Shot 6: Suddenly a row breaks out. Several shots and reverse shots indicating the couple shouting each other.

            Shot 7: Close-up on their hands touching. The woman moves her hand towards the edge of the table before it falls down and standing loosely. Music gets looder.

            Shot 8: Close-up on the woman’s face showing shock and disappointment. Accompanying a deafening sound of a hard blow from the window opened with a scratch. Rain drops are heard from the hard surface of the carpet.

            Shot 9: Medium shot of the man in a bitter regret, looking at the clock.

            Shot 10: Camera zooming on the carpet to reveal where the raindrop sound came from.

            Shot 11: The woman stands up and running outside with bare foot.

            Shot 12: Low angle view of the woman from the man’s eye watching her departure.

            Shot 13: The clock ticklening is getting louder and the flash of lightning is reversed on the surface of the clock indicating the darkness of the outside.

            Shot 14: High angle view of the woman from the window. The man is shouting desperately at the woman before a dark car hitted her.

            Shot 15: Worm’s eye view of the car is fading away from the perspective of the woman lying on the wet floor.

            Shot 16: Wide angle view of the people crowding over the woman. Camera panning on the street before it stops on the street light whose light is falling on the traffic sign.

            Shot 17: Camera zooming on the sign “Stop” and pan ends with a fade out. 

Elveda dedi ve...


28 Kasım 2012 Çarşamba

Nice Beşyüzlere


From "savagechickens.com/images/500_725.jpg"


Zaman geçmek bilmiyor ki bizler de soluklanalım rahat kafalarla.
Her şey küçük bir girişkenlikle başlamıştı.
Sonrasında taşan duygular, yerinde duramamalar başladı.
Ve döküldü kelimeler bir bir parmaklarımdan.
Yazdı da yazdı, bazen paylaştı; ama yerinde duramadı.
Kimi zamanlar suskundu, ulaşamadılar klavyelere.

Törpüledi zaman, zaman zaman.
Gerçi bu aralar da suskun gibiler.
Çok yakındır ey ahali nice beşyüzlerin zorlanması.
Düşünceler eyleme döküldüğü an
Durduramayacaklar içindeki arzuyu
Yeter ki sen kalk ayağa da sadece eylemde bulun.

25 Kasım 2012 Pazar

Ayakların


Ayaklarının seni desteklediğini
Taşıdığını biliyorum
Onların üstünde yükseliyor
Göğüslerinin morluğu
Çift çift
Gözlerinin çifti ruh dışkısı gibi
Uzaklara giden yuvalar
Devasa efsanevi gülüşün
Kırmızı elbiselerde
Benim minik kulem

19 Kasım 2012 Pazartesi

Turning Back

I will not give up myself, never happened, will never happen.

Soon, soon, and fucking soon...

I will be back soon, wait for my call.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Kendi Hayatımız



Zamandan daha önemli olan o zamanları kimlerle geçirdiğin tabii ki. Tabii kendinle de geçirebilirsin, ama en iyisi meşguliyettir. Meşgul edersen başını kendinle başbaşa kalmaktan kaçmış olursun. İnsan kendisiyle çok uzun süre yalnız kalmamalı. Üzgün insan üzülmek için zamanı olan insandır. Güçlü olmak için üzülmeden, karşılık beklemeden doğru ve iyiyi yapmakta ayak direyeceğiz. 

Karakterimiz farklı tabii birçok insandan, çünkü her insanın karakteri farklı, herkes eşsiz dünyada. Bir kendim sanardım içimden konuşan, tek ben olmadığımı üniversite 1'de öğrenmiştim komik bir anıydı benim için. Herkes düşünüyormuş, oysa herkes gerizekalı gibi gözüküyordu, demiştim. 

Boş düşünmek diye bişi de var anlamamıştım ilk, o zaman zamanı değil zamanı nasıl geçirdiğimiz ve kimle geçirdiğimizin yanında nasıl düşündüğümüz de önemli, yani, kısaca, ''farkındalık''.

Ne yapıyorsak, cidden farkında olup, istediğimiz için yapalım ki yaşadığımız şey kendi hayatımız olsun.

15 Eylül 2012 Cumartesi

Aplajık

Sen bitanesin bilmiyorsun bunu
Senin gibi apla yok be valla

Sana kötülük yaptım çok bir ikimiz biliriz
Seni üzmek değildi amacım bil bunu bilmiyorsun

Özledim seni çok nerelerdesin ne yapıyorsun
Uzaktasın beni düşünüyorsun

Gerçekten gözlerimden yaş geliyor kalbimde
Senden güç alıyorum haberin yok

Görüşemedik ne zamandır çok zamandır istiyorum
Görüşelim artık ya geleyim yanına biraz zaman geçirelim

İçelim kafa olalım yad edelim geçmişi
Şikayet edelim geçmişten şimdiden gelecekten

Saçma saçma konuşup ağlaşalım omuzlarımızda
Senin dünyan var benimki, farklı

Biliyorsun farklıyım farklısın ayrı gibiyiz
Ama kalbimiz bir senin benim uzak ama uzakta değil

Yaptıkların gücüme güç katıyor sonlara yaklaşıyoruz
Artık biraz daha kasma vaktidir sanki

Yollarımız ya birleşecek ya da uzaklaşacak sınırdayız
Beni ben olduğum için seven nadir kişilerden desteğinle burdayım

Desteğim var arkanda hisset bunu
Sen varsın diye ben daha mutluyum, apla

3 Eylül 2012 Pazartesi

Özel Cümleler





İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir. Goethe

Bir yetenek sükûnet içinde meydana gelir, karakter ise dünyanın fırtınaları içinde. Goethe

Büyük kusurlara sahip olmak, ancak büyük adamların imtiyazıdır. La Rochefacuald

Ben dalgın insanları çok severim. Bu onların iyi olduklarını, fikir adamı olduklarını gösterir. Zira kötüler ve boş kafalılar, her zaman uyanıktırlar. Prens de Higne

Bilimde tercihen en yeni yapıtları, edebiyatta en eskileri oku. Klasik edebiyat her zaman yenidir. Bulwer Lytton

Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım, benim hala eskisi gibi olduğumu düşünürler. G. Bernard Shaw

İnsanın kendisini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek kadar boş zamanı olmasından ileri gelir. G. Bernard Shaw

Cehennemde ateş yoktur, her insan kendi ateşini bu dünyadan götürür. Pir Sultan Abdal

Hayatta rast geldiğim her insan bir bakımdan benden üstündür ve ben onlardan bir şey öğrenebilirim. Emerson

Gerekeni yap ve güce sahip ol. Emerson

İnsanları hayvanlardan ayıran şeyin ne olduğunu sonunda öğrendim, mali sıkıntıları! Emerson

İnsanın yaşam düzeyini bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum. Henry David Thoreau

Yapmak istediğin her şeye düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka gerçekleştir. Benjamin Franklin

Üç tutku, basit fakat ezici derecede kuvvetle hayatımı ellerinde tutmuştur; sevgiye olan özlemim, bilgiyi araştırma merakım ve insanlığın çektiği acı için duyduğum tanımlanamayacak kadar büyük bir merhamet. Bertrand Russell

Nerede olursanız olun elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın. Theodore Roosevelt

Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland

Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir. Leonardo da Vinci

Kitap bir aynadır. Ona bir eşek bakacak olursa karşısında elbette bir evliya görmez. George C. Lichtenberg

Çömez yakınıyormuş: “Bize öyküler anlatıyorsun ama anlamlarını açmıyorsun.’’
Usta yanıt vermiş: ‘’Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?’’ Paul Brunton

Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama birçok insan da bunun üstesinden gelmektedir. Helen Keller

Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar. Alfred Lord Whitehead

Deneyim en acımasız öğretmendir; fakat en iyi öğretmen de odur. C. S. Lewis

Durmak ölüm, taklit uşaklık, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir. L. Y. Rauke

İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır. A. Toffler

Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir. St. Exupery

Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden daha iyidir. Nathaniel Emmons

Zor bir iş, zamanında yapılması gerekip de yapılmayan kolay işlerin birikmesiyle oluşur. Henry Ford

Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Latin Atasözü

Bütün büyük işler küçük başlangıçlarla olur. Cicero

Ya başlamamalı, ya da bitirmeli. Ovidius

Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil

Hepimiz zamanın kısalığından söz ederiz de; boş geçen zamanı nasıl geçireceğimizi bilmeyiz. Seneca

Gücünü aşan rolü üzerine alırsan, bu rolü, iyi oynamadığın gibi yapabileceğin rolü de terk etmiş olursun. Epiktotes

Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır. Balzac

Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan kurtarır. Konfüçyüs

“Bundan yirmi yıl sonra, yapmadığınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan daha pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın, rüzgarları arkanıza alın, araştırın, hayal edin ve keşfedin.” Mark Twain

Yapacağın ilk şeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Morrison

Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings

En büyük zaman hırsızı, kararsızlıktır. C. Floru

İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluluğu, zenginliği, fakirliği yapan zihindir. Edmund Spenser

Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir. Anthony Robbins

Ne geçmiş vardır ne de gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır. A. Cowley

Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar. Emile Raux

Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir. Benjamin Disraeli

Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün. Steve Chandler

İnsan bir şeyi çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şey erişilemeyecek kadar yüksekte değildir. Hans C. Andersen

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.