Kalkmalı doğrulmalı geç olmadan.
31 Aralık 2012 Pazartesi
25 Aralık 2012 Salı
23 Aralık 2012 Pazar
Ölü Anlar
Sen nesin biliyor
musun?
Bilgisayarımın açık ekranısın. Seni görüyorum, dokunuyorum
hissediyorum; ama mouse’um lazerli kablosuz. Kullanılmadığında ışığı gidiyor ve
ok işaretini masaüstünde görsem de her ne kadar hareket ettirsem de o hareket
etmiyor. Kumanda elimde ama kontrol edemiyorum; seni değiştiremiyorum.
Gücümün dışında kalıyorsun oysa bu kadar yakınken.
Sen beni iyi hatırlamak istiyorsun. İçinde olmamı
istiyorsun; ama gerçekliğimle değil sadece aklındaki anılarınla. Anılar ölmez
hatırlamayı bırakana kadar. Hatırlamak ise can yakar. Can yaksa da isteriz
uzanmak onlara. Acı çeke çeke seversin, haz alırsın bir seks gibi. Beyninle
sevişmektir başkasını hatırlamayı sürdürmek.
Kontrolü sende olan bir şeydir. İstediğin zaman ölümden
döndürürsün ve yaşarsın. Canını yakar ama sadece senin istediğin zamanlarda. Bu
yüzden güzel olan uzaktan sevmektir. Kontrolünü bırakmak istemezsin. Bu
fedakarlıktır kontrol edemediğin şeylerin olduğunu görmek ve ellememek.
Fakat sen ona elini sürmek zorundasın, değil mi? O zaman
yalnızlığımı alamayacaksın, iki yalnızlığı paylaşamayacak kadar bencilsindir.
Bir zamanlar “to live is to die” derdir, panomda da
asılıdır. Bugün ona tekrar baktım, ve “to dive is to lie” olarak gördüm. Dalmak
yalan söylemektir, yaşamak ölmek değildir. Bazı şeyleri yüzeyde bırakmak,
derinlemesine incelememek gerekiyor hayatta anlaşılan.
Sonra aklıma
eskilerden birisinin sözü geldi: “Hayat derinlerde, sen denizin
yüzeyinde yüzüyorsun.”
Dalmak mı gerekiyor, hayatı yüzeyde yaşayamaz mıyım?
Sevdiğim bir arkadaşım derdi: “Birisi mutluysa yaptığı
şeyle, hayatıyla; senin onun mutluluğuna karışmaya hakkın yoktur. Bırak
insanları mutluluklarıyla, tercihleriyle.”
Ben bunu öğüt bilip karışmadım insanların mutluluklarına,
onları değiştirmeye çalışmadım. Eksikleriyle sevdim herkesi seni de öyle.
İnsanları çok düşünmek mi benim hatam? Düşüncesiz, vurdumduymaz, soğuk dediler
hayatım boyunca bana. Her şeyi içimde yaşayıp onların hayatlarına müdahil
olmayıp sadece mutluluklarını paylaşmak için.
İyi günlerinde yanında oldum; üzüntülerinde de
yanlarındaydım; ama içimde yaşadım hep bunu. Kendimin gibi sırtlandım
dertlerini. Herkes sorununu kendi başına çözmeli, çözebilmeli, kendi yüzleşmeli
gerçeklerle. Benim düşüncem budur.
Ama onlar bilmediler, onları ne kadar önemsediğimi,
önemsenmediklerini düşünerek.
Bu yüzden acı çektim. Benim acım, acıdır. Zevk almam acıdan.
Ah şarkılar, siz ne çok üzüntü, hırs, kin, sevinç, çoşku,
ayrılık, barışma, haykırış ve soluklara kadirsiniz.
Benim ayinim müzikler ve yalnız başıma kafa sallamaktır.
Transa geçiyorum kafa sallayan hacılar gibi.
Mükemmel bir şey müzik, gerçekten.
Her duygunda sana güç verebiliyor, istediği gibi düşündürtebiliyorlar. Seni
müzikle aşıyorum diğer herkesi müzikle aşabildğim gibi.
Sen “Dead memories” isimli şarkısısın Slipknot grubunun.
Çünkü anılar ölü anlardır. Hayatında kalacağım ama ölü olarak; ve aynı şekilde,
sen de bende öyle kalacaksın.
12 Aralık 2012 Çarşamba
Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın
Bir gün kaldığın yerden başlayacaksın
Biri seni bulacak
Önce korkacaksın eski acılara yakalan...maktan
Biraz ürkeceksin!
Ne kadar dirensen de nafile.
...İnsansın sonuçta, seveceksin
Eski acılara bakıp da küsme sevdalara
Gâvura kızıp da oruç bozulmaz!
Sök at kafandan acaba'ları!
Bir kemik iki defa aynı yerden kırılmaz..."
Can Yücel
Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...
Can Yücel
Dilek
"Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi...
Bu bahar gününde, dertliyi, ümitsizi...
Terfi etmiş memur, sınıf geçmiş öğrenci, kadını, erkeği, yaşlısı, genci.
Sevgililer baş başa, muratlarına ermiş.
Çocuklar el ele bir halka oluvermiş.
Görmek isterdim camlardan, odalarda oturmuş.
Radyoyu açmış, küçük sofrayı kurmuş.
Yol, meydan, dere, tepe, dağ, bayır, kır...
Vapurlar, limanlarda yola çıkmaya hazır.
Gazinolar, plajlar, sinemalar açık.
Her dilde bir şarkı, her dudakta bir ıslık.
Ne yoksul ahı, ne çocuk hıçkırığı, ne hasta iniltisi...
Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi..."
Ziya Osman Saba
Bu bahar gününde, dertliyi, ümitsizi...
Terfi etmiş memur, sınıf geçmiş öğrenci, kadını, erkeği, yaşlısı, genci.
Sevgililer baş başa, muratlarına ermiş.
Çocuklar el ele bir halka oluvermiş.
Görmek isterdim camlardan, odalarda oturmuş.
Radyoyu açmış, küçük sofrayı kurmuş.
Yol, meydan, dere, tepe, dağ, bayır, kır...
Vapurlar, limanlarda yola çıkmaya hazır.
Gazinolar, plajlar, sinemalar açık.
Her dilde bir şarkı, her dudakta bir ıslık.
Ne yoksul ahı, ne çocuk hıçkırığı, ne hasta iniltisi...
Mesut olmuş görmek isterdim hepinizi..."
Ziya Osman Saba
11 Aralık 2012 Salı
Fantezi
"Fanteziler gerçek dışı olmak zorundalar.
Çünkü istediğiniz şeyi elde ettiğiniz anda artık onu istememeye başlarsınız. İsteğin devam edebilmesi için objesinin sürekli olarak eksik olması gerekir. İstediğiniz o şey değildir, onun fantezisidir.
İstek çılgınca fantezileri destekler.
Sadece gelecekteki mutluluğumuzun hayalini kurarken gerçekten mutlu oluruz derken Pascal'ın anlatmak istediği de buydu.
Bu nedenle "avlanmak, öldürmekten daha zevklidir." deriz.
ya da "ne dilediğine dikkat et." Ona sahip olacağın için değil, çünkü ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için.
Lacan'ın verdiği ders şu: İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi asla mutlu etmez. Gerçek anlamda insan olmak demek fikirler ve idealler için yaşamak demektir. Hayatınızı istediklerinizin ne kadarını elde ettiğinizle değil yaşadığınız samimiyet, şefkat ve özveri anlarıyla ölçmek demektir.
Çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir."
Dr. David Gale /The Life of David Gale
ya da "ne dilediğine dikkat et." Ona sahip olacağın için değil, çünkü ona sahip olduğun zaman artık onu istemeyeceğin için.
Lacan'ın verdiği ders şu: İstekleriniz doğrultusunda yaşamak sizi asla mutlu etmez. Gerçek anlamda insan olmak demek fikirler ve idealler için yaşamak demektir. Hayatınızı istediklerinizin ne kadarını elde ettiğinizle değil yaşadığınız samimiyet, şefkat ve özveri anlarıyla ölçmek demektir.
Çünkü sonunda kendi hayatlarımızı önemli kılmanın tek yolu diğer insanların yaşamlarına değer vermektir."
Dr. David Gale /The Life of David Gale
Much madness is divinest sense
|
MUCH madness is divinest sense | |
| To a discerning eye; | |
| Much sense the starkest madness. | |
| ’T is the majority | |
| In this, as all, prevails. | 5 |
| Assent, and you are sane; | |
| Demur,—you ’re straightway dangerous, | |
| And handled with a chain. |
emily dickinson
Bir Hayali Gerçekleştirebilmek
* İlk olarak yapılması gereken, ne istediğinizi düşünmek ve yazmak.
* Hedefi net ve basit olarak yazmak gerekir.
* Hedefin gerçekleşmesini istediğiniz zamanı belirlemek gerekir.
* Başlangıç ve bitiş tarihini koymak gelişimi görmek açısından önemlidir.
* Sonra hedefinize ulaşmanız için yapmanız gereken şeyleri araştırmanız gerekir.
* Neler yapmanız gerektiğini yazmalısınız.
* Hedefe ulaşmak kolay değildir her zaman.
* Karşılaşacağınız zorlukları önceden bilmelisiniz.
* Korkularınızın çekindiğiniz noktaların neler olduğunu yazmalısınız ki bunları hedefinizi yazarken az çok bilirsiniz, yapmanız gerekenleri yazarken sıkıntı çekiyorsanız ve içinizde bir telaş ve önyargı bulutu oluşuyorsa bunların neler olduğunun farkına varın.
* Her hedef bazı fedakarlıklar ister. Yapacağınız fedakarlıkları kenara yazın. Zaman önemlidir. Yaptığınız fedakarlıklar sizin başarınızın önemini arttıracaktır. Fedakarlık denilen şey de başarı yolunda aşmanız gereken tepelerdir.
* Kendinizi asla kandırmayın. Bir şey yapılması gerekiyorsa kesin olarak yapılmalıdır. Ertelemek hiçbir işe yaramaz.
* Çünkü unutmayın bitiş tarihini belirlediniz, bitiş tarihi varsa bir şeyde an çok önemlidir.
Eğer kafanızda ne yapmanız gerektiği, hedefiniz, plan-program varsa güzel.
Şimdi başlıyor mücadele. Yani plan ve program eylemsiz hiçbir şeydir. Başarmak istemenin yarısıdır derler. Hayır eylem başarmanın yüzde 99'udur. İstemek sadece yüzde birdir.
İstemek denilen şey yapacaklarınızın planıdır.
Asıl olay değişiklikler yapmaya başlamak ve bunları birinci elden takip etmektir.
Yaptığınız farklılıkların farkında olun her zaman ve farklı yaptığınız için kendinize gülümseyin. Çünkü değişmeye başladınız ve başarıya ulaşmanız için adım atıyorsunuz.
Başarı bir süreçtir. Hemen gerçekleşmez. Adı "başarı"dır çünkü sürece karşı zorlukları aşmanız gerekir.
Son söz hedef net olarak kafanızda belliyse, hedefinize ulaşmış halinizi sürekli düşünün. Düşünmek sizi ona çekecektir. Adımlarınızı sıklaştırmanız gerekmiyor. Adım atmanız gerekiyor.
Gözlemci Kişilik
Bir tane araba kazası
Süzülen sigara
Yere çarptığında alevlenen
Toplu düzenek
Sessiz çığlık karşıda
Bu bir kapıdır
Hava değişimi
Perdeler kapanır
Işık saçılır etrafa
Eskinin baskısı
Büyük değişimin önsözü
Mükemmel bir iç güç
Kıvılcım kıvılcım alevlenir
Doğru ivme ve ortam
Büyük patlama araba ezilir
Süzülen sigara
Yere çarptığında alevlenen
Toplu düzenek
Sessiz çığlık karşıda
Bu bir kapıdır
Hava değişimi
Perdeler kapanır
Işık saçılır etrafa
Eskinin baskısı
Büyük değişimin önsözü
Mükemmel bir iç güç
Kıvılcım kıvılcım alevlenir
Doğru ivme ve ortam
Büyük patlama araba ezilir
5 Aralık 2012 Çarşamba
İntaar (İntihar Etmek Yasaktır.)
İntaar
İntihar konusunda konuşmalıyım biraz, düşüncelerimi yazıya dökmeliyim yoksa kendimi o yöne doğru sürüklüyorum, bunun farkındayım. Bilinçli olarak kendimi intihara sürüklemek...
İntihar konusunda konuşmalıyım biraz, düşüncelerimi yazıya dökmeliyim yoksa kendimi o yöne doğru sürüklüyorum, bunun farkındayım. Bilinçli olarak kendimi intihara sürüklemek...
İntihar
etmek, her şeye son vermek, sahip olduklarına sahip olamadıklarına elinin
tersini sunmak, toprakla dolmak.
İntihar etmeyi küçüklüğümden beridir çok düşündüm. Belki birçokları düşündü. Düşünmek ah düşünmek, tek yaptığımız düşünmek he? Eylem nerede?
Dünyaya şekil verenler demeyeyim de, dünyalarına şekil verenler eylemlerde bulunanlardır, doğru? Evet, yüksek muhtemelle. Herkes düşünmüştür hayatında herhalde, yılmayı, bırakmayı, katlanmak istememeyi.
Burada güç kelimesi devreye giriyor. Güçlü olanlar eylemlerde bulunanlar mıdır? Duygusuzlar, hissizler? Ya da duygularını kontrolleri altına alıp bir şeyleri yapabilenler?
İntihar etmek mükemmel bir bencilliktir derler, he? İnsanın sadece kendini düşünüp buralardan göçmesi. Beni her seferinde eylemden uzaklaştıran bu oldu işte. Haha derler geçmiş geçmişte kaldı güzel günler, anılar onları geride bırak; geçmişteki başarısızlıklarımızı geride bırakmamız gerektiği gibi?
Komiktir, beni intiharlardan vazgeçiren şeyler genelde geçmişte insanların benim için söylemiş, yazmış oldukları şeyler. Benim hakkımdaki güzel sözleri. Eğer geçmiş geçmişse bunları da mı geride bırakmak gerekiyor öyleyse?
Şu an intihar düşüncelerinden kurtulamasam da veya kurtulmak istemesem de beni durduran şeyler şunlar: Aileme karşı olan sorumluluğum, ödemem gereken kredi kartlarım, hesaplarım, masraflarım, krediler.
Ailem en azından beni iyi çocuk olarak bilsin. Para kazanıp borçlarından arındırayım istiyorum onları. Ölü bir işe yaramayacağım, her şey aynı devam edecek; belki evden bir boğaz eksilmiş olacak ama...
İntihar etmeyi küçüklüğümden beridir çok düşündüm. Belki birçokları düşündü. Düşünmek ah düşünmek, tek yaptığımız düşünmek he? Eylem nerede?
Dünyaya şekil verenler demeyeyim de, dünyalarına şekil verenler eylemlerde bulunanlardır, doğru? Evet, yüksek muhtemelle. Herkes düşünmüştür hayatında herhalde, yılmayı, bırakmayı, katlanmak istememeyi.
Burada güç kelimesi devreye giriyor. Güçlü olanlar eylemlerde bulunanlar mıdır? Duygusuzlar, hissizler? Ya da duygularını kontrolleri altına alıp bir şeyleri yapabilenler?
İntihar etmek mükemmel bir bencilliktir derler, he? İnsanın sadece kendini düşünüp buralardan göçmesi. Beni her seferinde eylemden uzaklaştıran bu oldu işte. Haha derler geçmiş geçmişte kaldı güzel günler, anılar onları geride bırak; geçmişteki başarısızlıklarımızı geride bırakmamız gerektiği gibi?
Komiktir, beni intiharlardan vazgeçiren şeyler genelde geçmişte insanların benim için söylemiş, yazmış oldukları şeyler. Benim hakkımdaki güzel sözleri. Eğer geçmiş geçmişse bunları da mı geride bırakmak gerekiyor öyleyse?
Şu an intihar düşüncelerinden kurtulamasam da veya kurtulmak istemesem de beni durduran şeyler şunlar: Aileme karşı olan sorumluluğum, ödemem gereken kredi kartlarım, hesaplarım, masraflarım, krediler.
Ailem en azından beni iyi çocuk olarak bilsin. Para kazanıp borçlarından arındırayım istiyorum onları. Ölü bir işe yaramayacağım, her şey aynı devam edecek; belki evden bir boğaz eksilmiş olacak ama...
Ailemi seviyorum, çok, ablamı, annemi, babamı. Evet, ailesini seven birisiyim. Gariptir şu an tek başıma yaşamak istiyorum. Yalnız kalıp sırtım yere yaklaşsın ki gerçekler her zaman kafama çarpsın istiyorum. İnsan zorda olmadı mı bir şey yapamaz.
Hep derim, bir insan kendisiyle uzun süre yalnız kalmamalı, cidden kafayı sıyırır. Ankara’dayken tek başımaydım, elimde bir şey yoktu, üniversite kitaplarım dışında. Para da gelmiyordu hiçbir yerden, hep tek başıma ayağa kalkmam gerektiğini bildim. Her şeyimi ben karşıladım tek başıma.
Sonra ne
yaptım? Hayatımın dönüm noktalarından birini yaşadım. Kastığım ortalamayla,
sınıf birinciliğiyle İstanbul Üniversitesi’ne geldim. Neden? Çünkü rahat
olacaktım. Oh ev var, yemek var, çamaşır makinesi var. Rahat battı, evet, çok
battı.
Para
kazandım deli gibi, gittim barmenlik yaptım. Özellikle barmenliği seçmemiştim,
ama öyle oldu. Hayatımda girmediğim ortamlara girdim. Her türlü içkiyi içtim,
yaptım. Yine her zamanki gibi kötü insanlarla da karşılaştım elbet; ama okuldan
uzaklaştım, para tatlı geldi? Kazandığımın sadece yüzde onunu kendime alıp
gerisini aileme vermeme rağmen.
Ama okul gitti, okul bitti gibi oldu. Uykum harikaydı, çünkü o kadar az uyuyordum ki uyku kıymetlenmişti.
Maymun iştahlı olduğum söylenirdi. Neden? Çünkü derdim ki keşke 4 tane Can olsa. Birisi okula gelip okul birinciliğini kasacak, biri Edebiyat Basketbol Takımı’nın kaptanı olacak, birisi para kazanacak deli gibi Barmen olacak, bir diğeri de eğlenecek rahat rahat yatacak.
Ama okul gitti, okul bitti gibi oldu. Uykum harikaydı, çünkü o kadar az uyuyordum ki uyku kıymetlenmişti.
Maymun iştahlı olduğum söylenirdi. Neden? Çünkü derdim ki keşke 4 tane Can olsa. Birisi okula gelip okul birinciliğini kasacak, biri Edebiyat Basketbol Takımı’nın kaptanı olacak, birisi para kazanacak deli gibi Barmen olacak, bir diğeri de eğlenecek rahat rahat yatacak.
Ben
barmenliği seçtim. İyi para kazandım 1,5 senede, gerçekten, belki de mezun
olunca kazanamayacağımdan çok para kazandım. Ailemi geçindirdim. Okulun elimden
kaydığının farkındaydım. Haftada 6-7 gün çalışırdım.
Bak o aralar
hiç intiharı falan düşünmezdim. Çünkü düşünmeye fırsatım olmazdı. İntiharı
geçtim, düşünmeye fırsatım olmazdı, sadece barmenliği düşünürdüm, nasıl daha
hızlı bardak yıkayıp kokteyl yapacağımı düşünürdüm.
Yıprandım o
kadar zaman boyunca. Sonra barmenlik yüzünden, okulumu, arkadaşlarımı, ailemle
aramda olan sıcaklığı kaybettim, en kötüsü kuzenim vefat etti. Ben işi ona
tercih ettim yanına gitmedim.
Bazı
hocalarım iş yüzünden okulun etkilenmemesi gerektiğini düşünüyor. Öğretmen
olarak ben de istemezdim öğrencisiz olmak, evet “öğrenci” ise onun adı, okulda
olmalı di mi? Çalışmak zorunda olmamalı?
Ama öyle
olmuyor maalesef. Belki onların zamanında daha kolaydı ikisini birlikte
götürmek; ama ben yapamadım. Çünkü iki işi bir arada yaparsan, ikisini de iyi
yapamazsın. Ben lanet mükemmel bir barmen oldum, yaptığım içkiler birkez daha
isteniyordu; okula yoğunlaşmak isterdim ben de belki; ama istemedim bilmiyorum,
okul ortamı çok mu sıktı beni o kadar sene, yoksa paraya mı kaptırdım kendimi
anlamıyorum.
Kahretsin ki
çok para beni biraz değiştirdi sanırım. Para kazanmak kolaydır, ama zamanı
kazanamayız değil mi? Şu an mezun olmam gerekirken ben neden hala okuyorum?
Bölümümü
seviyorum. Okumak başlı başına mükemmel bir şey, yeni dünyalara akıyorsun, çok
farklı kafalara girip farklı düşünebilmeyi öğreniyorsun; ama sınıfta kitabı
okuyan olmayıp sınavda benden yüksek not alanlara ne desem, cidden bilemiyorum?
Lanet olsun
ki sınavlar, lanet olsun onlara. Ben eğer hoca olursam, ki büyük ihtimalle
olmayacağım gibi görünüyor çünkü intihar söz konusu, her hafta ödev vereceğim
öğrencilere, sınavlar da sadece formaliteden olacak, onlara yaptıkları
ödevlerden puan vereceğim.
Lanet olsun,
göremiyorlar ya, hayatım boyunca hocalarımı, öğretmenlerimi eleştirip durdum,
ben böyle olmayacağım diyerek. Göremiyorlar, sınavlar bir şey katmıyor
öğrencilere; sınavlarda hak edenlerin hakkını yiyenler var, en başta da sadece
sınav notuyla verip, sözlü notu eklemiyorsan, çok bilgili olmak iyi hoca
olduğun anlamına gelmiyor.
Önemli olan
karşındaki kişinin vermek istediğini algılayabilmesidir. Öyle advanced
seviyesinde kelimeleri yoğun olarak kullanarak bir şeyler veremezsin, kibirini
pohpohlamak dışında. Güniz hoca sağolsun, bir şeyler aktarabilmeyi başaran
nadir hocalarımdan. İngilizceyi güzel kullanıyor, güzel konuşuyor, bunun
dışında da vermek istediği her bilgiyi çok da güzel iletiyor.
İntihardan
buraya geldim, çünkü bir ders için birçok şeyden fedakarlık edip zamanımı
verdiğim dersten hak etmediğim bir not alınca, koyuyor adama. Çok bilmek
gerçekten, bir şeye yaramıyor, kafa karıştırmak dışında. Basit düşünemiyorum,
üzgünüm. Derin ve detaylı düşünmek, hamurumda.
Neyse
eleştirmenliği bırakıp da kendi hayatıma, intihara döneyim ben. İntihar denilen
şey insanın bencil olabilip olamamasından başka bir şey değildir. Tüm
borçlarımı ödeyebilmiş olsam, arkamda hiçbir şey bırakmasaydım, çekip giderdim
o anda buradan.
Haha,
bazılarına sorarlar milli piyango çıksa ne yaparsın? Ben, intihar ederim.
Bu arada
milli piyango oynamam. 70 milyonda birdir çıkma olasılığı, olasılıksızlığı
istemektir.
Evet,
mükemmel hayatlarımız bizi “garantici” olmaya itmiştir. Garanti olmayan şeyler
yapmak deliliktir, öyle mi?
Duygusal ve
kendi hayatımdan çok diğer insanları düşünen bir insan olduğumdan sürekli
karamsar ruhlu bir hayat yaşadım, hayat dense de buna?
Hmmm,
susayım?, di mi?, Pollyanna olayım?, hmm, tövbe edeyim?, sabredeyim?, her işte
bir hayır vardır diyeyim?, küçük şeyleri abartmayayım?, şükredeyim?
Peki.
Peki.
Yeni nesle
küfreden babamla, her şeyin din ve inançla çözüleceğine inanan çalışkan
annemle, hak ve hukukun ne olduğunu bilmeyen, değer bilmeyen, tüketimci,
çıkarcı, riyakar, sapkın bir dünya karşısında, normal ve iyi, saf insan olmaya
devam edeyim, ayak direyeyim, yaşama, hayata karşı, pozitif olayım, nefret
ettiğim ortama karşı?
Güvenebildiğim
insanlar uzaklaştılar hayatımdan, her geçen gün de güvenemediğim bir sürü
insanla yüzyüze gelip, yalancı kişilik takınmak zorunda olmak?
Gerçekten,
ben olumsuz bakmıyorum, gerçekçi bakmak neden hep pesimist olmakla
bağdaştırılır ki?
Psikolojik,
purofosyonel tedavi mi alayım? İlaç mı versinler bana beni mallaştıran,
düşünmemi engelleyen uyutan?
Üzgünüm,
gerçekten, üzgünüm Amerikan edebiyatı okuduğum için, Fransız, Rus, İngiliz
Edebiyatı okuduğum, Roma-Yunan edebiyatıyla kafamı bozduğum için, Freud’cu
olduğum için, Sokratesci, Aristocu, Goethe’ci, Russell’cı, Dostoyevskicii
Horace’çı olduğum için.
Akli
dengesi, ruhsal durumu bozuk birçok yazar okuduğum için üzgünüm. Bildiğim için
üzgünüm.
Ignorance is
bliss derler, cahillik şahanedir. Beklentin olmaz, derdin akşamki ekmeğindir?
Hayatın, kafan küçüktür, dert etmezsin, dünyayı, adaletsizliği, insan
kusurlarını, hayatlarını. Kime ne, sana ne?
Bana ne?
demek, isterdim.
Diyemiyorum,
tüm dünyayı da kurtaramayacağım. Biliyorum.
Barışta
olmak iyidir derler, evet, iyidir, barış mı var dünyada? Sürekli savaş
içindeyiz, sürekli bir mücadele. Vazgeçmek midir çözüm?
Sivrisinek
küçüktür ama o koca bedenlerimizi rahatsız etmeyi bilir değil mi? Doğru küçük
ve etkisiz olacağımızı düşünmektense, belki, bir şeyler yapmaya çalışmak en
doğru olanıdır.
Ama intihar
etmek istesem kimse beni bencillikle suçlayamaz. Kimsenin hakkı yok buna, kimse
benim hakkımda konuşamaz. Sen benim ayakkabılarımı giymedin, sen ben olmadan
beni anlayamazsın, anlayamayacaksın da?
Beni
anlayamadığın için anlayamadığın konularda konuşman doğru olmaz, olur mu?
2 kere 2 = 5
dersen gülerler. Çünkü sen deli’sindir, doğru olan, kime göre doğruysa artık,
4’tür, senin susman veya susturulman gerekiyor. Hala konuşuyor musun?
Konuş
konuşabildiğin kadar. Sivrisineği patlatmak saniyelik bir uğraştır. İnanmıyor
musun? Dün odamda 7 tanesini öldürdüm saniyelik bile değildi.
Hayat kötü
gidiyor, hobbaa, hepimiz intihar edelim, demiyorum, zaten böyle bir şey de yok.
Herkesin kendisine göre derdi varsa var, basit ve boş insanın derdi benimkiyle
kıyaslanamaz. Çok önemli ve aşılamaz dertlerim yok belki de; ama şu basit soru,
ki cevabı çok zordur, herkesi susturur. Ne mi?
Neden
yaşıyoruz?
Öleceksek
neden yaşıyoruz? Nefes almamız nedendir? Herkesin kendine göre cevabı vardır.
Benimkini de cevaplandırıp daha üniversitenin ilk sınıfında dövme olarak koluma
yaptırmıştım.
Yaşıyoruz
çünkü öleceğiz. Öleceğimiz için yaşamı anlamlandırmaya çalışıyoruz doldurarak
ya da doldurmayarak. Anı değerlendirmeliyiz, çünkü öleceğiz, gelecek
kestirilmez.
Heves
bırakmıyorlar insanda. Hevesim bitiyor. Uğraşıyorum uğraşıyorum ama çoğu zaman
boşuna. Hayatta kalmamı sağlayan şey de işte bazen uğraşımın karşılığını
görebilmek, vefa görebilmek. Vefasız ve ikiyüzlü hayattan sıkıldım ve yoruldum.
Daha yaşım kaç? Kaçsa kaç, 22 sene de öyle hemen bitmez.
Askere
gitmek istiyorum. Uzun dönem askerlik yapmak istiyorum gönüllü olarak.
Bununla
birlikte doğuda veya doğu sınırında askerlik istiyorum. Yaşamım için adrenalin
pompalamak, emir altında düşünmeden itaat etmek belki beni adam edecektir,
artık o ne demekse? Belki aptallaşırım, beynim yıkanır da düşünememeye başlarım
derin derin.
Beni
uğurlasınlar istemiyorum, askere falan. Ben kendim için yapacağım bunu. Ülkem
için belki yapıyormuş gibi görüneceğim; ama sadece kendim için. Gerekirse
askerliği meslek edineceğim. İnsanlara bir şeyler öğretmeyi seviyorum ya da
sevdiğimi sanıyorum. Öğretmenlik yaptım bir süre, özel ders hala veriyorum;
insanların bir şeyleri başarmasını görmek ve bunda katkım olduğunu hissetmek
hoşuma gidiyor.
Üniversite
böyle değil ama. Ankara’da isteyen alırdı, ve ben ister alırdım. İstanbul’da
istiyorum, istediğimle kalıyorum.
İnsan
ilişkilerinin gittiği yere bak... Müzik dinlemek için eskiden uğraşırdık, para
biriktirir bir kaset alabilmeye çalışırdık ve o zaman dinlediğim şeye ben müzik
diyordum. Şimdi korsanlık her yerde. Tadı yok be. Eski kafalı değilim; azlığın,
fakirliğin, acı çekmenin değerini biliyorum ve bunu bulamıyorum. Beni
yargılamayın, yo, hayır, ben, mutsuzum. Mutsuzluğuna son vermek belki hayatına
son vermekle doğru orantılı olmak zorunda değil; ama katlanmak istemiyorum.
Kafamın yanlarından başlayan o gergin baş ağrısını stresini çekmek istemiyorum,
ve insanlar beni iyi hatırlıyorlarsa, öyle veda etmek en iyisi.
Ama
etmeyeceğim. Okulu bırakmayı düşünüyorum askerliği uzun süre yapabilmek için.
Planım şu: Askerliğe git, uzun dönem yap, paralı askerlik yap, o parayı aileye
yolla, ödesinler tüm borçlarımı, aile refaha ulaşınca da zaten meslek askerlik,
silah kucağımda, ayak ucumda, sık beynine ve uç git öbür tarafa arkandakilerin
ahına, insanların yüzsüzlüğüne daha fazla maruz kalmadan.
Huzur.
Öteki
dünyayı düşünmeden hareket ettiğimi de söyleyecek olabilirsiniz. Evet. Öteki
dünyayı düşündüm çok kez ve vazgeçtim düşünmekten. Bilemeyeceğin şeyler
hakkında kafa yormaya ne gerek var?
Kuran’da
demiyor mu? Herkes günahlarını çektikten sonra cennete alınacak? İncil’de
Tevrat’ta demiyor mu insanlar günahkar olarak doğmuştur? Günahkarım, bunları
çekmekse borcum, çekerim yanarım, başa gelen çekilir derler, çekilmeyecek
derecede olacak olsa da öldük zaten bir daha ölecek değiliz ya?
Tanrı,
Allah, Yaratan da zaten bu kadar sadist bir varlık olmasa gerek.
4 Aralık 2012 Salı
İntihar Esintisi
Bu aralar intihar etmeyi çok düşünüyorum.
Demoralize oldum hayattan, çok sıkıntılıyım.
Anlatamıyorum
Anlatmak istemiyorum
Çekip gitmek istiyorum
2012 lütfen dünyanın sonu ol
Kurtulayım.
Demoralize oldum hayattan, çok sıkıntılıyım.
Anlatamıyorum
Anlatmak istemiyorum
Çekip gitmek istiyorum
2012 lütfen dünyanın sonu ol
Kurtulayım.
3 Aralık 2012 Pazartesi
Sigara beyne ne yapar?
Sigara tüketiminin, beyni çürüterek bellek, öğrenme ve muhakeme yetilerine büyük zarar verdiği ortaya çıkarıldı.
Londra'daki King's College'da 2004 yılında başlayan araştırmada yüzde 55'i kadınlardan oluşan katılımcıların sağlık durumları ve yaşam tarzları ile ilgili veriler kaydedildi. Daha sonra katılımcılardan bir dakika içinde yeni sözcükler öğrenmeleri ya da mümkün olduğunca çok hayvan ismi söylemeleri istenerek beyin işlevleri kontrol edildi. Aynı testler, dörder yıl ara ile iki kez yinelendi.
Araştırma süresinde sigara kullanan kişilerin bilişsel yetilerin sigara kullanmayanlarınkine oranla çok daha fazla gerileme olduğu belirlendi.
Araştırmacılar, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik gibi yaşam tarzına bağlı nedenlerle kalp krizi ve inme riski yüksek olan kişilerde beyin işlevleri kaybı riskinin de yüksek olduğunu keşfetti.Sağlıksız alışkanlıklar arasında beyne en çok sigara tüketiminin zarar verdiğini ifade eden araştırmacılar, yüksek tansiyon ve obezitenin de beyni etkilediği, ancak sigara tüketimi kadar zararlı olmadığını belirtti.65 yaş üstü her üç kişiden birinde bunama görüldüğüne işaret eden araştırmacılar, insanların sağlıklı beslenerek, düzenli egzersiz yaparak, sigarayı bırakarak tansiyon ve kolesterol seviyelerini kontrol altında tutarak risk oranlarını azaltabileceklerini söyledi.
(Dr Uhud.)
30 Kasım 2012 Cuma
"An'ı Yakalamak"
Sol kolumun
bilek ve dirseği arasında “Carpe diem, quam minime credula postero”
yazar. Bir diğer deyişle “Seize the
day, trust the future as little as you can.”
Bir diğer deyişle “Anı yakala, geleceğe çok bel bağlamadan.”
Bir diğer deyişle “Anı yakala, geleceğe çok bel bağlamadan.”
Bu dövmenin
manası benim için, gelecekte ne olacağını bilemeyeceğimizden tam da şu anımızı
bilinçli olarak değerlendirmemiz gerektiğidir. Çünkü geleceği oluşturan şu
anda, yani “present”ta yapacağımız şeyler olacaktır.
Şu anda
olanlar bu nedenle gerçeklerdir, sahip olduklarımız, şu anki durumumuz, şu anki
benliğimiz –eğer bir tane var ise-. Ayrıca benim için bir diğer anlamı da “Anı
değerlendir, gelecekte olacak şey ölümdür. Ölmeden yapabildiğini yap ki
yaşamının bir anlamı olsun.”
Dövmemin
Latince olarak kolumda olması da bir “anı yakalama” mesajı aslında. Dövmeyi
yaptırdığım zamanları “anı”msatsın diye Latince. O dili, o zamanlarda
öğrendiğim felsefik düşüncelerle birleştirdim. Bana geçmişte aldığım Latince
derslerimi, okuduğum çeşitli felsefe kitaplarını, derslerde yeni yeni
öğrendiğim Trasncendentalism
felsefesini ve o zamanda hayatımda olan insanları anımsatır.
“Anı”
yakalayıp, onu koluma kazıtmıştım – içime kazıdığım gibi -.
Saul
Bellow’un Seize The Day romanına
gelecek olursak; bu romanda Wilhelm Adler ismindeki ana karekterimizin anı
değerlendirirken iç dünyası ile dış dünya arasındaki çatışmasını ele
alabiliriz.
Tommy Wilhelm Adler’in
Kimlik Arayışı
Tommy Wilhelm 44 yaşına gelmiş orta yaşlarda, orta gelirli sınıftan, işini kaybetmiş, eşini “kaybetmiş” iki çocuğu olan ve hayatında hep kayıplar yaşamış duygusal bir karakter. 44 yaşına gelmiş ve hala babasının gönlünü almaya çalışan bir “çocuk” gibi karşımıza çıkıyor. Tek başına olarak, ayakları üstünde durmayı pek başaramamış gibi görünen Tommy babasından maddi ve manevi destek aramaktadır.
Babası ise
onu hep reddeder ve aradığı yakınlığı bulamaz. Komik olan, babası onun çocuk
olmasını istemez ama bir yandan da eskisi gibi davranmaya devam eder. Tommy’nin
kendisi de babasına karşı hep çocuk gibi davranmaktan kendini alamadığını
itiraf eder. Bir değişimin gerçekleşmesi gerektiğinin iki taraf da farkındadır.
“Babasının
oğlu” olamamasının dışında dışarıya karşı da hep “katmanlı” bir tavır takınır. Hayattan
ümidi kesmiş yaşlı insanlarla dolu bir otelde yaşamını sürdürür. Çevresi, savaş
sonrasında gerçeklik arayan ve teknolojinin getirdiği makinalaşmış materyal
kafalarla doludur ve “duygusal” kimliği kendisini içedönük bir insan olmaya
iter.
İçedönük,
yalnız ve sessiz bir karakter olması da diğer insanlardan kendisini ayıran şey
olur. Dışarıya karşı hep farklı kimliklerde takınır. Aktör olmak için adını
değiştirir, Tommy Wilhelm olur.
–Babasının mesleğini reddedip, aktör olmak için okulu bırakmasının yanında; belki, babasının kendisine destek vermemesinin bir diğer sebebi de babasının soyadını artık taşımak istememesinden ileri geliyor olabilir.-
–Babasının mesleğini reddedip, aktör olmak için okulu bırakmasının yanında; belki, babasının kendisine destek vermemesinin bir diğer sebebi de babasının soyadını artık taşımak istememesinden ileri geliyor olabilir.-
Bunda dikiş tutturamaz. Hayatı boyu rollere bürünmesine rağmen aktörlük işinde başarısız olur.
Rol yapmak
ataerkil düşünce yapısına göre kadınlara atfedilmiş bir hareket. Kılığa
bürünmek, makyaj yapmak, maske takmak... Babasıyla arasındaki kapışmaya bu
düşünce yapısı da neden olmuş olabilir.
Klişe olan “Yahudilerin parayı kullanma konusundaki kurnazlığı”nın oğluna geçmemiş olmasına da alınıyor olabilir Doktor Adler.
Başarısız olmasının yanı sıra kendisine karşı çok acımasız bir tavır takınan Tommy, adeta bir mazoşist gibi kendisine sürekli hakaretlerde bulunur.
Klişe olan “Yahudilerin parayı kullanma konusundaki kurnazlığı”nın oğluna geçmemiş olmasına da alınıyor olabilir Doktor Adler.
Başarısız olmasının yanı sıra kendisine karşı çok acımasız bir tavır takınan Tommy, adeta bir mazoşist gibi kendisine sürekli hakaretlerde bulunur.
“Though
he called himself a
hippopotamus,
he more nearly resembled a bear.”
“Ass!
Idiot! Wild Boar! Dumb mule! Slave! Lousy, wallowing hippopotamus!
Wilhelm
called himself as his bending legs carried him from the dining-room.”
Her şey bir
yana kendisinin bu zalim dünyada “yumuşak kalbi” ve “hassas duygularıyla” yer
etmediğini düşünürken, kendisine bu kadar mazoşistçe davranmaması gerekir.
Kaldığı oteldeki emekli yaşlıların ve babasının kendisinde görmek istedikleri
“başarılı Amerikan” modeline uymamasını umursamayıp idealist bir şekilde aktör
olmak isteyip ailesinden uzaklaşması cesurca bir hareket. Yalnız, bu hedefinde
başarısızlığa uğrayıp tekrardan her şeyi babasından beklemesi ve babasını zaman
içinde sadece “para” olarak görmesi de aralarını düzeltmeyecektir. Babası
oğlunun görünüşünden pek haz etmemektedir:
“What
a dirty devil this son of mine is. Why can’t he try to sweeten his appearance a
little?”
Babasının
bencil hayatını savunmasam da başarısızlıklar içinde “boğulmuş” olarak
Tommy’nin, babasının deyişiyle “Wilky”nin, biraz da olsa duygusallıktan
uzaklaşıp kendini eyleme koyması gerekir.
Geçmişteki
başarısızlıklarını düşünüp, kendine zarar vermek dışında geleceğe bakması
gerekir. Dışarıyı eleştirip kendi aklını ve ruhunu zehirlemesi, yani sadece
kendini düşünmesi Tommy’nin bencilliğidir.
Satış-pazarlama
işine girip onda da adam kayırması, kendisini pazarlayıp başka bir “katman”
takınması, maske takması bir diğer başarısızlık olup karşımıza çıkar.
Babası
rolünü “üstlenen” Dr. Tamkin de üçkağıtçının tekidir. Tommy’ye sürekli akıl
verir kendisi hakkında dile döktüğü yalanlar dışında. Dr. Tamkin carpe diemci
yaklaşımında, Tommy’ye dünü düşünmemesini, bunun faydasız olduğunu ve aynı
şekilde geleceğin de sadece endişe ve sıkıntılarla dolu olduğunu şu anı
yaşaması gerektiğini söyler.
Dr. Tamkin,
Tommy’nin hayatındaki son paralarını (700$) yatırım işine vermesini istemesi ve
sonrasında yatırımının batmasıyla ortadan kaybolması da Tommy’nin en büyük
başarısızlıklarından biridir.
Dr. Tamkin’e göre insanın içinde birçok ruh vardır.
“But there are two main ones, the real soul and a pretender soul”
“But there are two main ones, the real soul and a pretender soul”
Tamkin, bir insanın arınabilmesi
için “Taklitçi Ruh”unun egoist eğilimlerinden kendini koparıp “Gerçek Ruh”una
göre hareket etmesi gerektiğini söyler.
The
pretender soul diverts the individual from his true course by substituting
vanity for love and social success for genuine selfhood. Yet man in his
blindness yields to the domination of the pretender soul. “This,” say Tamkin ,
“is the main tragedy of human life”
Hollywood’da kariyer kovalaması
ve Dr. Tamkin’e son parasını vermesi dışındaki üçüncü büyük yanlış
tercihi-hatası-başarısızlığı Margaret ile olan evliliğidir.
Kadın avcısı gibi davranan
Tommy’nin metresi vardır ve onunla evlenmek ister; ama karısı kendisinden
boşanmaz. Kimlik arayışında bir diğer başarısızlığı da budur. Karısı onu boşamamakla
kalmaz ve bir ton da nafaka alır.
Babası da bu durumu eleştirir:
“I didn’t have fifty women . . . I stayed at home and took care of my children”
“I didn’t have fifty women . . . I stayed at home and took care of my children”
Ne evliliğinde, ne parasal
durumunda, ne ailesiyle olan ilişkisinde, ne işinde, ne de insanlarla olan
iletişiminde başarılıdır. 44 yaşına gelmiştir ve hala gerçek ruhuyla yüzleşemez
ve bencilce mazoşistçe kendisiyle boğuşur. Görüşümüne de hiç dikkat etmez. “The Heavy Bear Who Goes With Me”
şiirindeki gibi kendisinden nefret etmektedir.
“Reckoning day”inde yani
kendisini ölçüp biçtiği bu epifanvari günde en son Doktor Tamkin’i ararken bir
cenaze sürüsünün içinde bulur kendisini.
“His” gücünün farkına varır. Bu yahudi cenazesinde kendi kimliğini, insan kimliğini algılamaya başlar.
“Gazap Üzümleri”ndeki gibi
“transcendental” insanüstü ruhani varlığı hisseder:
“There is a larger body, and from this you cannot be
separated . . . far beneath . . . the real soul says plain and understandable
things to everyone. . . . There truth for everybody may be found, and confusion
is only—only temporary, thought Wilhelm”.
Sanki bir anda aydınlanma
yaşayarak eski bencil kimliğinden arınır. Ve sular seller akar gözlerinden.
Artık kelimenin tam anlamıyla kendi gözyaşlarında boğulur; ama bu boğulma bir
acıyı temsil etmez onun için, artık yeniden doğmuştur. Merhum adamın yüzüne
bakarken belirsiz bir kalp sızısıyla güçlü hisleri onu ağlamaya
sürükler.Herkesin paylaştığı canlı insanüstü hisse kavuşmuştur artık. Bir
kahraman olarak görünmese de artık bir anti-kahraman da değildir:
He, alone of allthepeople in thechapel, wassobbing. No oneknewwho he was.
One woman said, “Is that perhaps the cousin from New Orleans they were expecting?”
“It must be somebody real close to carry on so.”
“Oh my, oh my! To be mourned like that,” said one man and looked at Wilhelm's heavy shaken shoulders, his clutched face and whitened fair hair, with wide, glinting, jealous eyes.
“The man's brother, maybe?”
“Oh, I doubt that very much,” said another bystander. “They're not alike at all. Night and day.”
29 Kasım 2012 Perşembe
Stop (Little Scenerio)
Stop
Shot 1: Bird’s eye view of a street at night. A man is running, while others are just walking and some of them looking at him curiously. There is a heavy rain. The sound of rain is heard at the background.
Shot 1: Bird’s eye view of a street at night. A man is running, while others are just walking and some of them looking at him curiously. There is a heavy rain. The sound of rain is heard at the background.
Shot
2: Wide angle view
of the street named “Wrong Turn” from the street lighting. The man is slowing
in front of a house and gazing at it.
Shot
3: Camera panning on
the surface of the house before it stops on a window fitted with bars. Soft
music is arising while the camera is zooming in.
Shot 4: High angle view of the interior of the sitting room shot from the bookshelves. There is not the sound of rain anymore. The golden clock is very big and is shining
.
Shot 4: High angle view of the interior of the sitting room shot from the bookshelves. There is not the sound of rain anymore. The golden clock is very big and is shining
.
Shot
5: Medium shot of
the table prepared with meticulous care. The couple is sitting and having their
romantic candlelit dinner. However, there is an uneasy feeling on the pale
complexion of the man.
Shot
6: Suddenly a row
breaks out. Several shots and reverse shots indicating the couple shouting each
other.
Shot
7: Close-up on their
hands touching. The woman moves her hand towards the edge of the table before
it falls down and standing loosely. Music gets looder.
Shot
8: Close-up on the
woman’s face showing shock and disappointment. Accompanying a deafening sound
of a hard blow from the window opened with a scratch. Rain drops are heard from
the hard surface of the carpet.
Shot
9: Medium shot of
the man in a bitter regret, looking at the clock.
Shot
10: Camera zooming
on the carpet to reveal where the raindrop sound came from.
Shot
11: The woman stands
up and running outside with bare foot.
Shot
12: Low angle view
of the woman from the man’s eye watching her departure.
Shot 13: The clock ticklening is getting louder and the flash of lightning is reversed on the surface of the clock indicating the darkness of the outside.
Shot 14: High angle view of the woman from the window. The man is shouting desperately at the woman before a dark car hitted her.
Shot 13: The clock ticklening is getting louder and the flash of lightning is reversed on the surface of the clock indicating the darkness of the outside.
Shot 14: High angle view of the woman from the window. The man is shouting desperately at the woman before a dark car hitted her.
Shot
15: Worm’s eye view
of the car is fading away from the perspective of the woman lying on the wet
floor.
Shot 16: Wide angle view of the people crowding over the woman. Camera panning on the street before it stops on the street light whose light is falling on the traffic sign.
Shot 16: Wide angle view of the people crowding over the woman. Camera panning on the street before it stops on the street light whose light is falling on the traffic sign.
Shot
17: Camera zooming
on the sign “Stop” and pan ends with a fade out.
28 Kasım 2012 Çarşamba
Nice Beşyüzlere
From "savagechickens.com/images/500_725.jpg"
Zaman geçmek bilmiyor ki bizler de soluklanalım rahat kafalarla.
Her şey küçük bir girişkenlikle başlamıştı.
Sonrasında taşan duygular, yerinde duramamalar başladı.
Ve döküldü kelimeler bir bir parmaklarımdan.
Yazdı da yazdı, bazen paylaştı; ama yerinde duramadı.
Kimi zamanlar suskundu, ulaşamadılar klavyelere.
Törpüledi zaman, zaman zaman.
Gerçi bu aralar da suskun gibiler.
Çok yakındır ey ahali nice beşyüzlerin zorlanması.
Düşünceler eyleme döküldüğü an
Durduramayacaklar içindeki arzuyu
Yeter ki sen kalk ayağa da sadece eylemde bulun.
25 Kasım 2012 Pazar
Ayakların
Ayaklarının seni desteklediğini
Taşıdığını biliyorum
Onların üstünde yükseliyor
Göğüslerinin morluğu
Çift çift
Gözlerinin çifti ruh dışkısı gibi
Uzaklara giden yuvalar
Devasa efsanevi gülüşün
Kırmızı elbiselerde
Benim minik kulem
19 Kasım 2012 Pazartesi
Turning Back
I will not give up myself, never happened, will never happen.
Soon, soon, and fucking soon...
I will be back soon, wait for my call.
Soon, soon, and fucking soon...
I will be back soon, wait for my call.
22 Eylül 2012 Cumartesi
Kendi Hayatımız
Zamandan daha önemli olan o zamanları kimlerle geçirdiğin tabii ki. Tabii kendinle de geçirebilirsin, ama en iyisi meşguliyettir. Meşgul edersen başını kendinle başbaşa kalmaktan kaçmış olursun. İnsan kendisiyle çok uzun süre yalnız kalmamalı. Üzgün insan üzülmek için zamanı olan insandır. Güçlü olmak için üzülmeden, karşılık beklemeden doğru ve iyiyi yapmakta ayak direyeceğiz.
Karakterimiz farklı tabii birçok insandan, çünkü her insanın karakteri farklı, herkes eşsiz dünyada. Bir kendim sanardım içimden konuşan, tek ben olmadığımı üniversite 1'de öğrenmiştim komik bir anıydı benim için. Herkes düşünüyormuş, oysa herkes gerizekalı gibi gözüküyordu, demiştim.
Boş düşünmek diye bişi de var anlamamıştım ilk, o zaman zamanı değil zamanı nasıl geçirdiğimiz ve kimle geçirdiğimizin yanında nasıl düşündüğümüz de önemli, yani, kısaca, ''farkındalık''.
Ne yapıyorsak, cidden farkında olup, istediğimiz için yapalım ki yaşadığımız şey kendi hayatımız olsun.
15 Eylül 2012 Cumartesi
Aplajık
Sen bitanesin bilmiyorsun bunu
Senin gibi apla yok be valla
Sana kötülük yaptım çok bir ikimiz biliriz
Seni üzmek değildi amacım bil bunu bilmiyorsun
Özledim seni çok nerelerdesin ne yapıyorsun
Uzaktasın beni düşünüyorsun
Gerçekten gözlerimden yaş geliyor kalbimde
Senden güç alıyorum haberin yok
Görüşemedik ne zamandır çok zamandır istiyorum
Görüşelim artık ya geleyim yanına biraz zaman geçirelim
İçelim kafa olalım yad edelim geçmişi
Şikayet edelim geçmişten şimdiden gelecekten
Saçma saçma konuşup ağlaşalım omuzlarımızda
Senin dünyan var benimki, farklı
Biliyorsun farklıyım farklısın ayrı gibiyiz
Ama kalbimiz bir senin benim uzak ama uzakta değil
Yaptıkların gücüme güç katıyor sonlara yaklaşıyoruz
Artık biraz daha kasma vaktidir sanki
Yollarımız ya birleşecek ya da uzaklaşacak sınırdayız
Beni ben olduğum için seven nadir kişilerden desteğinle burdayım
Desteğim var arkanda hisset bunu
Sen varsın diye ben daha mutluyum, apla
Senin gibi apla yok be valla
Sana kötülük yaptım çok bir ikimiz biliriz
Seni üzmek değildi amacım bil bunu bilmiyorsun
Özledim seni çok nerelerdesin ne yapıyorsun
Uzaktasın beni düşünüyorsun
Gerçekten gözlerimden yaş geliyor kalbimde
Senden güç alıyorum haberin yok
Görüşemedik ne zamandır çok zamandır istiyorum
Görüşelim artık ya geleyim yanına biraz zaman geçirelim
İçelim kafa olalım yad edelim geçmişi
Şikayet edelim geçmişten şimdiden gelecekten
Saçma saçma konuşup ağlaşalım omuzlarımızda
Senin dünyan var benimki, farklı
Biliyorsun farklıyım farklısın ayrı gibiyiz
Ama kalbimiz bir senin benim uzak ama uzakta değil
Yaptıkların gücüme güç katıyor sonlara yaklaşıyoruz
Artık biraz daha kasma vaktidir sanki
Yollarımız ya birleşecek ya da uzaklaşacak sınırdayız
Beni ben olduğum için seven nadir kişilerden desteğinle burdayım
Desteğim var arkanda hisset bunu
Sen varsın diye ben daha mutluyum, apla
3 Eylül 2012 Pazartesi
Özel Cümleler
İnsan her gün bir parça müzik dinlemeli, iyi bir şiir okumalı, güzel bir
tablo görmeli ve mümkünse birkaç mantıklı cümle söylemelidir. Goethe
Bir yetenek sükûnet içinde meydana gelir, karakter ise dünyanın fırtınaları
içinde. Goethe
Büyük kusurlara sahip olmak, ancak büyük adamların imtiyazıdır. La Rochefacuald
Ben dalgın insanları çok severim. Bu onların iyi olduklarını, fikir adamı olduklarını gösterir. Zira kötüler ve boş kafalılar, her zaman uyanıktırlar. Prens de Higne
Büyük kusurlara sahip olmak, ancak büyük adamların imtiyazıdır. La Rochefacuald
Ben dalgın insanları çok severim. Bu onların iyi olduklarını, fikir adamı olduklarını gösterir. Zira kötüler ve boş kafalılar, her zaman uyanıktırlar. Prens de Higne
Bilimde tercihen en yeni yapıtları, edebiyatta en eskileri oku. Klasik
edebiyat her zaman yenidir. Bulwer Lytton
Benim en iyi dostum terzimdir. Çünkü ne zaman beni görse, derhal o andaki
ölçülerimi alır. Oysa bütün öteki tanıdıklarım, benim hala eskisi gibi olduğumu
düşünürler. G. Bernard Shaw
İnsanın kendisini berbat hissetmesi, mutlu olup olmadığına önem verecek
kadar boş zamanı olmasından ileri gelir. G.
Bernard Shaw
Cehennemde ateş yoktur, her insan kendi ateşini bu dünyadan götürür. Pir Sultan Abdal
Hayatta rast geldiğim her insan bir bakımdan benden üstündür ve ben
onlardan bir şey öğrenebilirim. Emerson
Gerekeni yap ve güce sahip ol.
Emerson
İnsanları hayvanlardan ayıran şeyin ne olduğunu sonunda öğrendim, mali
sıkıntıları! Emerson
İnsanın yaşam düzeyini bilinçli bir çabayla yükseltme konusundaki tartışma
götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum. Henry David Thoreau
Yapmak istediğin her şeye düşünerek karar ver, verdiğin kararı da mutlaka
gerçekleştir. Benjamin Franklin
Üç tutku, basit fakat ezici derecede kuvvetle hayatımı ellerinde tutmuştur;
sevgiye olan özlemim, bilgiyi araştırma merakım ve insanlığın çektiği acı için
duyduğum tanımlanamayacak kadar büyük bir merhamet. Bertrand Russell
Nerede olursanız olun elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın. Theodore Roosevelt
Başarı bir yolculuktur, bir varış noktası değil. Ben Sweetland
Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir. Leonardo da Vinci
Kitap bir aynadır. Ona bir eşek bakacak olursa karşısında elbette bir
evliya görmez. George C. Lichtenberg
Çömez yakınıyormuş: “Bize öyküler anlatıyorsun ama anlamlarını
açmıyorsun.’’
Usta yanıt vermiş: ‘’Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?’’ Paul Brunton
Usta yanıt vermiş: ‘’Biri sana meyveyi çiğneyerek ikram etse hoşuna gider miydi?’’ Paul Brunton
Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama birçok insan da bunun üstesinden
gelmektedir. Helen Keller
Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar. Alfred Lord Whitehead
Büyük düşler kuranlar düşlerini gerçekleştirmez, aşarlar. Alfred Lord Whitehead
Deneyim en acımasız öğretmendir; fakat en iyi öğretmen de odur. C. S. Lewis
Durmak ölüm, taklit uşaklık, çalışmak ve yetişmek ise hayat ve hürriyettir.
L. Y. Rauke
İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi
çağında ise bilgili olan kazanacaktır. A.
Toffler
Başarısızlıklar, kuvvetlilere daha da kuvvet verir. St. Exupery
Yapılmış küçük işler, planlanmış büyük işlerden daha iyidir. Nathaniel Emmons
Zor bir iş, zamanında yapılması gerekip de yapılmayan kolay işlerin
birikmesiyle oluşur. Henry Ford
Taşı delen suyun gücü değil, damlaların sürekliliğidir. Latin Atasözü
Bütün büyük işler küçük başlangıçlarla olur. Cicero
Ya başlamamalı, ya da bitirmeli. Ovidius
Yapabilirler çünkü yapabileceklerini düşünüyorlar. Virgil
Hepimiz zamanın kısalığından söz ederiz de; boş geçen zamanı nasıl
geçireceğimizi bilmeyiz. Seneca
Gücünü aşan rolü üzerine alırsan, bu rolü, iyi oynamadığın gibi
yapabileceğin rolü de terk etmiş olursun. Epiktotes
Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır. Balzac
Bilgi insanı şüpheden, iyilik acı çekmekten, kararlı olmak korkudan
kurtarır. Konfüçyüs
“Bundan yirmi yıl sonra, yapmadığınız şeylerden dolayı, yaptıklarınızdan
daha pişman olacaksınız. Öyleyse demir alın ve güvenli limanlardan çıkın,
rüzgarları arkanıza alın, araştırın, hayal edin ve keşfedin.” Mark Twain
Yapacağın ilk şeyi kafanda net olarak görmelisin. Alex Morrison
Güzel cevap her zaman daha güzel soruyu sorana verilir. E. E. Cummings
En büyük zaman hırsızı, kararsızlıktır. C.
Floru
İyiliği, hastalığı, sefaleti, mutluluğu, zenginliği, fakirliği yapan
zihindir. Edmund Spenser
Kararlılık insan iradesinin uyandırma zilidir. Anthony Robbins
Ne geçmiş vardır ne de gelecek; sadece sonsuz bir şimdi vardır. A. Cowley
Erişmek istedikleri bir hedefi olmayanlar, çalışmaktan zevk almazlar. Emile Raux
Beklemeyi bilen insan her şeyi elde edebilir. Benjamin Disraeli
Kişisel başarı için televizyonunuzu öldürün. Steve Chandler
İnsan bir şeyi çok ciddi olarak arzu etmeye görsün, hiçbir şey
erişilemeyecek kadar yüksekte değildir. Hans
C. Andersen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.












