Kalkmalı doğrulmalı geç olmadan.
25 Aralık 2012 Salı
23 Aralık 2012 Pazar
Ölü Anlar
Sen nesin biliyor
musun?
Bilgisayarımın açık ekranısın. Seni görüyorum, dokunuyorum
hissediyorum; ama mouse’um lazerli kablosuz. Kullanılmadığında ışığı gidiyor ve
ok işaretini masaüstünde görsem de her ne kadar hareket ettirsem de o hareket
etmiyor. Kumanda elimde ama kontrol edemiyorum; seni değiştiremiyorum.
Gücümün dışında kalıyorsun oysa bu kadar yakınken.
Sen beni iyi hatırlamak istiyorsun. İçinde olmamı
istiyorsun; ama gerçekliğimle değil sadece aklındaki anılarınla. Anılar ölmez
hatırlamayı bırakana kadar. Hatırlamak ise can yakar. Can yaksa da isteriz
uzanmak onlara. Acı çeke çeke seversin, haz alırsın bir seks gibi. Beyninle
sevişmektir başkasını hatırlamayı sürdürmek.
Kontrolü sende olan bir şeydir. İstediğin zaman ölümden
döndürürsün ve yaşarsın. Canını yakar ama sadece senin istediğin zamanlarda. Bu
yüzden güzel olan uzaktan sevmektir. Kontrolünü bırakmak istemezsin. Bu
fedakarlıktır kontrol edemediğin şeylerin olduğunu görmek ve ellememek.
Fakat sen ona elini sürmek zorundasın, değil mi? O zaman
yalnızlığımı alamayacaksın, iki yalnızlığı paylaşamayacak kadar bencilsindir.
Bir zamanlar “to live is to die” derdir, panomda da
asılıdır. Bugün ona tekrar baktım, ve “to dive is to lie” olarak gördüm. Dalmak
yalan söylemektir, yaşamak ölmek değildir. Bazı şeyleri yüzeyde bırakmak,
derinlemesine incelememek gerekiyor hayatta anlaşılan.
Sonra aklıma
eskilerden birisinin sözü geldi: “Hayat derinlerde, sen denizin
yüzeyinde yüzüyorsun.”
Dalmak mı gerekiyor, hayatı yüzeyde yaşayamaz mıyım?
Sevdiğim bir arkadaşım derdi: “Birisi mutluysa yaptığı
şeyle, hayatıyla; senin onun mutluluğuna karışmaya hakkın yoktur. Bırak
insanları mutluluklarıyla, tercihleriyle.”
Ben bunu öğüt bilip karışmadım insanların mutluluklarına,
onları değiştirmeye çalışmadım. Eksikleriyle sevdim herkesi seni de öyle.
İnsanları çok düşünmek mi benim hatam? Düşüncesiz, vurdumduymaz, soğuk dediler
hayatım boyunca bana. Her şeyi içimde yaşayıp onların hayatlarına müdahil
olmayıp sadece mutluluklarını paylaşmak için.
İyi günlerinde yanında oldum; üzüntülerinde de
yanlarındaydım; ama içimde yaşadım hep bunu. Kendimin gibi sırtlandım
dertlerini. Herkes sorununu kendi başına çözmeli, çözebilmeli, kendi yüzleşmeli
gerçeklerle. Benim düşüncem budur.
Ama onlar bilmediler, onları ne kadar önemsediğimi,
önemsenmediklerini düşünerek.
Bu yüzden acı çektim. Benim acım, acıdır. Zevk almam acıdan.
Ah şarkılar, siz ne çok üzüntü, hırs, kin, sevinç, çoşku,
ayrılık, barışma, haykırış ve soluklara kadirsiniz.
Benim ayinim müzikler ve yalnız başıma kafa sallamaktır.
Transa geçiyorum kafa sallayan hacılar gibi.
Mükemmel bir şey müzik, gerçekten.
Her duygunda sana güç verebiliyor, istediği gibi düşündürtebiliyorlar. Seni
müzikle aşıyorum diğer herkesi müzikle aşabildğim gibi.
Sen “Dead memories” isimli şarkısısın Slipknot grubunun.
Çünkü anılar ölü anlardır. Hayatında kalacağım ama ölü olarak; ve aynı şekilde,
sen de bende öyle kalacaksın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.

