23 Aralık 2012 Pazar

Ölü Anlar




Sen nesin biliyor musun?

Bilgisayarımın açık ekranısın. Seni görüyorum, dokunuyorum hissediyorum; ama mouse’um lazerli kablosuz. Kullanılmadığında ışığı gidiyor ve ok işaretini masaüstünde görsem de her ne kadar hareket ettirsem de o hareket etmiyor. Kumanda elimde ama kontrol edemiyorum; seni değiştiremiyorum. Gücümün dışında kalıyorsun oysa bu kadar yakınken.

Sen beni iyi hatırlamak istiyorsun. İçinde olmamı istiyorsun; ama gerçekliğimle değil sadece aklındaki anılarınla. Anılar ölmez hatırlamayı bırakana kadar. Hatırlamak ise can yakar. Can yaksa da isteriz uzanmak onlara. Acı çeke çeke seversin, haz alırsın bir seks gibi. Beyninle sevişmektir başkasını hatırlamayı sürdürmek.

Kontrolü sende olan bir şeydir. İstediğin zaman ölümden döndürürsün ve yaşarsın. Canını yakar ama sadece senin istediğin zamanlarda. Bu yüzden güzel olan uzaktan sevmektir. Kontrolünü bırakmak istemezsin. Bu fedakarlıktır kontrol edemediğin şeylerin olduğunu görmek ve ellememek.

Fakat sen ona elini sürmek zorundasın, değil mi? O zaman yalnızlığımı alamayacaksın, iki yalnızlığı paylaşamayacak kadar bencilsindir.

Bir zamanlar “to live is to die” derdir, panomda da asılıdır. Bugün ona tekrar baktım, ve “to dive is to lie” olarak gördüm. Dalmak yalan söylemektir, yaşamak ölmek değildir. Bazı şeyleri yüzeyde bırakmak, derinlemesine incelememek gerekiyor hayatta anlaşılan.

Sonra aklıma  eskilerden birisinin sözü geldi: “Hayat derinlerde, sen denizin yüzeyinde yüzüyorsun.”
Dalmak mı gerekiyor, hayatı yüzeyde yaşayamaz mıyım?

Sevdiğim bir arkadaşım derdi: “Birisi mutluysa yaptığı şeyle, hayatıyla; senin onun mutluluğuna karışmaya hakkın yoktur. Bırak insanları mutluluklarıyla, tercihleriyle.”

Ben bunu öğüt bilip karışmadım insanların mutluluklarına, onları değiştirmeye çalışmadım. Eksikleriyle sevdim herkesi seni de öyle. İnsanları çok düşünmek mi benim hatam? Düşüncesiz, vurdumduymaz, soğuk dediler hayatım boyunca bana. Her şeyi içimde yaşayıp onların hayatlarına müdahil olmayıp sadece mutluluklarını paylaşmak için.

İyi günlerinde yanında oldum; üzüntülerinde de yanlarındaydım; ama içimde yaşadım hep bunu. Kendimin gibi sırtlandım dertlerini. Herkes sorununu kendi başına çözmeli, çözebilmeli, kendi yüzleşmeli gerçeklerle. Benim düşüncem budur.

Ama onlar bilmediler, onları ne kadar önemsediğimi, önemsenmediklerini düşünerek.

Bu yüzden acı çektim. Benim acım, acıdır. Zevk almam acıdan.

Ah şarkılar, siz ne çok üzüntü, hırs, kin, sevinç, çoşku, ayrılık, barışma, haykırış ve soluklara kadirsiniz.

Benim ayinim müzikler ve yalnız başıma kafa sallamaktır. Transa geçiyorum kafa sallayan hacılar gibi. 

Mükemmel bir şey müzik, gerçekten. Her duygunda sana güç verebiliyor, istediği gibi düşündürtebiliyorlar. Seni müzikle aşıyorum diğer herkesi müzikle aşabildğim gibi.

Sen “Dead memories” isimli şarkısısın Slipknot grubunun. Çünkü anılar ölü anlardır. Hayatında kalacağım ama ölü olarak; ve aynı şekilde, sen de bende öyle kalacaksın.

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.