1 Temmuz 2016 Cuma

Son Mermi - Küfür Dediğin



For some reason you motherfuckers think this is
Some kind of motherfuckin game
You ain't gonna realize until I got some fucking
Steel pointed at your faggot-ass face and blow your
Motherfuckin dome off your goddamn shoulders
You motherfuckin critic-ass bitch motherfuckers
Catch you comin out your motherfuckin house
Bleed!

25 Mart 2016 Cuma

Mülakat Seansı




Seans, çünkü kendimi iş terfi mülakatı yerine psikolog karşısında bir hasta gibi hissettim.
Kötü olmadı he, yanlış anlaşılmasın.

Güzel kendime bakmamı sağlayan sorular sayesinde uyanıklık seviyem arttı ve kendimi sorgulama fırsatı buldum sonrasında üzerine düşününce.

Üstlerimin terfi almam için pek bir katkısı olmadıklarını gördüm. Terfi alması gereken diğerleri varmış listede önümde. İnsan düşünmeden edemiyor tabii böyle bir durumda.

Eleştirmek, sorgulamak, sidik yarışı yapmak değil söylediklerim, söyleyeceklerim, hissettiklerim.
Bendeki eksiklik nedir veya diğerlerini benim önüme geçiren özellikleri?

Amirlerden yüzde 50'si bile benim olmamı istememiş veya beni arka plana atmış, bu ciddi bir oran, söylüyorum, gerçek yüzdeyi bilmiyorum bile, ama lanet olası yüzde 50'yi bile tutturamamışız ula.

Kızmıyorum, isyan etmiyorum, şaşıyorum, sadece şaşırıyorum. Bir şirkette, bir iş yerinde ciddi işkolik işini harfiyen yerine getiren hatta harfler ekleyip üzerinde bir çabayla kendini tüm ciddiyetini dikkatini işi verip işin yürümesini isteyen birisiyim, evet, aynen öyleyim.

Olması gereken bu değil mi? Senden üstteki rütbelerle kanka olup dışarıda farklı sosyal etkinlikler yapmam gerekliymiş, bunu anladım. İş bir şekilde yürür, sen olsun siktir et dikkatini gel biraz bizle takıl mı?

Kankaaa, bak kanka diyorum, takılayım, ayıp ettin, sen iste yeter ki, ben işe boğulmuş haftanın 6 günü işe giderken, bir haftasonum bile yokken dinlenecek, izin günümde evde tüm gün yatıp ıstırahat ediyorsam, özür dilerim, kendimi düşünüp bencillik etmişim, yapmamam gerekirdi, o gün de iş arkadaşlarımla dışarıda gezip tozmalıydım, tozmasam da gidip bir kahvede tavla atmalıydım filan gibi şeylerden birkaç örnekler daha filanlar...

Ulan ne işkoliğim, iş dışında bir şey düşünmüyor gibi davranıyorum, işe gidiyorum tamam da tabii ki sadece iş için değil, o ortam olmasa sohbet saçma salak gördüğün kızlara yazmalar, hayaller başka hayaller, insanların seyahat amaçlarını çalmalar...

İlginç bir iş yapıyorum diyim ben sana, İstanbul'dan başka ülkelere giden insanları sorgulamak, işim bu abi başka tanımı yok şu an en net. İstanbul'dan başka ülkerelere giden insanları ve buraya neden geldiklerini öğrenmek. Her gün yeni bir hayata girip başka kişilikleri inceliyorum. Bu mükemmel bir olay, insanların heveslerini hayatlarını maceralarını öğrenmek.

Yurt dışına çıkan insanların çoğu gerçekten eğlenceli, arada çok farklı hikayelerle karşılaşabiliyoruz, onlar farkında olmasalar da onların üzüntülerini meraklarını sinirlerini zorunluluklarını heyecanlarını kaçamaklarını kimi zaman, mutluluklarını, özlemlerini, isteklerini görebiliyoruz berrak bir şekilde.

İnsanların psikolojilerini çözümlerken de arada yaptığımız somut iş gitmelerini sağlayan dökümanların geçerli olup olmadığını kontrol etmek. Bu yani, dökümanın orijinalliği, maceracının hedefine ulaşmak için sahip olması zorunda olduğu bir madde parçası, biz de maddeleri inceleyen maddenin olurunu verenler gibi bir rol üstlenmekteyiz.

Neyse, iş bir yana, iş durum ortada ciddiyet dikkat istikrar gerektiren bir iş, birçok döküman görüyoruz kısa sürede ve hepsinde ayrı bir hikaye dersek, bir günde birçok hikaye okuyormuşuz gibi.

İşimi yaparken üstlerimle ilişkilerim profesyonel tabii, durum ortada, e iş dışında zaten iletişim kuracak zaman ortam olmuyor be abi, yani ne diyebilirim ki,bir operasyondan çıkıp diğerine gidiyorsun, ne ara aramızı tazeleyelim farklı sohbetlere vakit kalsın ki, ne diyim yani, operasyonları yaparken de yakınlık kankalık seviyemi eskiye göre arttırdığıma inanıyorum, abi abla'ya başladım yani, bunun farkındayım ben.

Herkesler de farkındadır, yani amirler diyeyim, çünkü dökümanları onlara onaylattığımda abi durum bu durum şu diyorum sonuçta, izin günüm de kısıtlı olduğu için biraz nefes alıyorum, iş çıkışı zaten gece 23 oluyor,o saatten sonra da tabii ki plan yapamıyoruz, öncesinde de işe gelme saatimden 2 saat öncesinde uyandığım için genelde, pek bir vakit kalmıyor, ne kendime ne başka şeye.

E başka şeylere vakit kalmıyor, e doğal o halde be pampa, yani plan yapacak bir fırsat bile geçemiyor ki elime.

Öğlen işe git gece işten çık, durum bu.

İştekilerle neden daha çok yakınlaşamıyorum ortada o halde, bak bunu sonuca çözüme ulaştırdığım için memnunum. Sorun çalışma saatlerimmiş oh be rahatladım, kendimi çok itici bulmuştum filan. neyse zaten yakında terfi durumu söz konusuysa, her saatte çalışıp daha çok yakınlaşma fırsatı yakalayacağım.

Olacak olacak kanka inanıyorum, karışık çalışma saat ortamıma da sporu ekledim mi, bir de bir güzel kilo verdim miydi, kendime olan güvenim ve kendimi beğenme oranım artınca da tabii farklı sohbetlere de dahil olmaya hak kazanacağım.

Olay şu, kendini beğenirsen anca başkasını beğenebilirsin, kendini sevebilirsen başkasını sevebilirsin, kendinden nefret edersen başkasından nefret edersin. Her zaman böyledir, güven bana.

İnsan ilk önce kendisini yapmalı başkasına bir şeyleri yapabilrmek için.

Ben kendimi beğenmiyorum şu an, açık, net. Aynaya bakabiliyor muyum? Hayır.

Sebebi saçlarımı çok seviyor olmamdı, kendi saçını seversen başkasının saçını seversin. Şu an başkasının saçını sevemiyorum, çünkü bende yok. Bende yok yani, yok abi, olmayacak yani, ortada, kel olduk çıktık. Babam yeşil gözlü, yarı kel. Ula bari yeşil gözü alaydık, kellik kalaydı, gözleri de alamadık, hafif elamsı kahverengide can çekişiyor.

Ne diyordum, he, saçlar gitti, aynaya bakamaz yüzümü beğenemez oldum, kompozisyon bozuldu çünkü, bütünlük gitti, e tabi mükemmeliyetçiyim ya, her şey tam olcak, olmuyor işte, öğrendim ağır bir şekilde, bütünlük olmayınca, kendini eksik hissetme, psikolojik olarak dalgalanmalar, zaten tam değilim vur öldür geri kalanı.

Durum bundan ibaretti, artık saçımı kazıtıyorum sıfıta, en azından kel isem bile, ki kelim, tam gel olayım ne öyle yarı kel yarı saçlı, olmuyor be, olmuyor işte, rahatsızlık duyuyorum, belki sen anlamıyorsun, aynı şeyi yaşamadın, sana küçük önemsiz bir detay gibi geliyor.

Olsun, öyle gelsin, beni anlayamadığın sürece beni değerlendirme, yargılama, bir şey söyleme bunun üstüne, bir eksiklik gibi hissetmeme mahal verme bari, ama malsın, empati kuramıyorsun, e bari sus be canım, olmuyor böyle, sanki keyiften kazıtıyormuşum gibi.

Neyse saç gitti, kiloya ne demeli, tamam saç gitti, kilo bari normal olsun, hani saçı kazıttık yırttık ordan, bütünlüğü yakaladık, kompozisyonu bozan bir orantısız kilo göt problemi var. İyi onu çözeyim bari, kiloyu vereyim de kendime geleyim, en azından bir uyum oluşsun görüntüde de aynaya bakabil bir daha, bir kez dahalar...

Beni beğenmen için, önce benim kendimi beğenmem gerek, sonrasında seni beğenebileyim ve sen de beni beğenmeye başla filan. Rota bu kanka, biraz sabredeceksin artık, yapacak bir şey yok şu an, durumu düzeltene kadar görmezden gelmeye devam et sen, etkisiz eleman gibi giy geçiştir, okeyim ben, tamam.

Sorun şu ki, anlaşılan, hiç hazır olamayacağız her zaman, her zaman bir süreklilik, devamlılık, istikrar sağlayamayacağız hep bir şeyler eksilirken, aman neyse eksilen kilo yağlar olsun da onu sabit tutmanın yolunu bulayım ben incelip.

O zaman yapacaklar basit.

Bugün mülakat sonrasında ya terfi alacağım, ya da kendimi hayatımı terfi ettireceğim. Gerçi terfiyi alsam da yapmam gereken en azından çözüme kavuştu gibi, kilo ver saçı kazıt kendini beğen, sevgili yap, kız arkadaş yap, evlenecek birisi çıksın karşına, en azından çıkana kadar sen hazırda beklemek için vücüdu kafayı morali hazırda beklet.

Sağlam kafa, sağlam götte bulunur. Yok bu böyle değildi sanki, sağlam kafa, psikolojisi on numara kafa, bilinç, sağlıklı fit bir vücut.

Hadi gene iş çıkardım sana Cano, git iç eğlen kafayı uyuştur bugün de yarın güzel bir başlangıç yap, geride kalan hayatın için. Çünkü sen buna layıksın, sen bunu hak ediyorsun, çabalıyorsun, uğraşıyorsun hayat kaçmasın diye, sen de kaçırma hayat dediğin bir kere, bari her anını güzel ve dolu yaşamaya çalış.

Zaten ne demiş Herakleitos: Carpe diem quam minime credula postero, ben senin gözlerinden öpero.

23 Mart 2016 Çarşamba

I Was Not Fit

I wasn't always fit. I wasn't fat either.
I like to use the term ... squishy.
I struggled with my weight just like most of you.
I kept telling myself "Diet starts Monday1 and giving myself excuses why I wasn't putting my health first.
But one day that was it. I didn't like the path. I was going down. I was gaining weight very quickly.
I told myself enough was enough.
So I began my fitness journey.
It definitely wasn't easy. I didn't gave "good genes."
It was a struggle.
I was working 3 jobs while in school full time.
Some days I was so exhausted all I wanted to do was sleep for 18 hours while cuddling a dozen donuts. And watch an entire season on Netflix.
I love Netflix too you know.
But I refused to give up.
I had goals.
I had dreams.
Nothing was going to stand in my way.
And you know what? I messed up a few times. Ok, I messed up a lot.
It wasn't a perfect journey.
And I am proud of how far I have come.
If I can do it... so can you.


#Buffbunny

I Hate Small Talk

I hate small talk
I wanna talk about atoms, death, aliens, sex, magic, intellect, the meaning of life, faraway galaxies, music that makes you feel different, memories, the lies you've told, your flaws, your favorite scents, your childhood, what keeps you up at night, your insecurities and fears. I like people with depth, who speak with emotion from a twisted mind.
I don't want to know 'what's up'.


Havadan sudan konuşmaktan nefret ediyorum.
Atomlardan, ölümden, yaratıklardan, seksten, sihirden, zekadan, hayatın anlamından, uzaklardaki diyarlardan galaksilerden, farklı hissetmeni sağlayan müziklerden, anılardan, söylediğin yalanlardan, kusurlarından, favori kokularından, çocukluğundan, seni gece ayakta tutan şeylerden, endişelerinden ve korkularından sohbet açılsın istiyorum.
Naber'ini duymak istemiyorum.

Kader Denilen Şey

I can control my destiny, but not my fate.
Destiny means there are opportunities to turn right or left, but fate is a one-way street.
I believe we all have the choice as to whether we fulfil our destiny, but our fate is sealed.


Kaderimi kontrol edebilirim, ecelimi değil.
Kader denilen şey sağa mı sola mı gideceğini seçebilme olanağındır, ama ecel tek yönlü bir yol.
Kaderimizi belirlemek için seçeneklerimizin olduğuna inanıyorum; lakin ecelimiz mühürlüdür.

12 Mart 2016 Cumartesi

Beni Mi Tanımak İstiyorsun?



- Annem işten çıkarıldı, açtığı dava iki sene sürdü, davayı kazandı, alacağı yüklü tazminat, kaldı, ortada, çünkü şirket battı diye gösterildi, şirketin haznesinde ödeyecek herhangi bir para kalmamıştı, bankalar daha önemli insanlardan bu ülkede çünkü, çalışan, şirkete o parayı kazandıran insanlar, makine parçaları önemli değildi, makine parçasını çıkarırsın, yerine yeni parçalar her zaman geçer, bulunur, yontulur insanlar.

- Ben annem işten çıkarıldığında, zengin bir muhitte üniversite sınavına hazırlanıyordum. İlk girişimde aldığım puan iyi değildi ve ben dedim ben daha iyisini yaparım, buna yeteneğim var. Kursa gittim, kursa gitmek bedava değildi.

- Aynı evde ablam artık yaşamıyordu. Çünkü babam ablamın genç yaştaki özgür isyan ruhunu kaldıramamıştı. Eve geri dönmesi durumunda onu öldürecekti, kavga etmişlerdi, ben ordaydım, kapının arkasında, olanları duyuyordum, dinlemiyordum, duyuyordum. Ablam eve gitti, geri gelmedi. Üniversite sınavına 3. kez girdikten sonra bu sefer kendisini kurtaracak yeterli puanı elde etmişti. Çıplak ayaklarıyla koştu o gün kaldırımlarda, tutmadı kaldırımlar onu, karışmadılar gidişine, ne de ayağına batan taşlar, özgürlüğüne koşuyordu. Çanakkale'ye farklı bir şehre gidecekti, biz İstanbul'daydık o sıra, şu an da değişmedi, gidemedim buralardan. 3 sene ÖSS sınavına girdi, 2 sene kursa gitti, en son sisteme yakınlığıyla bilinen FEM Dersanelerine gitti.

- Önceden gitmişti ablam zaten, o hiç ailede olmamıştı. Sevmedi, istemedi, yadırgadı ailesini, isyan etti maddi olarak ona istenilen ortamı sunamadıkları için, kendilerine sunulmamış hayatları bize yaşatmaya çalışan kişilere karşı.

- 1 sene işsiz gezdi annem, spor yaptı, yürüyüş sabahları, kilo verdi, bu bilinçli bir kilo verme çabası mıydı, eve giren ekmeğin azalmasından mıydı bilmiyorum, veya işten çıkarılmış olmanın verdiği sıkıntı ve üzüntüden mi. Babam evin tek gelir kaynağıydı.

- Ben başarılı olmak zorundaydım, başarısızlık gibi bir seçeneğim yoktu, kışın 10 günlük sömestırda, kurs tatile girdi, ben de eve kapadım kendimi, ders çalışmak, test çözmek için, başarılı olmak için. Çalıştım, çok çalıştım, düzenli bir şekilde, planlı bir şekilde günlerimi gün ettim kendimi geliştirdiğime inanarak. Kar yağdı, dışarıya çıkmadım, camı açıp camın önünde biriken karlarla kartopu yapıp camdan aşağı attım, gelşigüzel attım bir hedefim olmadan.

- İşte bu zamanlar PLEVA denilen cilt hastalığına yakalandım. Stresten dediler, güneş görmemekten dediler. Ben kendimi dışarıya kapamış sadece başarılı olmak, doğru sayımı arttırmakla meşguldüm. Üniversite sınavına girdim, hastalık için haftanın neredeyse her günü hastaneye gidip X ışını altına girdikten sonra ananemde kalıp, çünkü hastane ananeme yakındı, onda kalmam gerekti.

- Kazandım, üniversite sınavında iyi bir puan aldım, kazandım, kendime verdiğim psikolojik mücadeleyi, hastalığım süresince lanet ettim, yalvardım bir yaratan var mı halimi görüyor mu diye, mücadelemi yine de bırakmadım. Üniversiteyi Ankara'da kazandım, ilk defa ailemden ayrı bir şekilde yabancıların yanında yaşayarak. Bu süreçte sağlıklı olmanın önemini anladım, yalnız yaşamanın ne demek olduğunu öğrettim kendime, okudum, öğrendim, uyguladım, sonuçlarını gördüm. PLEVA'yı atlattım üniversitenin 1. sene sonuna yakın, X ışınlarına maruz kalmaktan kurtuldum en sonunda.

- Annem iş buldu. Çalışmaya başladı tekrardan. Ablam Çanakkale'deki okuldan dikey geçişle Ankara'yı kazandı benimle aynı sene. Karşılıklı aynı kurumun yarı özel yurtlarında kaldık Veteriner Fakültesi içinde. Veteriner Hekimliği 1. sınıf öğrencisi oldu ablam; ben Amerikan Kültürü ve Edebiyatı öğrencisi.

- 2. senemin sonuna yaklaşmaya sigaraya başladım, bariz bir sebebi yoktu. Aklım karışıktı, Ankara'dan kurtulmak istiyordum bir şekilde, İstanbul'a geçip hayatımın daha iyi olacağına inanıyordum, İstanbul Ünjiversitesi'ni daha iyi bir seçim olarak görüyordum. Asıl sebep para olabilirdi. Maddi olarak aileme destek olmak, onların yükünü azaltmak için onların yanında yaşamanın daha doğru olacağını düşünmüştüm. Ablam çünkü, 3 senedir tek başına yaşıyordu, bense devletten aldığım kredi ile günümü ayımı hesaplayarak geçiriyordum. İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüyle çift anadal yapmayı düşünürken, 2. Ümiversite olarak açık öğretimden 4 senelik İşletme okurken, Erasmus programıyla İspanya'ya gitmeyi düşünürken maddi sıkıntılar nedeniyle ben İstanbuk Üniversitesi'ne Yatay Geçiş yaptım.

- İstanbul Üniversitesi'ne geçtim, Ankara'yı bırakmanın verdiği buruklukla, çünkü arkadaşlarım kurduğum bir hayat yine son bulmuştu. Ankara Üniversitesi'ndeki eğitim 15 kat daha iyiydi. Çalıştım çabaladım ortalama kasarak sınavlara girerek Yatay Geçiş yapmaya hak kazandım, İstanbul Üniversitesi'ne geçtim emeğimin karşılığı olarak. İstanbul Üniversitesi her şeyiyle yeniydi benim için, insanlar ortam arkadaşlar hocalar sistem... Evde bir haftasonu bir gazetenin verdiği ekleri okuyordum, part-time işe giren öğrencilerin iş hayatında ileriki dönemlerde daha başarılı olduğuna dair bir yazı okudum. Part-time işe girmek girdi aklıma o zaman. Taksim'deki kafelerden birine girip iş başvurusunda bulundum, o gün yanımda Özlem ve Lale isimli üniversiteden arkadaşlarım vardı ve ben Sex On the Beach isimli kokteyli içiyordum, ertesi hafta işe başladım.

- Hem okuyor hem işe gidiyordum artık. Zaman geçti para tatlı geldi, daha fazla çalışmak daha fazla para kazanmak istedim. Daha çok iş yapan, daha lüks bir kafeye gittim, Sakıp isimli arkadaşımdan duyduğum onun eskiden çalıştığı daha iyi para kazandığı bir yere. Gizli müsteri olarak gittim, ortamı inceledim, beğendim, Thales Cafe'den Kafe Pi'ye geçişim bundan sonra oldu.

- Haftanın 6 günü çalışmaya başladım. İstanbul Üniversitesinin 2. senesinde artık tam zamanlı barda çalışan bir öğrenci oldum, üniversitedeki basketbol takımını, dersleri bit kenara bırakıp. Derdim ki 3 adet benden olsun birisi derslerde başarılı inek öğrenci olsun, birisi basketbol takımında başarılı bir sporcu olsun, diğeri de barmen olup iyi para kazansın. Ben para kazanmayı seçtim.

- Kazandığım paranın neredeyse hepsini aile verdim, ailem kazandığım parayı aileme yolladığını söyledi, kendisi o zamanlar Ankara'da okuyordu hala. Ben ise bir sene okulu uzatmış oldum, 4. sınıfta kaldım okulda derslere sınavlara girmediğimden. 4. senenin sonunda Kafe Pi ile Çeşme İzmir'e gittim Beach Club işletmeye, barmen oldum o ara tabii.

- İşten kovuldum, canımı dişime takıp uyku uyumadan yemek yiyemeden işemeye bile gidemeden çalışmış olmama rağmen halimi anlamayan şef bozuntusu bir insan yüzünden. Kuzenimi o sene kaybettik İzmir'e Çeşme'ye gitmemin asıl sebebi olan kuzenimi.

- İstanbul'a döndüm, işimi de kaybetmiştim, kuzenimi de; yasa düştüm, yastı tek çözümüm, depresyonda boğuluyordum, Bahsetmeyi unuttum, babam 2 sene senelik izin kullanmamıştı, işvereni izne çıkmasına izin verdi, 3 gün sonrasında işe döndüğünde işten çıkarıldığına dair dilekçe verildi eline işe devamsızlığından. Artık bizimkilerle iyi bir muhitte oturamıyorduk, paramız yoktu karşılayacak, ben de kazandığımı zaten evin geçimine ablama burs olarak veriyordum. Annem karşılamaya başladı evin kira ve faturalarını. Ben depresyonda, ablam Ankara'da, babam işten çıkarılmış, annem tek başına çalışarak yaşıyorduk, kötü fakir bir muhitte.

- Evimiz soyuldu 3 kere, maddi manevi büyükler kayıplar verdik. Ben de 6 ay sonunda depresyondan kurtarıp kendimi okulu bitirmeye karar verdim. Okulu bitirdim, okul derecem yerlerde sürünmesine karşın, sene sonunda bölüm birincisi ortalamamla mezun oldum. Yüksek lisans için ALES, KPDS sınavlarından yüksek notlar aldım, mülakatla 60 kişinin içinden 3. olarak seçildim.

- Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi oldum. Para yoktu, yüksek lisans dönemine kadar okulun son döneminde 1 sene boyunca Just English Language Center'da part time olarak neredeyse full time çalışan şeklinde Beşiktaş ve Kadıköy şubelerinde çalışarak İngilizce öğrettim çeşitli yaş grubundan kişilere.

- Yüksek Lisans okurken para gerektiğinden devlette Sözleşmeli Öğretmenlik (Kölelik) yaptım; ama yeterli olmadı, maddi durumumuz sıkıntılıydı, ve ben kendimi Edebiyata, kitaplarda kaybolmaya veremiyordum kendimi, eski kız arkadaşım olan Zeynep Tabak'la görüştüm birkaç kez, kendi işinden bahsetti bana, havalimanında pasaport vize memurluğu.

- Gözen firmasında işe başladım ben de bir süre sonra, iki senedir bu işi yapıyorum. Bel Fıtığı olmama sebep olan başlarda beni hamal olarak gören, kendimi değersiz hissettiren, saygı görmediğim bu şirkette. Bel Fıtığı Ameliyatı oldum Acıbadem International Hospital'da, 9 saat sürdü yaşamla sağlık mücadelem, 2 saat yoğun bakımda kaldım, ölümden döndüm 2 defa nefessiz kaldım. Bel Fıtığı Ameliyatını atlattım, 25 kiloya yakın kilo verdim.

- Ananemin arsası satıldı, bize bir pay düştü, bu pay'ın üstüne kredi ile para çekip sırf İstanbul diye dandik bir ev satın almak zorunda kaldım zemin bahçe katında, diyordum ki, insanlar nasıl yaşıyor zemin katta, öğrendim, yaşadım nasıl yaşanılacağını veya yaşanılamayacağını mı diyeyim?

- Şimdilerde evi boşalttık, sözde kendi evimiz, halen borcu bitmemiş halde, kiralık olarak 2. katta başka bir apartman dairesinde yaşam mücadelesi veriyoruz. Ablam bu süreçte okulunu bitirmeyi başarıp, 5 senelik okulu 6 senede bitirip İstanbul'a bizimle yaşamaya geldi, eski o 1+1 küçücük zemin bahçe katı evimizde. 1+1 evde 4 kişilik 4 yetişkin olarak yaşıyoruz, ben 25 yaşımdayım, ablam 28, anne babamı anlayın artık siz.

- 2+1'de salonu ablamın odası yaptık yaşıyoruz işte bir şekilde. Babam işsiz kaldığından bu yana af ile Mimarlık Fakültesi Trakya Üniversitesi'nde 1 sene okudu, belki Mimar olurum hayalini içinde bırakarak, okulu maddi durumdan dolayı dondurmak zorunda kalarak, annem yine işsiz kaldı bir süre, başka bir firmada çok şükür iş buldu, babam halen iş bulamadı 3 senedir, at yarışı oynayarak nadiren de olsa bazen bir miktar az da olsa bir para bularak yaşıyoruz, aileme ben de 1.000 TL veriyorum her ay.

- Kuzenim vefat ettikten sonra, defalarca intihar etmeyi düşünsem de, antidepresanlarla günlerimi mimiksiz duygusuz antidepresan gülümsemeleriyle geçirmiş olsam da, yaşıyorum işte, nefes alıyorum. Aileme verdiğim 1.000 TL, kredi kartına verdiğim 1.000 TL kalıyor bana ayın sonraki 30 günü 100 TL ile yaşamak. Yaşamak bu bazılarına göre, beton koklayarak karınca yuvası misali aslında çoğu böcek olan insanlarla tıpış tıpış bindiğimiz toplu taşıma araçlarıyla daha büyük bir böcek faunasında kemirgenlerin yılanların leşçilerin arasında seyahat dökümanlarını inceleyerek başka mikrokozmonoslara uçak denilen botlarla yüzüp yüzemeyeceklerini kontrol etmek.

* Vesaire, vesaire ve vesaireler eşliğinde....

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.