4 Mayıs 2013 Cumartesi

Yedek Subay Sınavı ve Askerlik




Yedek Subay Sınavı'na girecekler... Bu bilgiler hayatınızı kurtaracak

Kısa Dönem askerliğini yapan biri olarak asker adayı arkadaşlarımla bazı tecrülerimi paylaşmak isterim; herşey askerimizin rahatı için. Rahata çok ihtiyacınız olacak. İşte başlıyoruz.

- Yedek subay sınavı ile duyacağınız şeylerin hepsine inanmayın. Yok 1. gün girilirse uzun çıkıyor, 3. gün girilirse kısa çıkıyor diye bir şey yok. Bunun garantisi yok. Kuralı da yok. Ama şu var; mesleğiniz askeriyenin işine yarayacak bir meslekse örneğin elektronik/elektrik mühendisiyseniz yedek subay olma riskiniz var. Bu nedenle Aralık celbi gibi yoğun dönemlerde giderseniz bu riski en hafife indirgersiniz. En riskli celp ise Nisan celbi. Bir çok arkadaşıma uzun dönem çıktı. Burdaki mantık şu; Nisan celbinde başvurular az, risk çok. Aralık celbinde başvurular çok, risk az. Ağustos celbi orta yoğun bir celp, risk de orda düzeyde.

- Sınava Tuzlada girmiştim. Mümkünse çok erken gidin. Sıra numaranızı alın. Tuzla'ya 07:00'da gitmiştim. İçeri girdiğimizde saatler 10:00 idi. 16:00'da işi bitirip çıkmıştım. En iyisi 06:00'da Tuzla'da olup sıra numarası almak. İçeride prosedürel çok iş var. Bu nedenle uzun saatlere hazırlıklı olun. Sınavdaki soruları yapmaya çalışın. Ne hepsini sallayın ne de hepsini yapın derim. Çok göze batmamak lazım :)

- Sınava giderken sakalınızı kesip gidin. Beraber giden bir arakadaşımı top sakalı var diye almadılar. Traş oldu ve 1 saat gecikmeli içeri girdi. Bazı arkadaşlar da sorun yaşamamışlar. Bence risk almayın sakalınızı kesin. Nasıl olsa 10 güne kadar kesilecek. Sonradan bu yazıyı hatırlarsınız :)

- Nasıl olsa askerde keserler demeyin, saçınızı da kestirin. 3 numara yeterliydi sanırım. Ne daha fazla kestirin ne de daha çok. Aza da laf ederler çoka da. Oralarda kestirmeyi de denemeyin. Kuyruk, laf işitmek, bunlara değer mi ? :)

- Giderken mutlaka alınması gerekenler listesinde en önemlilerini yazacağım. Bunlar tecrübeyle oluşturuldu. Hepsinin bir anısı olup, son anda laf işitmekten kurtuldum. Bazıları gereksiz gibi gelse de, düşünmeden alın derim.

1) İçlik. Hele ki soğuk bir yere gidiyorsanız hayatınızı kurtaracak.
2) Bot için kaliteli tabanlık/keçe (Soğuk mekan ise yünlü olmasında fayda var). Bot vurmasına karşı vatka alın. Hayatımı kurtarmıştı. Çok işe yarıyor.
3) Yeşil yün eldiven. İçtimadan önce komutanlar gelene kadar soğukta saatlerce dikilirken ellerinizi korur gitmeden mutlaka alın. Ona rağmen soğuk nedeniyle parmağımda çatlak oldu. Eldiven olmasa kim bilir nolurdu.
4) Bulaşık eldiveni. Oha nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Acemi birliğine teslim olduktan sonraki gün, 300 kişinin tabildotunu yıkama şerefine nail oldum. 6 saat boyunca suyun içinde olmak hoş bir duyguydu. Bu tür birliklerde temizleme işi sırayla size gelir. Kaçış yok. Kaçmaya kalkarsanız çok göze batarsınız. Bu nedenle bir paket bulaşık eldivenini atın valizinize. Kafanız rahat olsun. Hayat size gol atmasın, size hayata gol atın :)
5) Bol iç çamaşırı ve çorap götürün. Eşofman ve spor ayakkanızı da alın yanınıza. Spor saati için verilen eşofmanlar uymayabiliyor. Hatta tayt gibi duruyor. Birlikte öyle gezmek de hoş olmaz :). Bu tür eşofman ya da kıyafetlerde öle acaip renkler tercih etmeyin. Hatta valiziniz bile göze batmayacak bir renge sahip olsun. Bavulum kırmızı diye az kalsın İstanbul'a gönderiliyordu. Mavi, koyu yeşil gibi renkler yani koyu renkler mantıklı olur.
6) Sarı ve garip görünümlü yastıklara denk düşebilirsiniz. İçim rahat etmez diyorsanız yastık üzerine sermek için ufak bir el havlusu işinizi görecektir.
7) Temiz poşeti & Kirli poşeti. Askeriyede kirli ve temizleri bu poşetler içerisinde saklıyorsunuz. Birliğinizin kantininden de alabilirsiniz.
8) Telefon kartı. Götürüldüğümüz birliğe telefon kartı 2 gün sonra gelmişti. Gitmeden alsaydım 3 gün boyunca telefon kuyruğu olmadan konuşabilecektim. Askeriyede telefon yasak. Acemi birliğine telefon gotürmek hayli riskli. Arama tarama olabilir olmayabilir. Şans. 30 gün ankesörlü telefonlarla işinizi göreceksiniz ve malesef çokça sıra olacak başka şansınız yok.
9) Terlik. Verilen terlik uymayabilir ya da ben rahat edemem derseniz, özel aldığınız terlik yardımınıza koşacaktır.
10) Tırnak makası. Gittiğiniz yerden de alabilirsiniz ama ne gerek var. Alın koyun valizinize. Olur da bulamazsanız artık nasıl kesersiniz onu da bi hayal edin.
11) Ufak bir dikiş seti. Son anda bir düğmenizin olmadağını farkettiğinizde ve içtimaya 5 dk kaldığında hayattan bir gol daha yememiş olacaksınız :)

- Eğer doğu tarafında erişimi zor bir yere düşerseniz, KTM'lerde 1-2 gün belki de daha fazla konaklamak durumunda kalırsınız. En iyi durumda 1-2 güne acemi birliğinize sevk edilirsiniz. Açılımı Kabul Toplama Merkezidir. Geçici konaklama yerleri olduğundan konforlu yerler değildir. Bu durumda yastık için havlu devreye girecektir :)

- Denetlemeler bir asker için en zor günlerdir. Burada sizden ziyade karakol ya da birlik üst makamlarca denetlenir. Bu nedenle stresli günlerdir. Bu günlerde etrafta fazla gezinmeyin (iş kitlenir) komutanlarınızı fazla yormayın. Onlar da sizi yormasın. Bu lafımı hatırlayacaksınız.

- Askerde yazıcı olayım, böylece yatarım demeyin sakın. İnternet olur diye de ümitlenmeyin. Bazen geceleriniz kuru ekran başında geçerken, diğer askerler fosur fosur uyuyor olabilir. Ortamı kolacan edip öyle aday olun. Zaten gittiğiniz birlikte, usta birliğinden bahsediyorum, üniversite mezunu olduğunuzdan dolayı size zaten özel bir iş verilir :)

- Acemi birliğine gittiğinizde 30 gün boyunca eğitim verirler. Dışarı çıkartmazlar. Bu nedenle yanınıza yeterli miktarda para almış olduğunuzdan emin olun. Kabaca 200 YTL bana yetmişti. Gene de fazlasını alın yanınızda bulunsun. Bazen bir çokonat sizi kendinize getirir :)

- Acemi birliğinde herkes aynı saatte aynı işleri yapmaya başladağından dolayı muazzam kuyruklarla karşılaşacaksınız. Kahvaltı kuyruğu, traş kuyruğu hiç bitmeyecek. Sakalınız hızlı uzamıyorsa ve farkedilmiyorsa geceden traş olun. Botunuzu da gece boyayın. Sabah direkt kahvaltıyla başlarsınız, hayat size güzel olur :) Bu arada bot boyasına dikkat. Kirli bir botla asla dolanmayın, çok laf işitirsiniz benden sölemesi.

- Askerde künye, mendil vs. gibi şeyler verilir. Bunların sürekli üstünüzde olması beklenir ve de ara ara kontrol edilir. Bunları mümkünse hiç çıkarmayın. Kaybeden ya da yanında taşımayan arkadaşların çok başı ağrımıştı :)

- Asker malzemeleri alırken hiç masraftan kaçınmayın derim. Çünkü aldığınız o abidik gubidik şeyler sayesinde askerde çok ama çok rahat edeceksiniz. Arkadaşımın zoruyla ufak bir dikiş seti almıştım. Yaf dedim ne gerek var. Denetleme öncesi kopan düğmemi onun sayesinde dikmiştim. Yoksa yaka bağır açık çıkacaktık tümgeneral karşısına :)

- Güneşi bol olan bir yere düştüyseniz güneş kremini ihmal etmeyin. Nöbet esnasında güneşlenirsiniz :)

- Güzel kol saatinizi evde bırakın ve askerde çok moda olan casionun o efsane saatlerinden birini alın. 10-20 TL birşey. Asker malzemesi satan dükkanlar bilir.

- Askerde bir arkadaşım birliğine yedek bot alarak gelmişti. Kendisine oha demiştim. Ama haksız da çıktım. Verilen bot çocuğun ayağına uymadı. Ve yedek bot hayatını kurtardı. Sizin de ayağınız çocuk mezarı gibiyse bence iyi fikir. Asker malzemesi satan dükkanlarda bulunabiliyor. Ama sakın yandan açılan özel botlardan almayın. Komutanlar direkt fark eder :) Tüm bunlar para demek. Ama şunu da unutmayın. En az 5 ayınız bilmediğiniz bir yerde bilmediğiniz kişilerle geçecek. Rahatınız herşeyden önemli. Bazen aldığınız 1 TL'lik bir iğne bile işinizi kolaylaştıracak. Yoksa o askerlik bitmez :)

- Sınavlar malesef belirsiz bir gün ve saatte açıklanıyor. Acaba açıklandı mı diye site karşısında saatlerce heba olmuştum. Son anda http://www.askeroldum.com'u buldum. O tarihte farklı bir sayfada hizmet veriyorlardı. Bir ücret karşılığında kayıt oldum. Adamlar sonuçlar açıklandığı anda, uyarı smsi attılar. O esnada Metrocitydeydim. Arkadaşa baktırdım. Ve uçak biletini aldırdım. 90 milyona uçtum. Forumda bir arkadaşla yazışmıştım. Benden 1-2 saat sonra 200 milyona aynı yöne bilet bulabilmiş.
- Birliğinize zamanında teslim olun. 12 Ağustos, 12 Aralık ya da 12 Nisan 17:00'ye kadar teslim olmanızı beklerler. Siz siz olun en iyisi 14:00 gibi birliğinizde oldu. Sona kalmayın benim gibi de dona kalmayın :) (16:55 de teslim olmuştum, sivil hayat kar kardır demiştim) 

Tüm asker adaylarına şimdiden başarılar. Unutmadan paylaşmak isterim, 337. Kısa Dönem için güzel bir site yapılmış. Bence bir göz atılmalı derim.
http://337.kisadonem.com/

Hayırlı tezkereler dilerim. Vatan size emanet !!!

29 Nisan 2013 Pazartesi

Çocukluktan Adamlığa



Bu yazı altında pek çok şey yazabilirim. Beyin fırtınasına, bilinçsizlik akışıma hazır olun başta.

Şimdi en başta söylemem gereken şey, bu başlık böyle çünkü aklıma direk Avril Lavigne'nin Skater Boy şarkısı geldi.

Şarkıda ne diyor? O çocuğun nasıl bir adam olabileceğini göremedin. Çünkü gözlerden ötesini göremedin, önemli olan ruhtur. O benim, çünkü ben görebildim. Hayatlarımızın tadına bakıyoruz.

Bakın, biz insanoğlu ya da insankızı olarak, her zaman bir gelişme içindeyiz.

Yani dün ile bugünün arasındaki fark gibi, biz de olayları zaman içinde farklı görmeye başlıyor ve farklı olmaya başlıyoruz. Farktan kastettiğim işte, değişim yaşamamız, gelişmemiz, ilerlememiz, ya da farklılaşmamız. Adını ne koyarsanız siz bilirsiniz.

Ben en başta kendimden örnek verecek olursam, olayları birincil elden gözlemleyebildiğim için yazarken kolay oluyor, şanslıyım yazma konusunda bu açıdan.

Carl Rogers der ki, insan her şeyi bir tecrübe olarak algılar. Karşısına çıkan herkes, her olay onun için birer tecrübedir ve gelişme öncesindeki benliktir.

Biz kendimizi birer deney faresi olarak görmeliyiz. Biz her an gelişmeye hazırız. Deneyler yapıyoruz tecrübelerle. Ya o tecrübeler bizi değiştiriyor, ya da kayıtsız kalmayı seçiyoruz.

Öyleyse en başta kendimizi, sonra da diğer insanları birer bireyler olarak görmeliyiz. Nasıl birey? Gelişme yolunda olan henüz gelişmemiş tecrübe yaşayan kişi.

İnsanları direk bir kalıba sokarsak, onları nesneleştiririz.

Bir şeyi nesneleştirmek ne demek?

Mesela şu an yanımda duran bardak bir nesne, ona özne diyemiyorum, çünkü "düşünemiyor, kendince bir fikri yok" sadece orada duruyor, ve içindeki sıvıyı tüketmemi sağlıyor. Sadece bir araç, bir nesne, bir kolaylık aracı, bir yararcılık, bir pragmatistlik örneği.

Yani insanları bardak yerine koyarsan ne olur? Onları özelliklerine göre sınıflandırırsan ne olur? Cevap ver.

Kendimizi de diğer insanları da birer özne olarak görmeliyiz. Kendine has fikirleri, kendilerine has istekleri olabilir, olmalıdır, doğrusu budur.

İnsanları sınıflandırırsak, bu ergen, bu deli, bu salak dersek onları nesneleştirmiş oluruz. Bardağın her şeyini biliyoruz değil mi, yere düşünce kırılacağını, içine su koymayınca bir işe yaramayacağını?

İşte insanlara bunu yaptığını düşün, ki yapıyorsun eminim. İnsanlara kaşı şöyle gözü şöyle şu bu dersen ne olur, o insanın bir insanlığı kalmaz.

Sen de bir nesne değilsin, kendini anlat dediklerinde anlatamamanın nedeni budur? Sen çünkü bir öznesin, düşünen bir insansın, senin anlatılmaya ihtiyacın yok, ya da insanların seni nasıl bildiği onları karakter bozuklukları, ya da bakış açıları diyip yumuşatayım.

Sen insanlara kendini nasıl gösterdiğinin dışında onların kendini gösterdiğin şekli nasıl gördükleriyle de alakalıdır.

Sonracığıma, şimdi yaş çok önemli mi, önemli, neden, çünkü belli bir yaşa kadar "çocuk"ların kendini nasıl gösterdiği aileleriyle çok alakalıdır. Nasıl mı?

O, belli yaşı açayım. Belli bir yaş denilen olay, çocuğun kendine yetebildiği zaman. Kendine yetebilmek, şu çok klişe ifadeyi kullanacağım özür dilerim şimdiden, "kendi ayakları üzerinde durabildiği an"a kadarki zaman.

Kendi ayaklarında durabilmek demek, bağımsız olarak, hayatını etkileyen her olayda kendin sorumluluğu alıp kendi kararlarınla yaşayabilmendir.

Yani ailesiyle yaşayan kişi, aile ortamında kendisi olamaz, adı üstünde "aile". A ile, kendinle değil, A ile başka birisiyle, bir birliktelik söz konusu, başkalarını içine alman gerekir yaptıklarında, yapmayı istediğin şeylerde.

Bu nedenle de kendi ayaklarının üstünde duramazsın, kendin istediğin gibi hareket edemezsin çünkü yanında birileri olacaktır.

Her henüz adam olmamış çocuk, bir şekilde bu nedenle ailesini temsil eder. Çünkü sürekli beraber yaşadığın kişinin özelliklerini yansıtırsın. Nedeni de, iletişiminde sürekli kullandığın kalıplaşmaya yüz tutmuş ifadeler vardır, ve dışarıdaki insanlara da bu ifadeleri kullanmaktan kendini alamazsın. En kötüsü de sana kullanılan ifadelere alıştığından karşıdan da ona göre hareket etmesini beklemek gibi saçma bir beklenti içine girip ifadelerini kalıplaştırırsın, ifadelerini nesneleştirip yeni insanlara da onları sunarsın.

Bu durumun böyle olması çok üzgünüm ama kaçınılmazdır. İster istemez nesneleşen ifadeleri kullanırsın, ama güzel bir durum şudur, ruhun eşsizdir. Ruhun senin özbenliğindir, eğer onu beslemeyi bilirsen, ihmal etmezsen, o senin ifadelerin arasından sırıtır.

İşte sırıttığı zamanlarda karşındakiler onu görebilirse, seni seveceklerdir. Nasıl yani?

Eğer orijinalliğini, seni sen yapan gerçek kişiliğini gösterebilirsen üzerine yıkılan bir sürü seni sen yapmaktan uzaklaştıran özellikler, tavırlardan, ve bu hoşlarına giderse karşındakilerin, sen tek başına yaşamaya başladığında, "tek başına ayakta durabilmeye başladığından" senin kimliğinin yapı taşları olacaktır.


Ne olduğun değil, ne olacağın önemlidir denir ya, işte onun gibi. Şu an nerede olursan ol, nerede olabileceğin, senin potansiyelin önemli olan.

Potansiyelini ortaya çıkarmak için hareket etmelisin, ruhunu, orijinalliği ortaya çıkarmak.

Sana da çok ağız sulatan bir ifade gibi gelmedi mi?


Avril Lavigne'nin dediğiyle sözü kapatalım, İngilizce'deki çok hoşuma giden bir "ifade" gerçekten,

too bad that you couldn't see,
see the man that boy could be,
"there is more than meets the eye",
I see the soul that is inside.

Blog Başlığı Değiştirmemle Alakalı



Blog başlığım zaman içinde hep değişti.

İlk açtığımda "A Journey Into Darkness"tı, "Karanlığa Yolculuk"

Bu ne anlama geliyor? Benim karamsar biri olduğum mu? Bu kadar basit mi?

Hayır. Karanlık nedir? Bilinmeyendir. Karanlıktan neden korkarız?

Çünkü karşımızda ne olduğunu bilemeyiz. Ne ile karşılaşacağımızı kestiremeyeceğimiz için korkunçtur, ister çok tatlı bir tavşan olsun, atıyorum, o geldi aklıma şimdi.

Tavşandan da korkmamıza neden olur karanlık. Bu karanlıkta bu tavşanın işi ne?

Sorular sorular sorular...

İşte gelmeye çalıştığım noktayı görüyor musunuz?

Bir sorulardan korkuyoruz. Sorulardan korktuğumuzdan da cevap arama peşinde olmadan uzak duruyoruz, pis diyoruz, kedi gibi.

Soruların cevapları peşinde koşmaktansa uzak durmak, karanlığa hiç girmemek bize kolay görünüyor ve tahmin edeyim siz de bunu yapıyorsunuz.

Evet başlığa dönmem gerekirse, blogumu açtığım zaman, başlığı bu yüzden "Karanlığa Yolculuk" koymuştum.

Karanlığı öğrenmek için, en azından karanlığı aydınlatamasam da karanlığımı aydınlatmak için:

Karanlıktan korkmamak için.


Karanlık = Bilgisizlik

Bilgili olmak istedim, bilmek istedim, öğrenmek istedim.

Sonradan blogumun adı "A Journey In The Darkness", "Karanlıkta Yolculuk" oldu.

Aydınlanmaya başladım, bilmeye ve yine karanlıkta yolculuğuma devam ettim.

Çünkü karanlığı alt etmek mümkün değil, o her zaman orada olacaktır.

Bilginin böyle çeldirici bir yanı vardır, yani sınırsızdır kendisi.

Sınırı olmayan bir şeyden de daha çok korkarız. Çünkü insan çevresindekileri nesne haline getirmelidir ki, nesneleştirmelidir ki yerini bilsin.

Çevresini ya kendisine katar, ya ondan uzak durur, ya da kendisini, kişiliğini ele vermekten çekineceği için kaçar.

Sonra sonra karanlıkta yolculuğuma devam ederken, neden ne oldu da başlık değiştirme girişimine girdim.

Çünkü insan ne kadar bilgilenirse o kadar gelişiyor ve değişiyor. Bana da bir yenilik, bir değişim gerekti.

Hint Felsefesine göre mesela, başlangıç her zaman oradadır, ama insanın hazır olması gerekir. Yani ben bir şeye başlayacağım, değişime başlayacağım dese de bu yersizdir, ya da gereksiz. Çünkü değişimin gerçekten başlaması için hazır olduğunu hissetmesi gerekir insanın.

Yine Hint Felsefesi der ki olan her şey olması gerektiği gibi olmuştur, olur, olacaktır ve bu haliyle de mükemmeldir biz onu öyle görmesek de. Olmuş her şey başka şekilde olamazmış, zaten olabilirliği en üst düzeyde olmuştur. Kaderci kesim buna kaderde ne yazarsa o olur der.

Adını ne koyarsanız koyun, bence de olan her şey o şartlar altında olabilecek en doğal haliyle olmuştur. Başka bir şekilde olması mümkün değildir.  O zaman hint felsefesinin kuralına uymalı, olan şeyleri değerlendirirken üstüne neden öyle olduğu yerine, öyle olması neyi etkiledi, nasıl bir sonuç doğurduyu sormalıyız.

Yani ne, niye oldu değil; böyle olmasının bana etkisi ne? sorusu sorulmalı.

Blogun başlığını sonra, "İlkelliğe Dönme Çabası" yaptım. Neden bu?

Bir düşün.

İlkelliğe neden dönmek ister ki birisi? İlkellik nedir?

İlkellik bilinmemezlik zamanıdır, her şeyin daha basit ve kolay olduğu zamanlar. Yani bilginin özünün yeni yeni öğrenildiği ilk zamanlar. Gelişime açlık.

İlkelliğe dönme çabası, o zaman, bilgelikten uzaklaşmak, ya da bilgiden daha önceye gitme isteği midir?

Böyle düşünülmesi muhtemel, ama bu değil işin özü. İşin özü, öze dönme arzusu.

Öze, çekirdeğe ulaşmak.

Yani insanın kimliliğini ortaya çıkarması için özüne bakmalı, geçmişine.

Yani bu başlık geçmişe dönüş gibi, geçmişe dönüp de neyi doğru ya da neyi yanlış yaptığını sorgulama dönemi.

Şimdiki yeni başlığım "Kişi Olma Yolculuğu". Şimdiki evrede de Kişiliğin ne olduğu, nasıl oluştuğu, ne yapmak gerektiği, ilişkinin ne olduğu, insanlar arasında neden ilişkiler kurulduğu, ya da nasıl kurulduğu, kurulması gerektiği üzerine yazacağım. Şimdi böyle diyorum da şimdi attığım bişi bunlar, ama sanırım benim başlığımı değiştirmem hissetmemle alakalı, değişimi hissetmek.


Sen hissetmiyor musun içinde bir şeyler değişmeye başladığı zaman?

28 Nisan 2013 Pazar

Sioux Şefi - Oturan Boğa


Tanrı altı yönü yerli yerine yerleştirdi.
Doğu, batı, kuzey, güney, alt, üst.
Bir tek yön kalmıştı ki hala yeri belli değildi.
O yedinci yöndü ve hepsinin en kuvvetlisiydi,
Akıl ve hikmet onun içindeydi. Tanrı
Onu kolayca bulunmayacak bir yere
Koymak istedi. Nihayet kararını verdi,
Yedinci yönü insanoğlunun
bakmak en zor olan yerine,
yani kalbine yerleştirdi.


(Alıntı.)

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.