Nehirler volkan olmuş
Kaynar içimde,
Ufuk açmaz yelkeninde,
Sancak kurmuş
Kimsenin erişemeyeceği yere,
Kördüğüm atmış
Ondan başkası girmesin diye,
Esmer kız bir tablo içinde.
Âşık oldum sanırım
Gözleri içimi yakıyor
En derin ve gizli duvarımda
Kalkmalı doğrulmalı geç olmadan.
3 Nisan 2010 Cumartesi
2 Nisan 2010 Cuma
Ateş Var Mı? - 2
Sırada aralarından su sızmayan Yobaz'la Düzenbaz var.
O da nesi? Yoksa Yobaz ve Düzenbaz arasına kara kedi mi girdi?
Böyle özel bir davet olur da; İfrit'le Sahip katılmaz mı?
Hiç kambersiz düğün olur mu?
Peki, Sahip, İfrit'in ipiyle kuyuya inilir mi?
Son olarak, Efendi çıkageliyor. Soykıran'ın kulağına eğilip şöyle fısıldıyor:
''Ateş var mı?''
O da nesi? Yoksa Yobaz ve Düzenbaz arasına kara kedi mi girdi?
Böyle özel bir davet olur da; İfrit'le Sahip katılmaz mı?
Hiç kambersiz düğün olur mu?
Peki, Sahip, İfrit'in ipiyle kuyuya inilir mi?
Son olarak, Efendi çıkageliyor. Soykıran'ın kulağına eğilip şöyle fısıldıyor:
''Ateş var mı?''
1 Nisan 2010 Perşembe
E Oldu mu Azrail? - Ateş Var Mı?
Olan biteni geride bırakıp cehenneme doğru geçiyoruz.
Bakalım, ateşler içinde neler yaşandı?
Cehennem vadisindeki özel davette kimler boy gösterdi?
Özel misafirler ateşten halılar üzerinde salına salına ilerliyor.
Gözümüz ilk olarak Azrail'e takılıyor.
Azrail neden bu davete beyaz smokiniyle katıldı?
E oldu mu Azrail, oldu mu?
E oldu mu Azrail, oldu mu?
Bakalım, ateşler içinde neler yaşandı?
Cehennem vadisindeki özel davette kimler boy gösterdi?
Özel misafirler ateşten halılar üzerinde salına salına ilerliyor.
Gözümüz ilk olarak Azrail'e takılıyor.
Azrail neden bu davete beyaz smokiniyle katıldı?
E oldu mu Azrail, oldu mu?
E oldu mu Azrail, oldu mu?
Son Emir
Hak uykuya dalınca
Meydan zulüme kaldı
İnkar saygı görünce
Doğru sınıfta kaldı
Yağmurlar zifte döndü
Ekin canıyla yandı
Ve bir gece kral uyandı
İtlerine bağırdı
Korkutun ki tapsınlar!
Kaçan varsa vursunlar!
Günahsızsa yaksınlar!
Saklanan varsa bulsunlar!
Halk uykuya dalınca
Gece sırtlana kaldı
'Fırsat bu fırsat' dedi
Hemen evlere daldı
Sırtlan eti kemirdi
Halk onu fare sandı
Bir gün yakalanınca
'Sahib'ini çağırdı
Deniz Yılmaz
Meydan zulüme kaldı
İnkar saygı görünce
Doğru sınıfta kaldı
Yağmurlar zifte döndü
Ekin canıyla yandı
Ve bir gece kral uyandı
İtlerine bağırdı
Korkutun ki tapsınlar!
Kaçan varsa vursunlar!
Günahsızsa yaksınlar!
Saklanan varsa bulsunlar!
Halk uykuya dalınca
Gece sırtlana kaldı
'Fırsat bu fırsat' dedi
Hemen evlere daldı
Sırtlan eti kemirdi
Halk onu fare sandı
Bir gün yakalanınca
'Sahib'ini çağırdı
Deniz Yılmaz
Hakim
Tokmak iner ses kesilir
Çok konuşan baş ezilir
Kara cübbe kalem kırar
Sallanan ip boyna doyar
Aklında bin kurt dolaşır
Kendine bile sataşır
Elbet koyun kucağa düşer
Kurt dişine kan yaraşır
İnsin tokmak bitsin rüya
At bir tekme dönsün dünya
Zemin toprak gezer koyun
Dünya sofrasıdır kurdun
Bazı koyun söz dinlemez
Her kaleme düşer bir koyun
Koyun elbet kurttan korkar
Amma korkan arı sokar
Kurt sendeler maske düşer
Altından da çoban çıkar
Gönlün geniş, aklın darsa
Oturursun hep kazığa
Ağanın sofrası zengin
Sen de yetin hep azıyla.
İnsin tokmak bitsin rüya
At bir tekme, dönsün dünya
Çoban düşer korku biter
Aklı olsa bir çit çeker
Çobanınki maske ama
Kurtlar hep aramızda gezer!
Deniz Yılmaz
Çok konuşan baş ezilir
Kara cübbe kalem kırar
Sallanan ip boyna doyar
Aklında bin kurt dolaşır
Kendine bile sataşır
Elbet koyun kucağa düşer
Kurt dişine kan yaraşır
İnsin tokmak bitsin rüya
At bir tekme dönsün dünya
Zemin toprak gezer koyun
Dünya sofrasıdır kurdun
Bazı koyun söz dinlemez
Her kaleme düşer bir koyun
Koyun elbet kurttan korkar
Amma korkan arı sokar
Kurt sendeler maske düşer
Altından da çoban çıkar
Gönlün geniş, aklın darsa
Oturursun hep kazığa
Ağanın sofrası zengin
Sen de yetin hep azıyla.
İnsin tokmak bitsin rüya
At bir tekme, dönsün dünya
Çoban düşer korku biter
Aklı olsa bir çit çeker
Çobanınki maske ama
Kurtlar hep aramızda gezer!
Deniz Yılmaz
Güneş
Güneş var ya, çocuk var, umut var yine
Bulut var ya, silah var, ölüm var yine
Fikir var ya, çıkar da, çatışma var yine
Kalem var ya, kağıt var, sana mektup var yine
Bu ateş sönmez, belli
Tepedeki güneş yakıyorken
Uzaktan bir ses, diyor ki;
''Sakın gülme, ben ağlıyorken.''
Bir mal var ya, varis çok, düşman çok yine
Altın var da, aram yok, hakkım yok diye
İman var da, inanç yok, ceza var sadece
Ağız var ya, kulak yok, akıl çok yine
Kan kırmızı bir ağaç var ya
Adam bekler, tam altında
Söz dinlemez bir el var ya
Sonu başlatır, günahlarla
Deniz Yılmaz
Bulut var ya, silah var, ölüm var yine
Fikir var ya, çıkar da, çatışma var yine
Kalem var ya, kağıt var, sana mektup var yine
Bu ateş sönmez, belli
Tepedeki güneş yakıyorken
Uzaktan bir ses, diyor ki;
''Sakın gülme, ben ağlıyorken.''
Bir mal var ya, varis çok, düşman çok yine
Altın var da, aram yok, hakkım yok diye
İman var da, inanç yok, ceza var sadece
Ağız var ya, kulak yok, akıl çok yine
Kan kırmızı bir ağaç var ya
Adam bekler, tam altında
Söz dinlemez bir el var ya
Sonu başlatır, günahlarla
Deniz Yılmaz
Das Motiv (Motif)
El yan yana
Göz yan yana
Kulak yan yana
Ayak yan yana
Sevince iki kalp yan yana
İnançlı iki yürek yan yana
Evler hep yan yana
Bir yatakta iki yastık yan yana
Savaşta bile ya yüz yüze ya da yan yana
Ama can cana
Ateş ve su, duruyor yan yana
Siyah beyaz, duruyor yan yana
Zaten hem sevip hem nefret etmez misin?
Zaten hem yapıp hem de bozmaz mısın?
Yalan değil bu şey benim
Kulak verin bana
Yalan değil ben herkesim
Kulak verin bana
Her renkte, her tatta
Meyveler duruyor yan yana
Farkına varmaz da
Yem verir her gün hayvana
Ateş ve su, duruyor yan yana
Siyah beyaz, duruyor yan yana
Günah sevap, duruyor yan yana
Zaten hem sevip hem nefret etmez misin?
Zaten hem yapıp hem de yıkmaz mısın?
Yalan değil bu şey benim
Kulak verin bana
Yalan değil ben herkesim
Kulak verin bana
Her renkte, her tatta
Meyveler duruyor yan yana
Farkına varmaz da
Yem verir her gün hayvana
Deniz Yılmaz
Göz yan yana
Kulak yan yana
Ayak yan yana
Sevince iki kalp yan yana
İnançlı iki yürek yan yana
Evler hep yan yana
Bir yatakta iki yastık yan yana
Savaşta bile ya yüz yüze ya da yan yana
Ama can cana
Ateş ve su, duruyor yan yana
Siyah beyaz, duruyor yan yana
Zaten hem sevip hem nefret etmez misin?
Zaten hem yapıp hem de bozmaz mısın?
Yalan değil bu şey benim
Kulak verin bana
Yalan değil ben herkesim
Kulak verin bana
Her renkte, her tatta
Meyveler duruyor yan yana
Farkına varmaz da
Yem verir her gün hayvana
Ateş ve su, duruyor yan yana
Siyah beyaz, duruyor yan yana
Günah sevap, duruyor yan yana
Zaten hem sevip hem nefret etmez misin?
Zaten hem yapıp hem de yıkmaz mısın?
Yalan değil bu şey benim
Kulak verin bana
Yalan değil ben herkesim
Kulak verin bana
Her renkte, her tatta
Meyveler duruyor yan yana
Farkına varmaz da
Yem verir her gün hayvana
Deniz Yılmaz
Sahip
Yaşarken yoktan var edilmiş bir dünyada,
İnanmak mümkün mü ölmek ve yok olmaya?
Çözmeye yetmedi bu sırrı hiçbir zeka
Pes etti akıl, soyundu sonunda o inanç olmaya.
Güneş o an battı, gece doğdu.
Bir bölündü ve iki oldu.
Çözüldü zincir yine, ateşin eli serbest yine.
Ve gece her şeye sahip oldu.
Kral artık tahtında, seyirciler hazır, başlasın şu kavga.
Güneş o an battı, gece doğdu.
Bir bölündü ikiye.
Deniz Yılmaz
İnanmak mümkün mü ölmek ve yok olmaya?
Çözmeye yetmedi bu sırrı hiçbir zeka
Pes etti akıl, soyundu sonunda o inanç olmaya.
Güneş o an battı, gece doğdu.
Bir bölündü ve iki oldu.
Çözüldü zincir yine, ateşin eli serbest yine.
Ve gece her şeye sahip oldu.
Kral artık tahtında, seyirciler hazır, başlasın şu kavga.
Güneş o an battı, gece doğdu.
Bir bölündü ikiye.
Deniz Yılmaz
Soykıran
Hayır
Bir yanda bir sevgili
Diğer yanda kendi değerleri
Askeri
Sokaklardaki bot sesleri
En sevdiği senfoni
Keskin kılıç, top ve tüfek
Soykırana ilham gerek
Görev tamam, her yer ceset
Kör vicdanım, artık pes et!
Hayır
Efendisi göğü deler
Çığlıklarla yere iner
Soykırana dönüp der ki;
Şanslı köpek, sonun geldi!
Bir yanda bir sevgili
Diğer yanda yıkık değerleri
Şeytani
Sokaklardaki bot sesleri
Yine o sevilen senfoni mi?
Hayır
Kabul gördü yıkık değerleri
Şeytani
Sokaklardaki bot sesleri
Yine o sevilen senfoni mi?
Hayır
Deniz Yılmaz
Bir yanda bir sevgili
Diğer yanda kendi değerleri
Askeri
Sokaklardaki bot sesleri
En sevdiği senfoni
Keskin kılıç, top ve tüfek
Soykırana ilham gerek
Görev tamam, her yer ceset
Kör vicdanım, artık pes et!
Hayır
Efendisi göğü deler
Çığlıklarla yere iner
Soykırana dönüp der ki;
Şanslı köpek, sonun geldi!
Bir yanda bir sevgili
Diğer yanda yıkık değerleri
Şeytani
Sokaklardaki bot sesleri
Yine o sevilen senfoni mi?
Hayır
Kabul gördü yıkık değerleri
Şeytani
Sokaklardaki bot sesleri
Yine o sevilen senfoni mi?
Hayır
Deniz Yılmaz
Kurban Yeni Albümünü ''Sahip''leniyor
"Türk rockının önemli gruplarından Kurban, yola devam ediyor."
Türkiye rock piyasasında her daim ismi anılan ve sağlam bir geçmişi olan Kurban, Sahip adını verdiği yeni albümlerini geçtiğimiz günlerde(22 Mart) piyasaya sürdü.
Outside adıyla 1995 yılında kurulan grup, iki yıl sonra adını Kurban olarak değiştirdi ve ilk albümlerini 1999 yılında kendi adlarıyla yayımladı. Yine aynı yıl, ülkemizde konser veren Metallica'nın konserinde alt grup olarak yer alan grup, sahnede her ne kadar tepki alsa da adını büyük kitlelere duyurmayı başardı. İkinci albümleri olan ve içerisinde Barış Manço ve Cem Karaca'ya ait şarkılarında yer aldığı Ters-Sert'i 2004 yılında yayımlayan grup, son albümlerini bir sonraki yıl İnsanlar adıyla yayımlamış ve aynı yıl içerisinde dağılma kararı almıştı.
Sahip
Dağılmalarının ardından farklı isimlerle sahne alan grup üyeleri, 2006 yılının sonlarında tekrar bir araya gelmiş ve müzik çalışmalarına devam etmiştir.
Grubun, 4. stüdyo albümü özelliği taşıyan ve Favela Records etiketiyle çıkan Sahip'in şarkı listesi ise şu şekilde ;
1- Hakim
2- Güneş
3- İfrit
4- Soykıran
5- Sahip
6- Yobaz
7- Son Emir
8- Das Motiv
9- Mesih
10- Misafir
11- Ateş Var Mı ?
dergiweb.com
Türkiye rock piyasasında her daim ismi anılan ve sağlam bir geçmişi olan Kurban, Sahip adını verdiği yeni albümlerini geçtiğimiz günlerde(22 Mart) piyasaya sürdü.
Outside adıyla 1995 yılında kurulan grup, iki yıl sonra adını Kurban olarak değiştirdi ve ilk albümlerini 1999 yılında kendi adlarıyla yayımladı. Yine aynı yıl, ülkemizde konser veren Metallica'nın konserinde alt grup olarak yer alan grup, sahnede her ne kadar tepki alsa da adını büyük kitlelere duyurmayı başardı. İkinci albümleri olan ve içerisinde Barış Manço ve Cem Karaca'ya ait şarkılarında yer aldığı Ters-Sert'i 2004 yılında yayımlayan grup, son albümlerini bir sonraki yıl İnsanlar adıyla yayımlamış ve aynı yıl içerisinde dağılma kararı almıştı.
Sahip
Dağılmalarının ardından farklı isimlerle sahne alan grup üyeleri, 2006 yılının sonlarında tekrar bir araya gelmiş ve müzik çalışmalarına devam etmiştir.
Grubun, 4. stüdyo albümü özelliği taşıyan ve Favela Records etiketiyle çıkan Sahip'in şarkı listesi ise şu şekilde ;
1- Hakim
2- Güneş
3- İfrit
4- Soykıran
5- Sahip
6- Yobaz
7- Son Emir
8- Das Motiv
9- Mesih
10- Misafir
11- Ateş Var Mı ?
dergiweb.com
Mesih
Bir yanda suç var
O anda suçlular
Bir yanda göç var
O anda bombalar
Bir canda ruh var
O anda sancılar
Aslında bir yol var
Ner(e)de bu yolcular?
İndi bedene gökten
Başladı söze
"Bir"den
Ey kullar, insanlar, bir tanrı var.
Bir mahluk uslanmaz, eder inkar.
Ona uyma, düz yürü bu yolda.
O yol ki sonunda bir cennet var.
Her yerde suç var
Ve her yerde suçlular
Her yerde göç var
Ondan yabancılar
Her tende renk var
Ruhlar siyah beyaz
Her bende bir sen var
İnsan unutkan biraz.
Deniz Yılmaz
O anda suçlular
Bir yanda göç var
O anda bombalar
Bir canda ruh var
O anda sancılar
Aslında bir yol var
Ner(e)de bu yolcular?
İndi bedene gökten
Başladı söze
"Bir"den
Ey kullar, insanlar, bir tanrı var.
Bir mahluk uslanmaz, eder inkar.
Ona uyma, düz yürü bu yolda.
O yol ki sonunda bir cennet var.
Her yerde suç var
Ve her yerde suçlular
Her yerde göç var
Ondan yabancılar
Her tende renk var
Ruhlar siyah beyaz
Her bende bir sen var
İnsan unutkan biraz.
Deniz Yılmaz
1 Nisan Şakası (Le Poisson D'avril)
Benim doğmuş olmam bir şaka mı acaba?
Böyle anlamsız bir soru sorasım geldi bir an. 1 Nisan şakası yapmadım. Bana da yapılmadı. Aşık ve dalgın halli ben günün ilerleyen saatlerinde somurtkan bir adama döndüm.
Sevgiler.
Böyle anlamsız bir soru sorasım geldi bir an. 1 Nisan şakası yapmadım. Bana da yapılmadı. Aşık ve dalgın halli ben günün ilerleyen saatlerinde somurtkan bir adama döndüm.
Sevgiler.
İfrit
Cemre düştü toprağa.
Toprak döndü insana.
Boyun eğdi önünde
tüm mahlukat saygıyla.
Ayağa kalktı bir hınçla:
''Eğilmem aciz kula!''
Ateş artık isyanda.
Gezer ifrit aklında.
Ruhunu bana satanlar, gelip benden alsınlar.
Efendi şimdi iktidar.
İradeden yoksunlar, oyları bana atsınlar.
Şeytandaki şu itibar.
Kurban
Toprak döndü insana.
Boyun eğdi önünde
tüm mahlukat saygıyla.
Ayağa kalktı bir hınçla:
''Eğilmem aciz kula!''
Ateş artık isyanda.
Gezer ifrit aklında.
Ruhunu bana satanlar, gelip benden alsınlar.
Efendi şimdi iktidar.
İradeden yoksunlar, oyları bana atsınlar.
Şeytandaki şu itibar.
Kurban
Aşık Oldum Sanırım - 2
3. kez gördüm. Bir anlıktı o günkü. Yine gözlerimin içinde bitti ruhu.
Sonra ortadan kayboldu. Üzüldüm. Ben de kayboldum o andan sonra.
4. kez gördüğümde onu yine aynı anda hem öküz hem de tren olduk. Ve küçük bir gelişme oldu. Beni mutlu etti nedense çokça. Gülümsedim. Gülümsedim. Gülümsedim kimseyi takmazcasına. Onun ''misafir'' olmadığını, İngiliz Dili Ve Edebiyatı Bölümü üyelerinden birisi olduğunu öğrendim. Güzel bir andı.
Ona doğru yürüdüm gülümseyerek. Bu gülümsemeyi kontrol edemiyordum. Arkamı döndüm. Şen bir hocamla karşılaştım onların dersine girecek olan. Kendisine ''İyi dersler'' dedim sırıtarak. O da durumu anlamadığından masumca gülümsedi dişlerini göstererek.
O anda ''Son Emir'' yankılanıyordu kafamda; şu an olduğu gibi.
'Hak uykuya dalınca
meydan zulüme kaldı.
İnkar saygı görünce
doğru sınıfta kaldı.
Yağmurlar zifte döndü.
Ekin canıyla yandı.
Ve bir gece kral uyandı.
İtlerine bağırdı:
Korkutun ki tapsınlar!
Kaçan varsa vursunlar!
Günahsızsa yaksınlar!
Saklanan varsa bulsunlar!
Halk uykuya dalınca
gece sırtlana kaldı.
''Fırsat bu fırsat'' dedi.
Hemen evlere daldı.
Sırtlan eti kemirdi.
Halk onu fare sandı.
Bir gün yakalanınca
''sahib''ini çağırdı.'
5. kez gördüğümde çevremce ''günün değerini kavra'' felsefesiyle doldurulmuştum. 'Yawp!' diye haykırmak istedim. Dersi yoktu. Dersim yoktu. Millet dersteydi. Sadece ikimizdik katta. 5. gün, öncekilerden farklı olarak siyah deri ceketini çıkarmıştı. ''Yine'' müzik dinliyordu. Sürekli bakıyordu. Kendimi ona bakmaktan alıkoyamıyordum. O gün, bugündü, evet.
O cümle soğuk bir şekilde çıktı gibi geldi bana: ''Afedersiniz''
''Saygı''mdan siz diye hitap ettiğimi hatırlıyorum. O heyecan içinde sesimin tonunu bilmiyorum; fakat beni duyduğunu sanıyorum. Arkasındaydım. Cevap olarak önceden birçok kez görmüş olduğum sırtını gösterdi.
I stoned to death!
''Son Emir''i yankılandırdım son ses. Dönüp dolaşıp 'yine' bakıyordu. Bakmadım sırtını gördükten sonra bir daha gözlerine. Bakamadım. Uzaklaştım oradan fazlasıyla hızlı ve umursamazca.
Döndüm. 'Sevgili arkadaşıyla' yine benliğime bakıp konuşuyorlardı. Arkadaşıyla göz göze geldim. Kendisine artık bakamazdım. Bakmadım. Görmezden geldim.
İçimde hınç, hüzün ve hayalkırıklığı vardı artık.
Bunu tek başıma başarabilecek kadar 'cesaret'li ('(G)üven(Ö)zveri ve (T)ecrübe'lü) değil miyim yoksa?
Bu hayalkırıklığının bir olayı yanlışa yormamdan doğmuş olmasını diliyorum.
Sonra ortadan kayboldu. Üzüldüm. Ben de kayboldum o andan sonra.
4. kez gördüğümde onu yine aynı anda hem öküz hem de tren olduk. Ve küçük bir gelişme oldu. Beni mutlu etti nedense çokça. Gülümsedim. Gülümsedim. Gülümsedim kimseyi takmazcasına. Onun ''misafir'' olmadığını, İngiliz Dili Ve Edebiyatı Bölümü üyelerinden birisi olduğunu öğrendim. Güzel bir andı.
Ona doğru yürüdüm gülümseyerek. Bu gülümsemeyi kontrol edemiyordum. Arkamı döndüm. Şen bir hocamla karşılaştım onların dersine girecek olan. Kendisine ''İyi dersler'' dedim sırıtarak. O da durumu anlamadığından masumca gülümsedi dişlerini göstererek.
O anda ''Son Emir'' yankılanıyordu kafamda; şu an olduğu gibi.
'Hak uykuya dalınca
meydan zulüme kaldı.
İnkar saygı görünce
doğru sınıfta kaldı.
Yağmurlar zifte döndü.
Ekin canıyla yandı.
Ve bir gece kral uyandı.
İtlerine bağırdı:
Korkutun ki tapsınlar!
Kaçan varsa vursunlar!
Günahsızsa yaksınlar!
Saklanan varsa bulsunlar!
Halk uykuya dalınca
gece sırtlana kaldı.
''Fırsat bu fırsat'' dedi.
Hemen evlere daldı.
Sırtlan eti kemirdi.
Halk onu fare sandı.
Bir gün yakalanınca
''sahib''ini çağırdı.'
5. kez gördüğümde çevremce ''günün değerini kavra'' felsefesiyle doldurulmuştum. 'Yawp!' diye haykırmak istedim. Dersi yoktu. Dersim yoktu. Millet dersteydi. Sadece ikimizdik katta. 5. gün, öncekilerden farklı olarak siyah deri ceketini çıkarmıştı. ''Yine'' müzik dinliyordu. Sürekli bakıyordu. Kendimi ona bakmaktan alıkoyamıyordum. O gün, bugündü, evet.
O cümle soğuk bir şekilde çıktı gibi geldi bana: ''Afedersiniz''
''Saygı''mdan siz diye hitap ettiğimi hatırlıyorum. O heyecan içinde sesimin tonunu bilmiyorum; fakat beni duyduğunu sanıyorum. Arkasındaydım. Cevap olarak önceden birçok kez görmüş olduğum sırtını gösterdi.
I stoned to death!
''Son Emir''i yankılandırdım son ses. Dönüp dolaşıp 'yine' bakıyordu. Bakmadım sırtını gördükten sonra bir daha gözlerine. Bakamadım. Uzaklaştım oradan fazlasıyla hızlı ve umursamazca.
Döndüm. 'Sevgili arkadaşıyla' yine benliğime bakıp konuşuyorlardı. Arkadaşıyla göz göze geldim. Kendisine artık bakamazdım. Bakmadım. Görmezden geldim.
İçimde hınç, hüzün ve hayalkırıklığı vardı artık.
Bunu tek başıma başarabilecek kadar 'cesaret'li ('(G)üven(Ö)zveri ve (T)ecrübe'lü) değil miyim yoksa?
Bu hayalkırıklığının bir olayı yanlışa yormamdan doğmuş olmasını diliyorum.
Misafir
"Çok eski bir dostuyum."
diyen bir adam
gün gelir, kapımı çalarsa.
Benim için "Öldü." deyin.
Güzel yüzlü,
sert bakışlı,
zor bir kadın
derse "geldim anılarla".
"Seni çoktan gömdü." deyin.
Eskiden büyük bir kapı vardı
şimdi duvar olan yerde.
Artık ben insana
dost değilim.
Gelse son misafir,
Misafirim azrail.
'Can' dolaştı, döndü geldiği yere.
Bir durakta indi, vardı evine.
Anladı o an hayat bir gezidir.
'Can' emanet, ruh misafir.
Kurban
diyen bir adam
gün gelir, kapımı çalarsa.
Benim için "Öldü." deyin.
Güzel yüzlü,
sert bakışlı,
zor bir kadın
derse "geldim anılarla".
"Seni çoktan gömdü." deyin.
Eskiden büyük bir kapı vardı
şimdi duvar olan yerde.
Artık ben insana
dost değilim.
Gelse son misafir,
Misafirim azrail.
'Can' dolaştı, döndü geldiği yere.
Bir durakta indi, vardı evine.
Anladı o an hayat bir gezidir.
'Can' emanet, ruh misafir.
Kurban
Yobaz
Bu dünyadan kar sağlayan kirli bir el var,
Zorla kesilen haraçla bir dünya doyar.
Karanlık hasat mevsiminde, gündüz ağlar,
Son günler yaklaştıkça güneşte yakar.
Sen, yobaz 'efendi'nin sağ yanında yerini al.
Sen, düzenbaz 'efendi'nin sol yanında yerini al.
Ve sen etme, naz, 'efendi'nin kucağında yerini al.
Sahipten emir alan tüm acizler azar.
Bilmez cahil, ruh evidir, bedense mezar.
Yüzyıllardır kanla beslendi, tarih de yazar.
Hep sapkındır hem de derki, "Değmesin nazar".
Sen, yobaz 'efendi'ne inanmayanın canını al.
Sen, düzenbaz 'efendi'nin haramından payını al.
Ve sen etme naz! 'efendi'nin kucağında yerini al.
Aydınlığia çıkarmak için uzanan o el,
Karanlığın içinden geliyor, cahil!
Bre cahil!
Ona akıl verin, ihtiyacı var.
Aklının odacıkları pek bir dar.
Issız yığıntıdan kurtulacağına
Sabah akşam örer odaya duvar.
Cahil allah senin çileni versin.
Oğlun senin tersin olsun ki ersin.
Kalbimizde elbet herkese yer var;
Ancak akıl denen muamma seni neylesin?
Sanki doğar doğmaz ilk duyduğuna inanmış.
Hemen ardından da kapıları kapatmış.
Yeter ki şu aciz beden tam doysun.
Zaten ruh ve akıl bataklığa saplanmış.
Hem cahilsin hem de akıl verirsin.
Sana maruz kalan nasıl delirmesin?
İşe yarar bir şey olsa aklında
İblis oturabilir miydi şimdi sarayda?
Apışının arasıyla düşünen
Yaratanı ''Yapma'' dese de yapar.
Ölünce elbet herkese bir ev var,
Ve bir kısmının manzarası ateştir!
Kurban
Zorla kesilen haraçla bir dünya doyar.
Karanlık hasat mevsiminde, gündüz ağlar,
Son günler yaklaştıkça güneşte yakar.
Sen, yobaz 'efendi'nin sağ yanında yerini al.
Sen, düzenbaz 'efendi'nin sol yanında yerini al.
Ve sen etme, naz, 'efendi'nin kucağında yerini al.
Sahipten emir alan tüm acizler azar.
Bilmez cahil, ruh evidir, bedense mezar.
Yüzyıllardır kanla beslendi, tarih de yazar.
Hep sapkındır hem de derki, "Değmesin nazar".
Sen, yobaz 'efendi'ne inanmayanın canını al.
Sen, düzenbaz 'efendi'nin haramından payını al.
Ve sen etme naz! 'efendi'nin kucağında yerini al.
Aydınlığia çıkarmak için uzanan o el,
Karanlığın içinden geliyor, cahil!
Bre cahil!
Ona akıl verin, ihtiyacı var.
Aklının odacıkları pek bir dar.
Issız yığıntıdan kurtulacağına
Sabah akşam örer odaya duvar.
Cahil allah senin çileni versin.
Oğlun senin tersin olsun ki ersin.
Kalbimizde elbet herkese yer var;
Ancak akıl denen muamma seni neylesin?
Sanki doğar doğmaz ilk duyduğuna inanmış.
Hemen ardından da kapıları kapatmış.
Yeter ki şu aciz beden tam doysun.
Zaten ruh ve akıl bataklığa saplanmış.
Hem cahilsin hem de akıl verirsin.
Sana maruz kalan nasıl delirmesin?
İşe yarar bir şey olsa aklında
İblis oturabilir miydi şimdi sarayda?
Apışının arasıyla düşünen
Yaratanı ''Yapma'' dese de yapar.
Ölünce elbet herkese bir ev var,
Ve bir kısmının manzarası ateştir!
Kurban
29 Mart 2010 Pazartesi
Aşık Oldum Sanırım
Aşk değil bu hissettiklerim. Bir keresinde olmuştum. Ve bu o değil. Biliyorum, olsun; ama çok etkileniyorum.
İkinci kez gördüm bugün. Bakmak istedim çekici çehresine. Baktım. Baktı. Bakıştık. Göz göze geldik defalarca. Haftasonu aklımdaydı. Bugün de öyleydi. Onu görmek istiyordum. Bir daha göremeyeceğim için üzülüyordum. Boşunaymış üzüntüm ve şüphelerim. Gördüm. Baktım. Uzun uzun bakamadım yanaklarım al olmasın diye. Ama kalbim çoktan al rengini almaya başlamıştı tabii.
Yarın bir daha görecek miyim? Görmeliyim. Görmek istiyorum.
İkinci kez gördüm bugün. Bakmak istedim çekici çehresine. Baktım. Baktı. Bakıştık. Göz göze geldik defalarca. Haftasonu aklımdaydı. Bugün de öyleydi. Onu görmek istiyordum. Bir daha göremeyeceğim için üzülüyordum. Boşunaymış üzüntüm ve şüphelerim. Gördüm. Baktım. Uzun uzun bakamadım yanaklarım al olmasın diye. Ama kalbim çoktan al rengini almaya başlamıştı tabii.
Yarın bir daha görecek miyim? Görmeliyim. Görmek istiyorum.
Sivil İtaatsizliğin Kısa Tarihi
1817 yılında Amerika'nın Concorde kasabasında doğan Henry Thoreu, 1946 yılında "kelle vergisi"ni ödemeyi kabul etmediği için bir geceliğine cezaevine girdi.
Thoreu, kelle vergisini ödemesini isteyen yerel polis Sam Staples'in bu isteğini yerine getirmedi. Üstelik, Staples'in, "paraya sıkışıksan vergini ben ödeyebilirim"önerisini de geri çevirdi . Thoreu, vergisini ödememesini "bir ilke sorunu" olarak açıklayarak, vergi ödeyerek köleci bir devletin işini kolaylaştırmak istemediğini belirtti. Devlet memuru olduğunu ve yasaları uygulamak zorunda olduğunu anlatan Staples'e önerisi de netti üstelik:
"Olup bitenden hoşlanmıyorsan istifa et."
Gelişmeler karşısında cezaevine konulan Thoreu'nun amacı, tutuklanarak içeri girmek ve böylece dikkatleri kölelik karşıtı harekete çekebilmekti. Ancak, bir gece cezaevinde kalan Thoreu'nun borcu bir yakını tarafından ödendi ve Thoreu serbest bırakıldı. Thoreu'nun gelişmeler karşısındaki tavrı da netti:
Vergi borcunu kendisi ödemediği için cezaevinde kalmasının hakkı olduğunu söyledi. Ancak, çıkmazsa zorla çıkartılacağı yanıtını alınca, mecburen dışarıya çıktı.
Olaydan sonraki ilk görüşmelerinde, kölelik karşıtı hareketin önde gelen isimlerinden Ralp Wald Emerson , kendisine neden içeriye girdiğini sorduğunda yanıtı da oldukça anlamlıydı: "Sen ne diye girmedin?"
Thoreu, cezaevinden çıktıktan sonra eylemlerini ve cezaevine giriş öyküsünü merak eden kasaba halkına konferanslar verdi. Thoreu'nun bu konferanslarda anlattıkları daha sonra 'Resistance To Civil Government' başlıklı bir manifestoya dönüştü. Bu manifesto Türkçeye de, "Sivil itaatsizlik" başlığıyla çevrildi.
Sağlığında "Concorde ve Merrimack Irmakları Üzerinde Bir Hafta" ve "Walden" adlı kitaplarını yayınlayabilen Thoreu yazılarını genellikle "The Dral" dergisinde yayınladı. Thoreu, 1862 yılında tüm hayatını geçirdiği Concorde kasabasında öldü.
Makalenin içeriği
Thoreu'nun 'Resistance To Civil Government' adlı manifestosunda cezaevine girişine neden olan eylemini şu sözlerle açıkladı:
"Şu kılavuz söze bütün yüreğimle katılıyorum: En iyi yönetim en az yönetendir. Ancak kendilerini 'yönetimin tümüyle ortadan kalkması için uğraşanlar' olarak isimlendirenlerden farklı olarak, yönetimin ortaya çıkmasını istiyorum."
"Tek bir namuslu kişi Massachusetts eyaletinde köle kullanmayı bırakarak bu ortaklıktan çekilse bu nedenle de cezaevine kapatılsa Amerika'da köleliğin kaldırılmasıyla sonuçlanır bu; çünkü ilk girişimin belirsiz olup olmamasının önemi yoktur. Bir kez iyi yapılan iş sonsuza kadar öyle kalacak demektir. Oysa daha çok bu soru üzerin de laflamayı severiz biz... Her hangi birini haksız yere cezaevine tıkan bir yönetimde, doğru kişinin bulunması gereken yer de bir cezaevidir... Bütün doğru insanları cezaevinde tutmak ya da köleliği kaldırmak seçenekleri söz konusu olursa devlet hangisini seçeceği konusunda duraksamayacaktır."
"Kendimi şöyle bir devlet düşleyerek avutuyorum: Sonunda bütün insanlara karşı doğru olmayı gözeten, bireye sanki komşusuymuş gibi davranan bir devlet! Komşularıyla yurttaşlarının tüm ödevlerini yerine getiren bir avuç kişi, onun işlerine karışmaksızın ne de onunla kuşatılmaksızın kendisinden uzakta yaşayacak olursa, bunu kendi amacına aykırı saymayan bir devlet! Bu tür meyveler veren, bu meyvelerin olabildiğince çabuk olgunlaşıp dökülmeleri uğruna sıkıntı çeken bir devleti Böylesi bir oluşum daha yetkin daha parlak bir devletin yolunu açacaktır. Benim düşlediğim de bu işte. Gel gelelim henüz böylesi yok orta yerde."
Tarihteki sivil itaatsizler:
Dünyada sivil itaatsizliğin duyulmasında ve yaygınlaşmasında önemli rol oynayanlardan birisi de, Hindistan'ı İngiliz egemenliğinden kurtarmak için başlayan hareketin yönlendiricisi konumuna gelen Gandhi oldu. Thoreu'nun Sivil İtaatsizlik makalesiyle Oxford Üniversitesi'ndeyken tanışan Gandhi, otuz yıl boyunca ülkesinin her yanında sivil itaatsizlik prensiplerine dayalı savaşımını sürdürdü.
Kazançlı bir tekel oluşturmak isteyen İngiliz yönetimi tuz yapımını yasaklayınca Gandhi arkadaşlarıyla deniz suyunu buharlaştırma sonucunda tuz elde etti ve yasayı simgesel anlamda çiğnedi. Tam da umduğu gibi hapse atıldı. Gandhi'yi yüzlerce, binlerce kişi izledi sonra. Hapishaneler tıka basa doldu. İngiliz yönetimi cezaevinde açlık grevi başlatan Gandhi'nin kendi ellerinde ölmesini göze alamayarak onu serbest bıraktılar. Ancak Gandhi yasayı tekrar çiğnedi ve tekrar hapse girdi. Neticede iş bir kedi fare oyununa döndü ve yönetim yasayı kaldırmak zorunda kaldı. Sonunda Hindistan Gandhi'nin önderliğinde sivil itaatsizlik yöntemlerini kullanarak bağımsızlığına kavuştu.
Danimarka halkının başarısı
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerce işgal edilen Danimarka'da, Nazi yönetimi Yahudileri kolaylıkla ayırt edebilmek için, onları, arkasında altı uçlu sarı yıldız bulunan giysiler giymeye mecbur etti. Danimarka halkı, Yahudilere karşı çıkarılan bu yasayı kabullenmedi. Aralarında kralın da bulunduğu hemen herkes, sırtı sarı yıldızlı giysilerle çıktı sokağa. Danimarka halkının bu tavrı, Yahudilerin tanınmasını da imkansızlaştırdı. Naziler, hareketin lideri olarak gördükleri Danimarka kralını gözetimleri altında tutabilmek için onu çok hasta olduğunu açıklayarak, kralı saraya hapsettiler. Ancak Danimarka halkı, ülkenin hemen her yerindeki çiçekçilere gidip krala gönderilmek üzere buketler hazırlattılar. Kısa sürede günlük hayat işlemez duruma geldi. Sonuçta, çiçek taşıdıkları için insanları tutuklayamayan Nazi yönetimi, kralın aniden iyileştiğini bildirmek zorunda kaldı.
Amerika örneği
Amerika'da, ırkçılık karşıtı hareketin en önemli aracı da, sivil itaatsizlik eylemleriydi. Irkçılık karşıtları, ırk ayrımı gözeten dükkanlardan alışveriş yapmıyor, bu tip otobüslere binmiyordu. Ayrıca, Vietnam'a gitmek istemeyen gençlerin askerliğe çağrı belgelerini herkesin gözü önünde yakması, savaş karşıtlarının devlete vergi vermek yerine sivil itaatsizlik makalesi hediye etmesi önemli örneklerdi.
Türkiye'deki sivil itaatsizlik eylemleri:
Türkiye'de 1969 yılında TÖS tarafından örgütlenen öğretmen boykotu, ülkedeki ilk sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirildi.
1995 yılının Mart ayında "Düşünceye Özgürlük" adlı kitabın, bin 80 kişinin imzasıyla yayınlanması da önemli bir sivil itaatsizlik eylemiydi. Kitap, daha önce 24 yazarın yazılarını bir araya getiren "Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye" adlı kitabın toplatılması, yayıncısı Erdal Öz ile Yaşar Kemal hakkında da dava açılmasına tepki olarak hazırlanmıştı. Bin 80 kişi kitabın yayıncısı olarak aynı suça imza atmışlardı. Sonuçta, dönemin terörle mücadele yasasında yapılan değişiklikle dava düşmüştü. Ancak sivil itaatsizler, yasada yapılan değişikliğin "düşünce suçu"nu ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle "Düşünceye Özgürlük - 2000" adlı yeni bir kitap yayınladılar. Dava sürüyor. Bu eylemler, yasadışı bir sivil itaatsizlik eylemi olarak Türkiye tarihindeki yerini aldı.
Bu eylemlere, karşılaştıkları cezalara rağmen düşüncelerini söylemekten, yazmaktan ve sürekli "îtaatsizlik etmekten" vazgeçmeyen onlarca kişiyi de eklemek gerekir.
1995 yılının 27 Mayıs'ında , yakınları gözaltında kaybolan küçük bir grup ve onları destekleyenler Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi'nin önünde bir araya gelerek yarım saat süren oturma eylemi yaptı. Bu eylem, 1998 yılının Eylül ayına dek her Cumartesi günü tekrarlandı. Kayıp yakınları, ellerinde kaybolan yakınlarının fotoğraflarıyla, kayıplara karşı olmak, kayıplar için kamuoyu oluşturmak amacıyla hareket ediyordu. Amacı ve hedefi belirlenmiş bu eylem izinsiz yapılıyordu. Açık biçimde örgütleniyor, kamuoyunun algılayabileceği bir şekilde yapılıyordu. Hiçbir grubun ismini taşımayan bu eyleme, yoldan geçen herhangi birisi rahatlıkla katılabiliyordu. Bu anlamda örgütsüz olan bu eylemin sorumlusu ya da yetkilisi yoktu.
Susurluk skandalının ardından ışık söndürme eylemlerini izleyen izinsiz yürüyüşlere katılan binlerce kişi, hükümetin yanlış politikalarına karşı olduklarını ifade ederken, son yılların önemli sivil itaatsizlik eylemlerine de imza atmışlardı.
(BB/NU)
Thoreu, kelle vergisini ödemesini isteyen yerel polis Sam Staples'in bu isteğini yerine getirmedi. Üstelik, Staples'in, "paraya sıkışıksan vergini ben ödeyebilirim"önerisini de geri çevirdi . Thoreu, vergisini ödememesini "bir ilke sorunu" olarak açıklayarak, vergi ödeyerek köleci bir devletin işini kolaylaştırmak istemediğini belirtti. Devlet memuru olduğunu ve yasaları uygulamak zorunda olduğunu anlatan Staples'e önerisi de netti üstelik:
"Olup bitenden hoşlanmıyorsan istifa et."
Gelişmeler karşısında cezaevine konulan Thoreu'nun amacı, tutuklanarak içeri girmek ve böylece dikkatleri kölelik karşıtı harekete çekebilmekti. Ancak, bir gece cezaevinde kalan Thoreu'nun borcu bir yakını tarafından ödendi ve Thoreu serbest bırakıldı. Thoreu'nun gelişmeler karşısındaki tavrı da netti:
Vergi borcunu kendisi ödemediği için cezaevinde kalmasının hakkı olduğunu söyledi. Ancak, çıkmazsa zorla çıkartılacağı yanıtını alınca, mecburen dışarıya çıktı.
Olaydan sonraki ilk görüşmelerinde, kölelik karşıtı hareketin önde gelen isimlerinden Ralp Wald Emerson , kendisine neden içeriye girdiğini sorduğunda yanıtı da oldukça anlamlıydı: "Sen ne diye girmedin?"
Thoreu, cezaevinden çıktıktan sonra eylemlerini ve cezaevine giriş öyküsünü merak eden kasaba halkına konferanslar verdi. Thoreu'nun bu konferanslarda anlattıkları daha sonra 'Resistance To Civil Government' başlıklı bir manifestoya dönüştü. Bu manifesto Türkçeye de, "Sivil itaatsizlik" başlığıyla çevrildi.
Sağlığında "Concorde ve Merrimack Irmakları Üzerinde Bir Hafta" ve "Walden" adlı kitaplarını yayınlayabilen Thoreu yazılarını genellikle "The Dral" dergisinde yayınladı. Thoreu, 1862 yılında tüm hayatını geçirdiği Concorde kasabasında öldü.
Makalenin içeriği
Thoreu'nun 'Resistance To Civil Government' adlı manifestosunda cezaevine girişine neden olan eylemini şu sözlerle açıkladı:
"Şu kılavuz söze bütün yüreğimle katılıyorum: En iyi yönetim en az yönetendir. Ancak kendilerini 'yönetimin tümüyle ortadan kalkması için uğraşanlar' olarak isimlendirenlerden farklı olarak, yönetimin ortaya çıkmasını istiyorum."
"Tek bir namuslu kişi Massachusetts eyaletinde köle kullanmayı bırakarak bu ortaklıktan çekilse bu nedenle de cezaevine kapatılsa Amerika'da köleliğin kaldırılmasıyla sonuçlanır bu; çünkü ilk girişimin belirsiz olup olmamasının önemi yoktur. Bir kez iyi yapılan iş sonsuza kadar öyle kalacak demektir. Oysa daha çok bu soru üzerin de laflamayı severiz biz... Her hangi birini haksız yere cezaevine tıkan bir yönetimde, doğru kişinin bulunması gereken yer de bir cezaevidir... Bütün doğru insanları cezaevinde tutmak ya da köleliği kaldırmak seçenekleri söz konusu olursa devlet hangisini seçeceği konusunda duraksamayacaktır."
"Kendimi şöyle bir devlet düşleyerek avutuyorum: Sonunda bütün insanlara karşı doğru olmayı gözeten, bireye sanki komşusuymuş gibi davranan bir devlet! Komşularıyla yurttaşlarının tüm ödevlerini yerine getiren bir avuç kişi, onun işlerine karışmaksızın ne de onunla kuşatılmaksızın kendisinden uzakta yaşayacak olursa, bunu kendi amacına aykırı saymayan bir devlet! Bu tür meyveler veren, bu meyvelerin olabildiğince çabuk olgunlaşıp dökülmeleri uğruna sıkıntı çeken bir devleti Böylesi bir oluşum daha yetkin daha parlak bir devletin yolunu açacaktır. Benim düşlediğim de bu işte. Gel gelelim henüz böylesi yok orta yerde."
Tarihteki sivil itaatsizler:
Dünyada sivil itaatsizliğin duyulmasında ve yaygınlaşmasında önemli rol oynayanlardan birisi de, Hindistan'ı İngiliz egemenliğinden kurtarmak için başlayan hareketin yönlendiricisi konumuna gelen Gandhi oldu. Thoreu'nun Sivil İtaatsizlik makalesiyle Oxford Üniversitesi'ndeyken tanışan Gandhi, otuz yıl boyunca ülkesinin her yanında sivil itaatsizlik prensiplerine dayalı savaşımını sürdürdü.
Kazançlı bir tekel oluşturmak isteyen İngiliz yönetimi tuz yapımını yasaklayınca Gandhi arkadaşlarıyla deniz suyunu buharlaştırma sonucunda tuz elde etti ve yasayı simgesel anlamda çiğnedi. Tam da umduğu gibi hapse atıldı. Gandhi'yi yüzlerce, binlerce kişi izledi sonra. Hapishaneler tıka basa doldu. İngiliz yönetimi cezaevinde açlık grevi başlatan Gandhi'nin kendi ellerinde ölmesini göze alamayarak onu serbest bıraktılar. Ancak Gandhi yasayı tekrar çiğnedi ve tekrar hapse girdi. Neticede iş bir kedi fare oyununa döndü ve yönetim yasayı kaldırmak zorunda kaldı. Sonunda Hindistan Gandhi'nin önderliğinde sivil itaatsizlik yöntemlerini kullanarak bağımsızlığına kavuştu.
Danimarka halkının başarısı
İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazilerce işgal edilen Danimarka'da, Nazi yönetimi Yahudileri kolaylıkla ayırt edebilmek için, onları, arkasında altı uçlu sarı yıldız bulunan giysiler giymeye mecbur etti. Danimarka halkı, Yahudilere karşı çıkarılan bu yasayı kabullenmedi. Aralarında kralın da bulunduğu hemen herkes, sırtı sarı yıldızlı giysilerle çıktı sokağa. Danimarka halkının bu tavrı, Yahudilerin tanınmasını da imkansızlaştırdı. Naziler, hareketin lideri olarak gördükleri Danimarka kralını gözetimleri altında tutabilmek için onu çok hasta olduğunu açıklayarak, kralı saraya hapsettiler. Ancak Danimarka halkı, ülkenin hemen her yerindeki çiçekçilere gidip krala gönderilmek üzere buketler hazırlattılar. Kısa sürede günlük hayat işlemez duruma geldi. Sonuçta, çiçek taşıdıkları için insanları tutuklayamayan Nazi yönetimi, kralın aniden iyileştiğini bildirmek zorunda kaldı.
Amerika örneği
Amerika'da, ırkçılık karşıtı hareketin en önemli aracı da, sivil itaatsizlik eylemleriydi. Irkçılık karşıtları, ırk ayrımı gözeten dükkanlardan alışveriş yapmıyor, bu tip otobüslere binmiyordu. Ayrıca, Vietnam'a gitmek istemeyen gençlerin askerliğe çağrı belgelerini herkesin gözü önünde yakması, savaş karşıtlarının devlete vergi vermek yerine sivil itaatsizlik makalesi hediye etmesi önemli örneklerdi.
Türkiye'deki sivil itaatsizlik eylemleri:
Türkiye'de 1969 yılında TÖS tarafından örgütlenen öğretmen boykotu, ülkedeki ilk sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirildi.
1995 yılının Mart ayında "Düşünceye Özgürlük" adlı kitabın, bin 80 kişinin imzasıyla yayınlanması da önemli bir sivil itaatsizlik eylemiydi. Kitap, daha önce 24 yazarın yazılarını bir araya getiren "Düşünce Özgürlüğü ve Türkiye" adlı kitabın toplatılması, yayıncısı Erdal Öz ile Yaşar Kemal hakkında da dava açılmasına tepki olarak hazırlanmıştı. Bin 80 kişi kitabın yayıncısı olarak aynı suça imza atmışlardı. Sonuçta, dönemin terörle mücadele yasasında yapılan değişiklikle dava düşmüştü. Ancak sivil itaatsizler, yasada yapılan değişikliğin "düşünce suçu"nu ortadan kaldırmadığı gerekçesiyle "Düşünceye Özgürlük - 2000" adlı yeni bir kitap yayınladılar. Dava sürüyor. Bu eylemler, yasadışı bir sivil itaatsizlik eylemi olarak Türkiye tarihindeki yerini aldı.
Bu eylemlere, karşılaştıkları cezalara rağmen düşüncelerini söylemekten, yazmaktan ve sürekli "îtaatsizlik etmekten" vazgeçmeyen onlarca kişiyi de eklemek gerekir.
1995 yılının 27 Mayıs'ında , yakınları gözaltında kaybolan küçük bir grup ve onları destekleyenler Beyoğlu'nda Galatasaray Lisesi'nin önünde bir araya gelerek yarım saat süren oturma eylemi yaptı. Bu eylem, 1998 yılının Eylül ayına dek her Cumartesi günü tekrarlandı. Kayıp yakınları, ellerinde kaybolan yakınlarının fotoğraflarıyla, kayıplara karşı olmak, kayıplar için kamuoyu oluşturmak amacıyla hareket ediyordu. Amacı ve hedefi belirlenmiş bu eylem izinsiz yapılıyordu. Açık biçimde örgütleniyor, kamuoyunun algılayabileceği bir şekilde yapılıyordu. Hiçbir grubun ismini taşımayan bu eyleme, yoldan geçen herhangi birisi rahatlıkla katılabiliyordu. Bu anlamda örgütsüz olan bu eylemin sorumlusu ya da yetkilisi yoktu.
Susurluk skandalının ardından ışık söndürme eylemlerini izleyen izinsiz yürüyüşlere katılan binlerce kişi, hükümetin yanlış politikalarına karşı olduklarını ifade ederken, son yılların önemli sivil itaatsizlik eylemlerine de imza atmışlardı.
(BB/NU)
Satire
Satire is often strictly defined as a literary genre or form, although in practice it can be found in the graphic and performing arts. In satire, human or individual vices, follies, abuses, or shortcomings are censured by ridicule, derision, burlesque, irony, or other methods, ideally with the intent of improvement. Although satire is usually meant to be funny, its purpose is often not so much humour for its own sake as an attack on something strongly disapproved by the satirist, using the weapon of wit.
A common feature of satire is strong irony or sarcasm -- "in satire, irony is militant -- but parody, burlesque, exaggeration, juxtaposition, comparison, analogy, and double entendre are all frequently used in satirical speech and writing. This "militant" irony or sarcasm often professes to approve (or at least accept as natural) the very things the satirist actually wishes to attack. A satire is a technique generally used in poems. It is a combination of humour and criticism.
Satire and humour
Satirical works often contain "straight" or non-satirical humour, usually to give relief from what might otherwise be relentless preaching. Although this has always been so, it is probably more marked in modern satire. Yet some satire is not "funny," nor is meant to be. And not all humour is satiric, even when the humour involves such topics as politics, religion or art, frequent matters for satire. And a passage of irony, parody, or burlesque can serve simple humour, though the techniques are also tools of satire.
wikipedia.com
A common feature of satire is strong irony or sarcasm -- "in satire, irony is militant -- but parody, burlesque, exaggeration, juxtaposition, comparison, analogy, and double entendre are all frequently used in satirical speech and writing. This "militant" irony or sarcasm often professes to approve (or at least accept as natural) the very things the satirist actually wishes to attack. A satire is a technique generally used in poems. It is a combination of humour and criticism.
Satire and humour
Satirical works often contain "straight" or non-satirical humour, usually to give relief from what might otherwise be relentless preaching. Although this has always been so, it is probably more marked in modern satire. Yet some satire is not "funny," nor is meant to be. And not all humour is satiric, even when the humour involves such topics as politics, religion or art, frequent matters for satire. And a passage of irony, parody, or burlesque can serve simple humour, though the techniques are also tools of satire.
wikipedia.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.