30 Kasım 2012 Cuma

"An'ı Yakalamak"




Sol kolumun bilek ve dirseği arasında “Carpe diem, quam minime credula postero” yazar. Bir diğer deyişle “Seize the day, trust the future as little as you can.”

Bir diğer deyişle “Anı yakala, geleceğe çok bel bağlamadan.”
Bu dövmenin manası benim için, gelecekte ne olacağını bilemeyeceğimizden tam da şu anımızı bilinçli olarak değerlendirmemiz gerektiğidir. Çünkü geleceği oluşturan şu anda, yani “present”ta yapacağımız şeyler olacaktır.

Şu anda olanlar bu nedenle gerçeklerdir, sahip olduklarımız, şu anki durumumuz, şu anki benliğimiz –eğer bir tane var ise-. Ayrıca benim için bir diğer anlamı da “Anı değerlendir, gelecekte olacak şey ölümdür. Ölmeden yapabildiğini yap ki yaşamının bir anlamı olsun.”

Dövmemin Latince olarak kolumda olması da bir “anı yakalama” mesajı aslında. Dövmeyi yaptırdığım zamanları “anı”msatsın diye Latince. O dili, o zamanlarda öğrendiğim felsefik düşüncelerle birleştirdim. Bana geçmişte aldığım Latince derslerimi, okuduğum çeşitli felsefe kitaplarını, derslerde yeni yeni öğrendiğim Trasncendentalism felsefesini ve o zamanda hayatımda olan insanları anımsatır.
“Anı” yakalayıp, onu koluma kazıtmıştım – içime kazıdığım gibi -.

Saul Bellow’un Seize The Day romanına gelecek olursak; bu romanda Wilhelm Adler ismindeki ana karekterimizin anı değerlendirirken iç dünyası ile dış dünya arasındaki çatışmasını ele alabiliriz.



Tommy Wilhelm Adler’in Kimlik Arayışı

Tommy Wilhelm 44 yaşına gelmiş orta yaşlarda, orta gelirli sınıftan, işini kaybetmiş, eşini “kaybetmiş” iki çocuğu olan ve hayatında hep kayıplar yaşamış duygusal bir karakter. 44 yaşına gelmiş ve hala babasının gönlünü almaya çalışan bir “çocuk” gibi karşımıza çıkıyor. Tek başına olarak, ayakları üstünde durmayı pek başaramamış gibi görünen Tommy babasından maddi ve manevi destek aramaktadır.

Babası ise onu hep reddeder ve aradığı yakınlığı bulamaz. Komik olan, babası onun çocuk olmasını istemez ama bir yandan da eskisi gibi davranmaya devam eder. Tommy’nin kendisi de babasına karşı hep çocuk gibi davranmaktan kendini alamadığını itiraf eder. Bir değişimin gerçekleşmesi gerektiğinin iki taraf da farkındadır.

“Babasının oğlu” olamamasının dışında dışarıya karşı da hep “katmanlı” bir tavır takınır. Hayattan ümidi kesmiş yaşlı insanlarla dolu bir otelde yaşamını sürdürür. Çevresi, savaş sonrasında gerçeklik arayan ve teknolojinin getirdiği makinalaşmış materyal kafalarla doludur ve “duygusal” kimliği kendisini içedönük bir insan olmaya iter.

İçedönük, yalnız ve sessiz bir karakter olması da diğer insanlardan kendisini ayıran şey olur. Dışarıya karşı hep farklı kimliklerde takınır. Aktör olmak için adını değiştirir, Tommy Wilhelm olur.

–Babasının mesleğini reddedip, aktör olmak için okulu bırakmasının yanında; belki, babasının kendisine destek vermemesinin bir diğer sebebi de babasının soyadını artık taşımak istememesinden ileri geliyor olabilir.-

Bunda dikiş tutturamaz. Hayatı boyu rollere bürünmesine rağmen aktörlük işinde başarısız olur.

Rol yapmak ataerkil düşünce yapısına göre kadınlara atfedilmiş bir hareket. Kılığa bürünmek, makyaj yapmak, maske takmak... Babasıyla arasındaki kapışmaya bu düşünce yapısı da neden olmuş olabilir.

Klişe olan “Yahudilerin parayı kullanma konusundaki kurnazlığı”nın oğluna geçmemiş olmasına da alınıyor olabilir Doktor Adler.

Başarısız olmasının yanı sıra kendisine karşı çok acımasız bir tavır takınan Tommy, adeta bir mazoşist gibi kendisine sürekli hakaretlerde bulunur.
“Though he called himself a
hippopotamus, he more nearly resembled a bear.”
“Ass! Idiot! Wild Boar! Dumb mule! Slave! Lousy, wallowing hippopotamus!
Wilhelm called himself as his bending legs carried him from the dining-room.”

Her şey bir yana kendisinin bu zalim dünyada “yumuşak kalbi” ve “hassas duygularıyla” yer etmediğini düşünürken, kendisine bu kadar mazoşistçe davranmaması gerekir. Kaldığı oteldeki emekli yaşlıların ve babasının kendisinde görmek istedikleri “başarılı Amerikan” modeline uymamasını umursamayıp idealist bir şekilde aktör olmak isteyip ailesinden uzaklaşması cesurca bir hareket. Yalnız, bu hedefinde başarısızlığa uğrayıp tekrardan her şeyi babasından beklemesi ve babasını zaman içinde sadece “para” olarak görmesi de aralarını düzeltmeyecektir. Babası oğlunun görünüşünden pek haz etmemektedir:

“What a dirty devil this son of mine is. Why can’t he try to sweeten his appearance a little?”

Babasının bencil hayatını savunmasam da başarısızlıklar içinde “boğulmuş” olarak Tommy’nin, babasının deyişiyle “Wilky”nin, biraz da olsa duygusallıktan uzaklaşıp kendini eyleme koyması gerekir.

Geçmişteki başarısızlıklarını düşünüp, kendine zarar vermek dışında geleceğe bakması gerekir. Dışarıyı eleştirip kendi aklını ve ruhunu zehirlemesi, yani sadece kendini düşünmesi Tommy’nin bencilliğidir.

Satış-pazarlama işine girip onda da adam kayırması, kendisini pazarlayıp başka bir “katman” takınması, maske takması bir diğer başarısızlık olup karşımıza çıkar.

Babası rolünü “üstlenen” Dr. Tamkin de üçkağıtçının tekidir. Tommy’ye sürekli akıl verir kendisi hakkında dile döktüğü yalanlar dışında. Dr. Tamkin carpe diemci yaklaşımında, Tommy’ye dünü düşünmemesini, bunun faydasız olduğunu ve aynı şekilde geleceğin de sadece endişe ve sıkıntılarla dolu olduğunu şu anı yaşaması gerektiğini söyler.

Dr. Tamkin, Tommy’nin hayatındaki son paralarını (700$) yatırım işine vermesini istemesi ve sonrasında yatırımının batmasıyla ortadan kaybolması da Tommy’nin en büyük başarısızlıklarından biridir.

Dr. Tamkin’e göre insanın içinde birçok ruh vardır.

“But there are two main ones, the real soul and a pretender soul”

Tamkin, bir insanın arınabilmesi için “Taklitçi Ruh”unun egoist eğilimlerinden kendini koparıp “Gerçek Ruh”una göre hareket etmesi gerektiğini söyler.

The pretender soul diverts the individual from his true course by substituting vanity for love and social success for genuine selfhood. Yet man in his blindness yields to the domination of the pretender soul. “This,” say Tamkin , “is the main tragedy of human life”

Hollywood’da kariyer kovalaması ve Dr. Tamkin’e son parasını vermesi dışındaki üçüncü büyük yanlış tercihi-hatası-başarısızlığı Margaret ile olan evliliğidir.

Kadın avcısı gibi davranan Tommy’nin metresi vardır ve onunla evlenmek ister; ama karısı kendisinden boşanmaz. Kimlik arayışında bir diğer başarısızlığı da budur. Karısı onu boşamamakla kalmaz ve bir ton da nafaka alır.

Babası da bu durumu eleştirir:

“I didn’t have fifty women . . . I stayed at home and took care of my children”

Ne evliliğinde, ne parasal durumunda, ne ailesiyle olan ilişkisinde, ne işinde, ne de insanlarla olan iletişiminde başarılıdır. 44 yaşına gelmiştir ve hala gerçek ruhuyla yüzleşemez ve bencilce mazoşistçe kendisiyle boğuşur. Görüşümüne de hiç dikkat etmez. “The Heavy Bear Who Goes With Me” şiirindeki gibi kendisinden nefret etmektedir.

“Reckoning day”inde yani kendisini ölçüp biçtiği bu epifanvari günde en son Doktor Tamkin’i ararken bir cenaze sürüsünün içinde bulur kendisini.

“His” gücünün farkına varır. Bu yahudi cenazesinde kendi kimliğini, insan kimliğini algılamaya başlar.

“Gazap Üzümleri”ndeki gibi “transcendental” insanüstü ruhani varlığı hisseder:

“There is a larger body, and from this you cannot be separated . . . far beneath . . . the real soul says plain and understandable things to everyone. . . . There truth for everybody may be found, and confusion is only—only temporary, thought Wilhelm”.

Sanki bir anda aydınlanma yaşayarak eski bencil kimliğinden arınır. Ve sular seller akar gözlerinden. Artık kelimenin tam anlamıyla kendi gözyaşlarında boğulur; ama bu boğulma bir acıyı temsil etmez onun için, artık yeniden doğmuştur. Merhum adamın yüzüne bakarken belirsiz bir kalp sızısıyla güçlü hisleri onu ağlamaya sürükler.Herkesin paylaştığı canlı insanüstü hisse kavuşmuştur artık. Bir kahraman olarak görünmese de artık bir anti-kahraman da değildir:

Soon he was past words, past reason, coherence. He could not stop. The source of all tears had suddenly sprung open within him, black, deep, and hot and they were pouring out and convulsed his body, bending his stubborn head, bowing his shoulders, twisting his face, crippling the very hands with which he held the handkerchief. His efforts to collect himself were useless. The great knot of ill and grief in his throat swelled upward and he gave in utterly and held his face and wept. He criedwithallhisheart.

He, alone of allthepeople in thechapel, wassobbing. No oneknewwho he was.

One woman said, “Is that perhaps the cousin from New Orleans they were expecting?”

“It must be somebody real close to carry on so.”

“Oh my, oh my! To be mourned like that,” said one man and looked at Wilhelm's heavy shaken shoulders, his clutched face and whitened fair hair, with wide, glinting, jealous eyes.

“The man's brother, maybe?”

“Oh, I doubt that very much,” said another bystander. “They're not alike at all. Night and day.”

29 Kasım 2012 Perşembe

Stop (Little Scenerio)




Stop

            Shot 1: Bird’s eye view of a street at night. A man is running, while others are just walking and some of them looking at him curiously. There is a heavy rain. The sound of rain is heard at the background.

            Shot 2: Wide angle view of the street named “Wrong Turn” from the street lighting. The man is slowing in front of a house and gazing at it.

            Shot 3: Camera panning on the surface of the house before it stops on a window fitted with bars. Soft music is arising while the camera is zooming in.

            Shot 4: High angle view of the interior of the sitting room shot from the bookshelves. There is not the sound of rain anymore. The golden clock is very big and is shining
.
            Shot 5: Medium shot of the table prepared with meticulous care. The couple is sitting and having their romantic candlelit dinner. However, there is an uneasy feeling on the pale complexion of the man.

            Shot 6: Suddenly a row breaks out. Several shots and reverse shots indicating the couple shouting each other.

            Shot 7: Close-up on their hands touching. The woman moves her hand towards the edge of the table before it falls down and standing loosely. Music gets looder.

            Shot 8: Close-up on the woman’s face showing shock and disappointment. Accompanying a deafening sound of a hard blow from the window opened with a scratch. Rain drops are heard from the hard surface of the carpet.

            Shot 9: Medium shot of the man in a bitter regret, looking at the clock.

            Shot 10: Camera zooming on the carpet to reveal where the raindrop sound came from.

            Shot 11: The woman stands up and running outside with bare foot.

            Shot 12: Low angle view of the woman from the man’s eye watching her departure.

            Shot 13: The clock ticklening is getting louder and the flash of lightning is reversed on the surface of the clock indicating the darkness of the outside.

            Shot 14: High angle view of the woman from the window. The man is shouting desperately at the woman before a dark car hitted her.

            Shot 15: Worm’s eye view of the car is fading away from the perspective of the woman lying on the wet floor.

            Shot 16: Wide angle view of the people crowding over the woman. Camera panning on the street before it stops on the street light whose light is falling on the traffic sign.

            Shot 17: Camera zooming on the sign “Stop” and pan ends with a fade out. 

Elveda dedi ve...


28 Kasım 2012 Çarşamba

Nice Beşyüzlere


From "savagechickens.com/images/500_725.jpg"


Zaman geçmek bilmiyor ki bizler de soluklanalım rahat kafalarla.
Her şey küçük bir girişkenlikle başlamıştı.
Sonrasında taşan duygular, yerinde duramamalar başladı.
Ve döküldü kelimeler bir bir parmaklarımdan.
Yazdı da yazdı, bazen paylaştı; ama yerinde duramadı.
Kimi zamanlar suskundu, ulaşamadılar klavyelere.

Törpüledi zaman, zaman zaman.
Gerçi bu aralar da suskun gibiler.
Çok yakındır ey ahali nice beşyüzlerin zorlanması.
Düşünceler eyleme döküldüğü an
Durduramayacaklar içindeki arzuyu
Yeter ki sen kalk ayağa da sadece eylemde bulun.

25 Kasım 2012 Pazar

Ayakların


Ayaklarının seni desteklediğini
Taşıdığını biliyorum
Onların üstünde yükseliyor
Göğüslerinin morluğu
Çift çift
Gözlerinin çifti ruh dışkısı gibi
Uzaklara giden yuvalar
Devasa efsanevi gülüşün
Kırmızı elbiselerde
Benim minik kulem

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.