Kalkmalı doğrulmalı geç olmadan.
13 Nisan 2013 Cumartesi
Minik Siyah Elbise (Libido)
Kütüphanede ders çalışıyor
Yanımda oturan kız
Little Black Dress kokuyor
Senin yurdundaki kütüphaneye uçuyor
Ruhum
Ruhsuz
Bedenim kelimeler arasında, kayboluyor
9 Nisan 2013 Salı
Herkesin Ceren'i Var Mıdır?
gercekportal.com'dan alınmıştır.
İnsanı tanımlarken hep sosyal bir varlık olduğu söylenir. Sosyallik iletişim kurmaktır. Başka insanların da olması gerekir.
İnsan kendisiyle iletişim kuramaz, mı?
Kuran insanlara deli dendi, aykırı insan, doğal olmayan.
Geçen gece Celal ile Ceren isimli filmi izledim. Burada film eleştirisi yapmayacağım; ama aklıma elimde olmadan eski
anılarımı getirdi.
Filmde anlatılan, sevgilinin kaybedilip sonra yeniden kazanılması sürecinde geçen olaylar. Filmin işleyişi hep erkek
bakış açısından bir kadının nasıl görüldüğü üzerine.
Kadınlar ezilmiş gibi; ama bir diğer taraftan da erkekler yüceltilmemiş.
Filmdeki sözler, muhabbetler biraz fazla argo ve insanları rahatsız edebilecek ifadeler üzerinde dönüyor. (kaka mesela çok göze
sokulmuş gibi)
Bunların dışında olan olaylar o kadar da olağandışı değil. Gerçeklikten çok uzaklaşmayan saçma komik klasik Şahan Gökbakar
esprileri, tiplemeleri eğlendirdi beni.
Hoş vakit geçirdim izlerken. IMDB puanına bakarım film izlemeden genelde; ama bu önyargı yaratıyor. Mesela
filmi izleyen yabancılar olduysa, ya da esprileri anlayamayacak kişiler, doğal olarak beğenmemiş olabilir filan.
Bazen düşünüyorum da bir tarafım sosyallikten hoşlanırken, diğer yanım asosyallikten de hoşlanıyor.
Hani asosyallik derken kastettiğim şey yalnız kalmak, biraz bireysellik, biraz bencillik, insanın tek başına kaldığında
kafasını toparlaması, biraz da kafasını dağıtmak istemesi.
Kafam genellikle dolu ve karışık olduğundan biraz fazla asosyal gibi davrandığımı düşünüyorum.
Geleyim Ceren olayına. Filmde "Herkesin bir Ceren'i vardır." ifadesi, bir yerlerde herkes için bir kişi vardır mantığıyla
aynı.
Beni biraz da düşünmeye iten bu düşünceyle tekrar karşılaşmamdı açıkçası.
Ceren ilişkisi; birbirini çekebilen, beraber eğlenen, birbirlerinden hoşlanan, yanında görmek istediğin, "seni temsil edebilecek",
çekip çevirebilecek, düzen sağlayabilecek, yardım edebilecek birisi.
Yaşadığım ilişkileri göz önünde bulundurursam ben hep muhteşem insanlara, kızlara denk gelmişim; hani onlara
rastlayabildiğim için, evet, şanslıyım.
Şanssızlık bunun sonrasında devreye giriyor.
Neredeler şimdi?
İnsanı tanımlarken hep sosyal bir varlık olduğu söylenir. Sosyallik iletişim kurmaktır. Başka insanların da olması gerekir.
İnsan kendisiyle iletişim kuramaz, mı?
Kuran insanlara deli dendi, aykırı insan, doğal olmayan.
Geçen gece Celal ile Ceren isimli filmi izledim. Burada film eleştirisi yapmayacağım; ama aklıma elimde olmadan eski
anılarımı getirdi.
Filmde anlatılan, sevgilinin kaybedilip sonra yeniden kazanılması sürecinde geçen olaylar. Filmin işleyişi hep erkek
bakış açısından bir kadının nasıl görüldüğü üzerine.
Kadınlar ezilmiş gibi; ama bir diğer taraftan da erkekler yüceltilmemiş.
Filmdeki sözler, muhabbetler biraz fazla argo ve insanları rahatsız edebilecek ifadeler üzerinde dönüyor. (kaka mesela çok göze
sokulmuş gibi)
Bunların dışında olan olaylar o kadar da olağandışı değil. Gerçeklikten çok uzaklaşmayan saçma komik klasik Şahan Gökbakar
esprileri, tiplemeleri eğlendirdi beni.
Hoş vakit geçirdim izlerken. IMDB puanına bakarım film izlemeden genelde; ama bu önyargı yaratıyor. Mesela
filmi izleyen yabancılar olduysa, ya da esprileri anlayamayacak kişiler, doğal olarak beğenmemiş olabilir filan.
Bazen düşünüyorum da bir tarafım sosyallikten hoşlanırken, diğer yanım asosyallikten de hoşlanıyor.
Hani asosyallik derken kastettiğim şey yalnız kalmak, biraz bireysellik, biraz bencillik, insanın tek başına kaldığında
kafasını toparlaması, biraz da kafasını dağıtmak istemesi.
Kafam genellikle dolu ve karışık olduğundan biraz fazla asosyal gibi davrandığımı düşünüyorum.
Geleyim Ceren olayına. Filmde "Herkesin bir Ceren'i vardır." ifadesi, bir yerlerde herkes için bir kişi vardır mantığıyla
aynı.
Beni biraz da düşünmeye iten bu düşünceyle tekrar karşılaşmamdı açıkçası.
Ceren ilişkisi; birbirini çekebilen, beraber eğlenen, birbirlerinden hoşlanan, yanında görmek istediğin, "seni temsil edebilecek",
çekip çevirebilecek, düzen sağlayabilecek, yardım edebilecek birisi.
Yaşadığım ilişkileri göz önünde bulundurursam ben hep muhteşem insanlara, kızlara denk gelmişim; hani onlara
rastlayabildiğim için, evet, şanslıyım.
Şanssızlık bunun sonrasında devreye giriyor.
Neredeler şimdi?
Çikolata Efsanesi
Milattan önce, büyük olasılıkla Olmeklerden oluşan bir grup, Güney Amerika'da kakao ağacı yetiştirir. Mayalar, bir hayvanın bu ağaçtan bir meyve kopardığına tanık olur. Mayalar zamanla bu çekirdekleri nasıl kullanacaklarını öğrenirler. M.S. 600 yılında,
Mayalar çikolatalı bir içecek yaparlar. Efsaneye göre, Aztek kralı Moctezuma günde 50 fincan çikolata içiyordu. Azteklerde ve Mayalarda çikolata içmek önemli bir olay sayılırdı. Mayalarda daha çok kraliyet ailesi için uygun görülen bu içeceği sıradan insanlar çok özel durumlarda içebiliyordu. Azteklerde ise yöneticiler, rahipler, rütbeli askerler, onurlandırılmak istenen tüccarlar bu özel içeceği tadabiliyordu.
İspanyol kâşifler Kristof Kolomb ve Hernán Cortés'in , 16. yüzyılda Orta Amerika'ya yaptıkları gezide Aztek kralı Moctezuma bu çikolatalı içeceği kaşiflere sunar. Kaşifler bu içeceği vatanlarına götürüp hazırlamasını öğretirler. Bu, Mayalar ile Azteklerin öğütülmüş kakao çekirdeklerinin suyla karıştırılmasıyla elde ettikleri bir içecektir. Aztek dilinde "ekşi, acı içki" anlamına gelen "xocoatl" adındaki bu içeceği Aztekler, içine biber ve başka baharatlar katarak soğuk olarak içiyorlardı. İspanyollar ise aynı içkiyi şekerli olarak içmeye başladılar. 80 yıl sonra, İngiltere'de içecek yapılmak üzere katı çikolata satılmaya başladı.
Böylece katı çikolata satan "çikolata evleri" bütün Avrupa'ya yayıldı. 1700'lü yıllarda İngilizler bu içeceklere süt katmaya başladılar. Türkiye'nin ilk yerel üretim yapan çikolata fabrikası ise, cumhuriyetten üç yıl sonra, 1927'de Feriköy'de kuruldu. Bugüne kadar bulunan en eski çikolatanın izlerine 2600 yıllık bir çömleğin içinde rastlanmıştır.
http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ikolata
Sakal İndirimi
Bugün çıktım, kütüphanedeydim yine, Beyazıt sahaflara bir bakınayım dedim. Rudolfo Anaya'nın "Kutsa Beni Ultima" kitabını arıyorum. Sormadık yer bırakmadım ama nafile.
Kitabın ismini duyan bazıları gülümsemeye başladı.
Sonra çıktım ordan, Kitapçılar Çarşısı'na bir bakayım dedim. Orada da gezmediğim yer kalmadı ama yine nafile. Dedim yok mudur bunun bir çaresi, çünkü kitaba acil ihtiyacım var?
- Özbek Çarşısı var iki yan binada.
Hemen koştura koştura buldum. Sonra sorduğum ikinci kitapçıda, zaten iki kitapçı vardı, sakallı bir amcayla karşılaştım.
Selam demedim sanırım, merhaba dedim diye hatırlıyorum, onu da kısık sesle söyledim herhalde, hatırlamıyorum, aleyküm selam dedi.
Ahha dedim sakalın gücü aktif oldu. Yani öyle hissettim daha doğrusu. Esprili bir abiydi. Yana sor orada var ben biliyorum dedi.
Hadi bakalım dedim, girdim içeri, sordum ve buldum.
Aldım yardımcısından kasaya yöneldim.
- Bak işte ben sana var dedim, sen ne dinlemiyorsun beni?
Haklıymışsınız dedim gülümseyerek. Çok şükür!
- Şimdii kaça yaparsınız nakit?
- Bakalım, 23 lira, hmmm, 5 lira bahşiş, 2 lira da masraflar sana 30'a yapayım.
- Hay hay, bir de çayınızı içeyim, tam olsun.
- Olur abi, çayımız var, neskafemiz, hangisinden ikram edeyim.
- Sağolun, inşallah başka sefere.
- İnşallah. Hmm 17 lira ver, anlaşalım.
- Buyrun.
.
.
.
- Kolay gelsin.
- Eyvallah canım.
Siyah Lale
Yine o kız geldi karşıma
Nereden çıktı, çıktı işte
Orada, karşımda yine bir şekilde
İlk sefer dikkat etmemiştim pek
Bir şey uzatmıştı bana
Kibarca reddetmiştim
Komik yine sınav zamanlarıydı
Gülmüyordum, hatta somurtuyordum
Ama onun gözleri bile canlı canlıydı
Uzun kara bir şey
Uzun simsiyah bir saç
Topsuz düzenli düz uzun uzun
Sessiz çekinik biri gibi
Fark etti beni yine ben de onu asi ceket üstümde
Ama bu kez önce ben koltuk kapmaca oynarken
Gizli gizli hoşlanıyoruz birbirimizden
Bana bakıyor ona bakmadığım zaman
Biliyorum, ben de karşılık veriyorum
O farkında olmasa da.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.






