24 Mart 2012 Cumartesi

Çemberlitaş

Bu kadar da olmaz
Revir, masa tenisi
Fileli potalar
Tertemiz, yemyeşil alan
Kültürün beşiğinde
Genç kadro
İleriye yönelik eğitim
Kimine göre öğretim
Çeşitli yarışmalar
Küçük alanda koca olanak
Evet, olanaklar kurumu
Ben hiç böylesini gözlemlememiştim
Onbeş yirmibeş nüfuslu küçük şehirler
Görün çocuklar gençler
Anlayın değerini elinizdeyken
Çok geç olmadan
Bu kadar olmaz

22 Mart 2012 Perşembe

Çok Güzel Şey

Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.

Melih Cevdet Anday

Mısır Apartmanı'nda

Nefret kusuyorum nefret
Yüzümde neşeden yok işaret
Burnumdan soluyorum hızlı hızlı
Kötü insanları görmek sakıncalı

Değersiz yaratıklar toplanmışlar
Mikrop dolu sahte bir alem yaratmışlar
Gözleri kanlı fıldır fıldır cinlik peşinde
Ezmek isterim ayağımın tersiyle inlerinde

Samimi olamayacak kadar kaypak ve korkak
Bir gün biliyorum silineceksiniz azalarak
İşte o zaman çiğneyeceğim benliğinizi ebedi
Yüzünüze dahi bakmayacağım şeytani

Dörtlüler

Sordu küçük kız
Balık tutmayı öğretmek ne demek?
Cevapladı baba
İnternet orada git araştır

*

Seni çok seviyorum
Kaçırasım geliyor
Sadece benim ol
Dedi çikolata yerken çocuk

*

Giderken arkaya bakmamak asilliktir
Sadece kafayı çevirip bakmak aptallık
Vücutla birlikte dönmek stil sahipliği
Döndüğünde seni görmüyorsa şanssızlık

*

Vurkaç vurkaç nereye kadar
Sabit dur da yüzleş
Ya öl ya da dayan
Ayağa vuran ayakkabı

*

Saat dokuz buçuk oldu
Salak kutu kapandı
Perdeler sıkılaştı
Ve harikalar dünyasına giriş yapıldı

20 Mart 2012 Salı

Artık Yoksun

Hercümerç kafalarla çıktık yola
İnsanlara takılmadan seğirttik hızlı adımlarla
Değirmi başlı bastonlarımıza asıldık
Şuh kahkalarla birbirimizle aşık atardık

Destursuz gezindik taba rengi topraklarda
İnsanların sahte mizansenlerinde arada
Mahzuncana raks ederdik akordeon çığlığıyla
Muhaverelerimiz de ne alaydı çehresinin alıyla

Mutena bir çiçekti o derme çatma bahçelerde bulunmayan
Yüksünmeden her gün de bezenirdi elbiseler beyaza ala çalan
Muhavemet gösterdik senelerce müstekreh gerçeğe
Artık beyhude anarım gülümsemesini zikretmeye

Arkadaş

Hayatımda karşılaştım on bin tane
Eve geldim yalnızca birkaç tane
O da var mı yok mu tam belli değil
Birkaç tane mi o da hiç kesin değil

Seçemediklerim yüzlerce var
Seçtiklerim de eridiler hepsi birer kar
Sırtım çürümüş yasla yasla yaslanamayana
Bir bilseniz içim dökülür kanaya kanaya

19 Mart 2012 Pazartesi

Yalnızlık Şiiri


Bilmezler yalnız yaşamayanlar,
Nasıl korku verir sessizlik insana;
İnsan nasıl konuşur kendisiyle;
Nasıl koşar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.


Orhan Veli Kanık

İnsan ve Deniz


Sen, hür adam, seveceksin denizi her zaman;
Deniz aynandır senin, kendini seyredersin
Bakarken, akıp giden dalgaların ardından.
Sen de o kadar acı bir girdaba benzersin.

Haz duyarsın sulardaki aksine dalmaktan;
Gözlerinden, kollarından öpersin; ve kalbin
Kendi derdini duyup avunur çoğu zaman,
O azgın, o vahşi haykırışında denizin.

Kendi âleminizdesinizdir ikiniz de.
Kimse bilmez, ey ruh, uçurumlarını senin;
Sırlarınız daima, daima içinizde;
Ey deniz, nerde senin o iç hazinelerin?

Ama işte gene de binlerce yıldan beri
Cenkleşir durursunuz, duymadan acı, keder;
Ne kadar seversiniz çırpınmayı, ölmeyi,
Ey hırslarına gem vurulamayan kardeşler!


Gülümsüyorum


sokakta giderken, kendi kendime
gülümsediğimin farkına vardığım anlarda
insanların beni deli zannedeceğini düşünüp
gülümsüyorum...


Orhan Veli Kanık

Kelimeler 3





Hercai:  1) Hiçbir şeyde kararlı olmayan (kimse), yeltek, gelgeç
2) Aşkta değişken, vefasız 

MenevişlenmekBir yüzeyde renk dalgalanmaları oluşmak, harelenmek

Mutabakat:  1) Uyuşma, anlaşma, itilâf
2) = Uygunluk 
3) (--Biyoloji) = Uyum
 

Kalender:  1) Gösterişsiz, sade yaşamaktan yana olan, alçak gönüllü (kimse), ehlidil, rint
2) Özensiz giyinmiş, kılıksız
İnsan kalender gezmekten rahat edebilir. - H. Taner
3) (kâğıtçılıkta) Aslında yalnız birisi tahrikli üst üste konulmuş belirli sayıda silindirden meydana gelen ve düzgün yüzeyli kâğıt üretmek için kullanılan bir makine
 

Vuku Bulmak ( Vukua Gelmek) :  Olmak, meydana gelmek
Seneler o müddet içinde vukua gelmiş olaylara göre adlandırılırdı. - B. Felek

Mecmua(Eskidil-İsim-) Dergi

Tasfiye:  1) Arıtma, ayıklama, temizleme
2) (--Ticaret) Bir ticaret kuruluşunun batması, kapanması gibi sebepler üzerine hesapların kesilmesi, alacaklılara, ortada kalan mal ve paradan paylarına düşen miktarın verilmesi, likidasyon
3) (Mecazi--) Türlü sebeplerle birçok kimsenin görevine son verme 

Merhale:  1) Derece, basamak, aşama, evre
Benim anladığım milliyetçilik, esir milletlerin kurtuluşu için bir merhaledir. - P. Safa
Bu yolun üstünde Edirne bir konak, hürriyet bir merhaledir. - F. R. Atay

2) (Eskidil--) Varılması istenen noktaya kadar aşılması gereken yerlerin her biri, konak, menzil

3) (Eskidil--) Bir yolcunun ortalama bir günde, sekiz saatte gidebileceği mesafe

Maarif:  1) Bilgi ve kültür
2) = Öğretim ve eğitim sistemi
En büyük emelim, maarif vekili olarak yurdumun irfanını yükseltmektir. - Atatürk

Mabude: 1) Çok tanrılı dinlerde kendisine tapınılan dişi tanrı, tanrıça, ilâhe
2) (Mecazi--) Tapınırcasına sevilen kadın, sevgili 

Mabut Kendisine tapılan varlık, tapacak, tanrı, ilâh

Mablak: 1) (Eskidil-İsim-) Hamur, merhem, boya gibi şeyleri ezip karıştırarak yoğurmak için kullanılan ve bir ucu ele alınacak biçimde saplı, öbür ucu yassı olan alet
2) Aşure kazanlarını karıştırmakta kullanılan, uzun saplı ve yayvan uçlu tahta kepçe

DehlizÜstü kapalı, dar ve uzun geçit, koridor
Mihrabın sağ tarafında dehliz gibi kuytu bir köşeye açılan bir kapı vardır. - Y. K. Beyatlı
Bir dehlizden geçiyoruz, hazırlıklı olalım. - F. Halıcı

Mağrur: 1) Kurumlu, gururlu
İdris bir imparator gibi mağrurdu. - Sait Faik Abasıyanık2) Gurur belirten
Şair ince, fakat mağrur bir gülümseyişle şu cevabı verdi. - Y. Z. Ortaç

Meşrep: 1) Yaradılış, huy, karakter, mizaç
Bunların arasında bilhassa Vehbi Dede isminde Mevlevî bir musikişinas tanıdı ve meşrebine uygun buldu. - H. E. Adıvar2) Davranış biçimi
Kişilik genel çizgisi meşrep olarak bilinir. - N. Ataç



Kelimeler 2





Derme çatma: 1) Gelişigüzel toplanmış, aralarında uygunluk bulunmayan
Derme çatma eşya.
2) Değersiz gereçlerle özensiz olarak yapılmış 
Şimdi müze hâline çevrilmiş eski Millet Meclisinin derme çatma istirahat odasında... - Y. K. Karaosmanoğlu

3) Önemsiz, değersiz
 
Şimdi derme çatma köy düğünlerine, pehlivan güreşlerine gidiyor. - O. C. Kaygılı


Yüksünmek: 1) Bir şeyi kendine yük saymak, bir şeyi kendine yük olarak kabul etmek
...evin nice ağır işlerini de hiç yüksünmeden üstüne almış bulunuyordu. - Y. K. Karaosmanoğlu
2) (Halkdili--) Üşenmek, tembellik etmek
 

EksiklenmekEksiği bulunmak 

Burulmak: 1) Ekseni çevresinde döndürülmek
2) Sancımak, ağrımak
Bağırsaklarım buruluyor.
3) (Mecazi--e-) Alınarak küskünlük göstermek, gücenmek

Yavere burulduğumu sezdirmeden, başka bir lâf açtım. - R. H. Karay

Mukavele:  Sözleşme
Meşhur aktör davet edilmiş, hatta mukavelesi bile yapılmak üzere imiş! - H. F. Ozansoy

Bezenmek:  1) Bezemek işine konu olmak, süslenmek
Yüzlerce sene vakıflarla bezenecek olan İstanbul`da fetihten sonra, millî mimar; yeni bir merhaleye girmişti. - Y. K. Beyatlı
2) Kendini bezemek, süslenmek
 

Büzgü:  Dikişte kumaşın bir ucundan istenilen yere kadar geçirilen bir ipliğin çekilmesi ile oluşan, kumaşın bolluğunu azaltan sık, küçük kıvrım 

Uzlaşma:  Uzlaşmak durumu, uyuşma
Uzun mücadelelerden sonra taraflar arasında uzlaşma ümidi kalmayınca çiftliğin bana bırakılmasında bir ittifak meydana geliverdi. - R. N. Güntekin
Yoksa mutlu bir şansla bir uzlaşma olacak, bu da yumuşak bir tasfiyeye imkân bırakacak mıydı? - T. Buğra


Muzahrafat: (--Hukuk terimi) Sahte boyalar, düzme bir kısım sözler, uydurma söz ve yazılar, hurafeler

Muhavemet: Dayanma, karşı durma, karşı koyma, direnme, direniş, dayanırlık
Şuurlu, realist ve uyanık bir mukavemet cephesinin mevcudiyetine ne büyük ihtiyaç vardı. - S. Ayverdi
2) (--Fizik) Direnç
 

Müstekreh(Eskidil-Sıfat-) İğrenç 

Seki:  1) (Halkdili-İsim-) Evlerin önüne oturmak için taş ve çamurdan yapılan set
2) (Halkdili--) Oturulacak sedir biçiminde taş veya set
3) (Halkdili--) Toprak üstündeki yükseklik, doğal set
4) (--Coğrafya) Akarsuların iki yakasındaki yamaçlarda, bazı deniz ve göl kıyılarında görülen basamak biçiminde yer yüzü şekli, set taça, teras
5)  At, eşek ve sığırların ayaklarında bileğe veya dize kadar çıkan beyazlık  

Teke:  1) Keçinin erkeği
2) Bir karides türü
3) Tüylü devenin erkeği ile tek hörgüçlü dişi devenin geriye melezlenmesinden elde edilen bir deve türü 

Beyhude:  1) Boşuna
Beyhude kendini öldürteceksin. - R. N. Güntekin
Eski gülümsemesini beyhude aradım. - A. İlhan

2) Yararsız, anlamsız

Beyhude münakaşalar olacağını anladı. - P. Safa

Vakur:  Ağırbaşlı, onurlu İhtiyar ve orta yaşlılar o günkü gibi soğuk, vakur ve ciddîydiler. - Sait Faik Abasıyanık


http://www.turkcechat.org/sozluk/kelime.asp?bul=54269&no=0&nedemek=vakur 

Kelimeler





YalazlanmakAteş alevle yanmak, alevle tutuşmak

Remorse:  Vicdan azabı, pişmanlık

Erguvan Baklagillerden, eflâtunla kırmızı arası renkte çiçek açan, güzel bir süs ağacı (Cercis siliquastrum) 
Erguvan dallarından örülmüş çardağın içi loştu iyice. - N. Cumalı 

Mutena:  1) Özenilmiş, özenle yapılmış 
En mutena çiçek muhakkak ki menekşedir. - R. H. Karay 2)  Seçkin, önemli
Bir dakika evvelki mutena alayın hayalini heyecanlı... gözlerle takip ediyorlardı. - H. E. Adıvar 

HercümerçAlt üst, karmakarışık, darmadağınık, allak bullak 

Muhavereİki kişi arasında karşılıklı olarak yapılan konuşma Basit muhavereye yetecek kadar birkaç lisandan konuştuğunu biliyordum. - R. H. Karay

Değirmi:  1) Yuvarlak 
Bir iki tane değirmi, büyücek yufka açmıştı. - N. Nâzım 
Sabahleyin doldurduğu cüzdanı, odanın ortasındaki değirmi masanın üzerinde idi. - E. E. Talu 
2)  (kumaş için) Eni boyuna eşit olan 
3)  (Halkdili-İsim-) Yemeni, yazma, baş örtüsü, mendil

ŞuhNeşeli ve serbest (kadın) 
O kadar oynak, o kadar şuh, o kadar cana yakın kadındı. - Y. K. Karaosmanoğlu 

SeğirtmekÇabuk adımlarla veya sıçrayarak yakın bir yere doğru yürümek 
Pencereden dışarı bir gölge çıktı, arkasından seğirttiler. - A. Gündüz 
İçeriye girip de kalem odasına doğru seğirttiği anda odacı sokaktan seslendi. - E. E. Talu 

Aşık atmakyarış etmek, yarışmak 
Yonca, bu iki erkek çocuktan ayrı bir yaratık olduğunu, onlarla aşık atamayacağını bilir ... - O. Rifat 

RaksetmekOynamak, dans etmek Bu küçücük yaramaz, koşar gibi, sıçrar gibi herkes eğlenir gibi ayaklarını çarparak, memnun, güle güle raksediyordu. - H. C. Yalçın

Destursuzİzinsiz, müsaadesiz

TabaKuru tütün yaprağını andıran kızılımsı kahverengi 

MahzunÜzgün, üzüntülü 
Kızlar mahzun bir sessizlik içinde parça parça dökülüyordu. - R. N. Güntekin 

Mizansen: 1)  (-İsim-Tiyatro) Yönetmenin belli bir oyun içinde oyuncuları düzene alması ve onları oyuna uygun bir uyum içine sokması için yaptığı hazırlık, çalışma 
2)  Bir şeyi, bir durumu olduğundan değişik göstermek amacıyla hazırlanan düzen 
Bu bir mizansendi, inceden inceye düzenlenmiş bir sahne. - T. Buğra 






http://www.turkcechat.org/sozluk/kelime.asp?bul=36341&no=0&nedemek=mizansen 

Apocalyptik Dönüş



Tekrardan merhaba ben Yüce, sadece arkadaşlarım bana Can der.

Şakası bir yana, hoş geldin Yeşil Yol.

18 Mart 2012 Pazar

Duyuş ve Düşünüş


Sevdiklerim göçüp gidiyorlar birer birer,
Ay geçmiyor ki almayayım gamlı bir haber...

Kalbim zaman zaman bu haberlerle burkulu;
Zihnim düşünceden dağınık, gözlerim dolu!..

Kaybetdi asrımızda ölüm eski hüznünü,
Lâkayd olan mühimsemiyor gamlı bir günü...

Çok şey bilen diyor: "Gidecek, her gelen nesil!
Ey sâde-dil, bu bahsi hayâtında böyle bil!

Hiç durmadan, hayât öğütür devreden bu çark,
Ölmek sırayladır, sıralanmakda varsa fark!"

İlmin derin görüşleri, aklın hükümleri
Doldurmuyor boşalmış olan hisli bir yeri.




Yahya Kemal Beyatlı

''Merak Edenlere Yaşamım''

                                                              (Tekirdağ, Muratlı, Aşağısevindikli Köyü, ben çektim.)                              


    Benim gibi göremeyen insanlar için üzülüyorum. Aynı şekilde başka insanlar gibi göremediğim için de kendime üzülüyorum. Benim sınıf öğretmenim, Özkan Paşaoğlu, doğu illerde çalışmış idealist bir kürt Öğretmendi. Kürt olduğunu belirtmem farklı  birisi yaptığıydı az çok bu onu. Eleştiri yok, kürtleri severim. Doğu illerde eğitim verdiği sıralarda birçok cahil halk ile mücadele  etmiş kendisi. Anlatırdı hatırlarım. Bir gün sınıfındaki sıraları almışlar gece gece yakmak için odun olarak görürlermiş. 

   Tabii çocuktuk ne bilelim anlayalım o zamanlar bu sözlerini. Zaman geçtikten sonra üstüne düşününce fark ediyorsun. Sonracığıma daha o zamanlar test çözdürürdü bize. Daha ilkokuldaydık ama test çözerdik hep. Mutlu Test miydi neydi adı.

   Sonrasında, detaya inmeden anlatıyorum, en yakın arkadaşım bir kürttü yine. Türksün de ne boksun? Abileri ablaları hep okumuş kişilerdi onun.

   Fakir bir semtte geçti çocukluğum. Biz de orada oturduğumuza göre çok zengin değildik doğal olarak. Orta sınıf olarak doğdum. Orta sınıf olarak öleceğim. O düşünüş yapısını benimsemiş vaziyetteyim çünkü. Sonrasında zengin bir semtte yaşadık. Orta sınıf olunca zenginin de halinden anlıyorsun fakirin de. Arada zenginlik de yaşıyorsun fakirlik de. Hiç belli olmuyor bu durum. Orta geçiş havası gibi bir şeysin. Ne kışsın ne de yaz. İlkbahar ve Sonbahar'dım hep.

   Orta sınıf bir ailenin çocuğu olmak da beni daha anlayışlı daha empatik bir insan yaptı doğal olarak. İnsanları yargılardım ama toyluğumdan, kavrama döneminde olduğum için hatalar yapmam pek doğaldı haliyle. Öğrenen insan hata yapar. Hatadan korkansa hiçbir şey öğrenemez. Ot doğar, ot ölür. 

   Babam benim farklı olmamın baş kahramanıdır bana sorarsanız. Çünkü ne çevrede ne şartlarda büyümüş olsam da olayım o hayata bakış açımı, felsefelerimin çoğunu babama borçluyum. Her küçük çocuk gibi bilmediğim kelimeleri sürekli babama sorardım. Babam derdi ki: ''Sözlük orda git aç bak.''

   Babam yani bana araştırmanın, sorgulamanın önemini öğretti. Balık vermedi balık tutmayı öğretti. Bu çok önemli bir şeydir. İlerisi için az çok hazırladı beni. Eleştirel bakmayı ondan öğrendim. Mücadele etmeyi, insanları anlamayı, saygılı olmayı, görgülü olmayı, barış yanlısı olmayı ondan öğrendim.  Annemden de sabrın, sevginin, fedakarlığın, duygusallığın gücünü öğrendim.

   Sonra karşıma matematikçi Mehmet hoca çıktı. Dedi ki: ''Taburenin kaç ayağı vardır? 3 ayağı vardır değil mi? 2 ayakla duramaz. En az 3 ayağı olmalı. İşte bir insanın da ayakta durabilmesi için en az 3 adet ayağı olmalıdır. Bunlar: Teşekkür etmeyi bilmek, Tebrik etmeyi bilmek ve Özür dilemeyi bilmektir.''

   Bu tabure benim o günden sonra ve halen de hep dikkat ettiğim üç öge olagelmiştir.

   Sonra belki hayatımdaki dönüm noktalarından birisi olan buluşma gerçekleşecekti. Esra Saygılı'yla tanışmak. Dünyanın en güzel ve en çekici İngilizce Öğretmeni olur kendileri. Güzelliğinden miydi bilmiyorum, kendisini çok severdim. O da beni çok severdi ve benim farkımı görmüş olan birisiydi. Çabaladığımı, azmettiğimi görürdü. İngilizce'ye olan yatkınlığımı ilk fark eden kişiydi sanırım.

   Şu sözlerini ölene kadar unutmayacağım: ''İngilizce bir ders değildir. İngilizce hayattır!''

   Evet, İngilizce, dil, bir hayattır bence de. Ders olarak bakmadığım için bu kadar sevdim ya. 

   Sabire Benli vardı sonra. Fenci. Her öğrencinin korktuğu kişi. Aslında o kadar dünya tatlısı ki, görebilene. Ben görebilmiştim. Çok doğal ve sağlıklı yaşardı. Saçlarına tenine güneş kremi sürmezmiş. Zeytinyağı sürermiş Ayvalık'ta. Yazlıkları vardı yanlış hatırlamıyorsam. 

   Özkan Paşaoğlu'nun idealist olması çok güzeldi. İstenilse her şeyin başarılabileceğini ondan öğrendim. Daha küçükken halk oyunlarında en iyi Efe oynayan kişi oldum. Piyeslerde rol yaptım; ana kahraman olmadım belki; ama yaptığım rollerin de hakkını vermiştim.

   Tiyatro ve halk oyunlarıyla onun sayesinde tanıştım az çok.

   Yine ilkokul çağlarımda sürekli tiyatroya giderdim. Haftasonları benim tiyatro günlerimdi. Ücretsiz olurdu çocuk oyunları, ben de gider izlerdim, güler, eğlenirdim.

   Babam klasik müzik ve halk müziğini sevdirdi, dinletti bana. Pazar kahvaltısı diye bir geleneğimiz vardı. Pazar günleri çekirdek ailecek oturur, arka planda müzik çalarken sohbet ederdik. Babamın ablamla bana eğitim verdiği zamanlar bu zamanlardı ve çok değerli oldular benim için. Tabii o zamanlar bu gözle bakamazdım. Bitsin isterdim, sıkılırdım. Çünkü aktif olarak bulunmamız gerekirdi. Kendi kelimelerimizle özetlememiz gerekirdi babamın anlattıklarını.  

   Hayat kadını; dedikoducu; pesimist; kürt; dindar; yoksul komşularımız vardı oturduğumuz apartmanda.

   Hayatın içindeydim daha o zamanlarda. Eve suyu taşırdım, çöpü atmaya giderdim, sobaya kömür taşırdım. Her şey daha değerliydi eskilerde. Çünkü her şey kıttı, insanların bir şeyleri elde etmesi için gerçekten gayret etmesi gerekiyordu. Şimdi de belki gayret gerekiyor; ama eskilerde hayat daha zordu. Şimdiki gibi pratik ve kolay değildi.

   Ortaokulda güzel öğretmenlerim olduysa da ders çalışmayı sevmezdim. Çalışkan bir öğrenci olmadım hiç. Anlardım; kapardım anlatılanları; ama benimsemek için yeterince çaba sarfetmezdim. Bu nedenlerle LGS sınavında yeterince başarılı olamamıştım. 

   Bunun önemini fark etmediğimden de o zamanlarda da pek yardım alabileceğim, danışabileceğim kişiler olmadığından da düz lisede okumak zorunda kaldım. 

   Lise hayatımı, hayatımda yokmuş gibi davranmam bundandır. Acı verir, boş bir lisede okumuş olmak. İyi arkadaşlar kazandım; ama seviyemin altındaki kişilerle eğitim aldım; daha doğrusu almadım. Lise 1 bana hiçbir şey katmadı. Lise 2 bana bir şey katmadı.

   Lise 3'te Yusuf Çabuk İngilizce Öğretmenim oldu. Dil bölümünü seçtim ikinci sınıfta. Bu matematik ve fenden kaçma yolu değildi çoğu kişinin yaptığı üzere. Benim matematiğim ve fenim iyiydi; ama İngilizce'yi daha çok seviyordum Esra hocadan da gelen sevgiyle.

   Yusuf Çabuk Boğaziçi Üniversitesi Matematik bölümünden mezundu ve bize İngilizce Öğretmenliği yapmaya geliyordu. Latince ve Fransızca severdi; düşünsenize Yabancı Dil bölümünde okudum; ama branşı İngilizce olmayan bir kişi İngilizce Öğretmenim oldu. 

   Lise dönemini hayatımda yaşamadığım bir dönem olarak görmeye çalışıyorsam, beni suçlamayın.

   Ben de isterdim, rekabetin olduğu, çalışkan öğrencilerin olduğu bir sınıfta okumayı. Mümkün olmadı. Lisede öğrendiğim şey, boş olmak, korkmak, kavga etmek, seks, internet cafe... 

   Bunların dışında küçüklüğümde tatil zamanları, sömestrlarda dedemlerin yanına, köye, Tekirdağ'a gittim. Köy yaşamını, köydeki insanları tanıdım. Çobanlık yaptım, bisiklet sürdüm, meyve - sebze yetiştirdim, traktör sürdüm, köy düğünlerine gittim, yalaktan su içtim, gündöndü yedim, arı yetiştirenleri izledim, balık tuttum, yılan gördüm, köy pazarını gezdim, kuran eğitimi aldım, günlük olarak her sabah ekmek almaya gittim, motosiklete bindim, havuzda yüzdüm, karton yaptım, geceleyin gökyüzünü yıldızları ufoları izledim, baykuş yarasa kaplumbağa gördüm, köpeklerden kaçtım, kedi sevdim, tavuk horoz piliç besledim, yumurta topladım, taşlardan kaleler yapıp top oynadım, buzlara çakıyla çizikler attım, kantar kantar kantar kantar dedim.  Tavşan, kedi, köpek, kuş, papağan, tavuk, piliç, horoz, koyun, keçi, inek, balık yetiştirdim.Bu yüzden hayvanseverimdir ayrıca. İnsan dışında doğayı canlıları sevmeyi burada öğrendim. Yaşama aşkı bu yüzden var bende.

   Köy hayatı şehir hayatı, fakir sınıf zengin sınıfı karşılaştırmalı olarak gördüm yaşadım bizzat kendim bulundum bu ortamlarda. Zıtlıkla büyümüş olmak isteyerek yaptığım bir şey değildi, hayatım bu şekilde gelişiyordu.

   Ben olumsuz şeyler dışında hiçbir şey almadım liseden, bana lise eğitim anlamında hiçbir şey katmadı. 

   İngilizce'yi ben Dilko'da, lise bittikten sonraki sene, 1 senede öğrendim. Okul bana engel oldu beni üniversite sınavına hazırlamak şöyle dursun. Hem saçma derslerle, saçma hocalarla uğraştım, hem de sınıftakilerle. 

   Beni bir diğer farklı yapan şey sporcu kimliğimdir. Küçükken futbol kulübünde oynadım. Body'e gittim daha ilkokuldayken, vücut geliştirdim. İlkokulda-ortaokulda voleybol oynardım. Sonraları kick-box yaptım, Sonra basketbol oynadım.Bisiklete çok bindim. 

   Benim iki kuzenim yürüme engelli, amcamın kızı ve teyzemin oğlu.  Amcamlarla yakın olmadığımızdan onun kızıyla vakit geçime şansım çok az oldu; ama teyzemin oğluyla çok zaman geçirdim. Her yaz İzmir'e gidip de bir ay kaldım hep yanlarında. Bu benim tatil yapma ve kuzenimle zaman geçirebilme fırsatımdı.

  Kuzenim beni çok olgunlaştırdı. Bir insanın yürüyememesi, bunun dışında kollarını bile çok zorlukla kullanabilmesinin ne demek olduğunu, onun durumunda olmamanın ne demek olduğunu gördüm. Tüm sırlarımı bilen, beni olduğum gibi tanıyan tek kişidir kuzenim. Ona karşı her duyguyu beslemişimdir, yeri gelmiştir küfür de etmişimdir, kızmışımdır, sevmişimdir, küsmüşümdür, gülmüşümdür. Kaç sene onu ittirerek bir yerlere götürdüm yazları. Büyüme çağımda onunla vakit geçirmek beni daha da büyüttü. Fiziksel büyümenin dışında psikolojik ve insani olarak da onun sayesinde olgunlaştım.  

   Küçüklüğümde Aziz Nesin ve Orhan Kemal okudum. Mizahi yanım Aziz Nesin'den, halkçı yanım da az çok Orhan Kemal'den gelir.

   Babam gelecekte ne mesleğe sahip olduğumun önemli olmadığımı öncelikle adam olmam gerektiğini gösterdi bana. Ben de adam oldum. 

   Tabii ki birçok kusurum oldu, birçok hata yaptım. Bunların yanlış olduğunun bilincinde değildim çoğu zaman. Zaman içinde anladım.  

   Üniversite sınavına hazırlanırken önemli bir hastalık geçirdim. PLEVA adındaki bu hastalık da sağlığın önemini anlamam konusunda dönüm noktamdır.  

   Orta sınıf ailelerin çoğunda anne de baba da çalışır. Bu nedenle çocuklarıyla yeterince vakit geçiremezler. Çocuklar yalnız kalırlar. Yalnızlık çekerler günlerinin çoğu zamanında. Çocuklar bu sebepten az çok özgürdür ve hayatla tek başlarına mücadele etmek zorunda kalırlar. Yalnız olduklarından da bu tür çocuklar daha çok hata yaparlar ve her hatayı kendileri yapıp öğrenirler. Buna rağmen baskıcı ve söz sahibi olmaya çalışırlar çocuklarının hayatlarında.  

   Ben de bu baskı nedeniyle ve yalnız yaşamanın ne olduğunu anlamak için üniversiteyi ailemden uzakta ve hiç bulunmadığım bir şehirde tatmak istedim. Bu nedenle Ankara'ya gittim. Hiç yaşamadığım yeni bir hayatla başbaşa kaldım. 

   Bu nedenle de birçok kitap okudum sağlık, felsefe, kişisel gelişim üzerine. Kendimi geliştirmem ve ayakta durabilmem için ne yapmam gerektiği üzerine çok düşündüm. 

   Neden yaşıyoruz? Yaratan diye bir şey var mı? sorularıma en tatminkar cevabı da bu zamanlarda aldım. Üniversitedeki hocalarımla bu konular üzerinde tartıştım. İnternetten indirdiğim yazıları okudum ve kendi cevaplarıma ulaştım.

   Her ortasınıf çocuğu benim gibi değildir. Ben aşkla çok iletişim halinde olamadım. Sevgiden uzak acımasız hayat beni daha çok meşgul etti. Bu nedenledir ki birçok ilişkim oldu. İlişkilerden ne bir beklentim oldu tam anlamıyla ne de gereken önemi verdim karşı taraflar kadar.

   Ciddi bir insan oldum, adam oldum, empati sahibi birisi oldum, dürüst oldum, duygusal oldum; ama hiçbir zaman sevgili olamadım. 

   Bunlar dışında dayımlar zengin sınıftır. Dayımın oğlu ve benim aramda, ailelerimiz arasında bir çekişmedir gitti. Çekişmeye sebep olan karşı tarafın bizi çekememesi durumuydu daha çok. Parayla her şeyin olmayacağının canlı örneği oldum. Paradan nefret etmemin bir nedeni de budur. 

   Metal müzik dinledim hayatımın çoğu kısmında özellikle lise ve üniversite yıllarımda. Çünkü ritmi çok severim. Bateriye ilgim burdan gelir. Ne yazık ki yeterince imkanım olmadı ve bateri çalma konusunda kendimi geliştiremedim. Metal müzik ayrıca bir isyan müziğidir. Hep isyan müziği dinleye dinleye hayata tutunmaya çalıştım. Güç almak için ailem yanımda olamadı. Çalıştılar. Ablamın dünyası farklıydı. Lise arkadaşlarım yine ayrı dünyalarda oldular. Önemli zamanlarda güç destek alamadım. Tek başıma güçlü olmam gerektiğinden ben de müziğe sarıldım.  

   Sporcu geçmişim sebebiyle, ailemin çocukken olanağa sahip olamayıp bize her istediğimizi almaya gayret etmesi sonucu da evimizde bir yemek patlaması olmuştur. Babam anlatırdı kaç kez aç uyuyakaldığını çocukken. Bu nedenle evde olduğu her vakit buzdolabını sonuna kadar doldurur aldıklarıyla. Sonra da kilolu olduğumuz için ablamla bana çemkirir. E kilolu olmamızı istemiyorsan neden dolduruyorsun, alıyorsun her şeyi. Hala da alır doldurur. Geçmişinden gelen eksikliği bu şekilde kapatır.  

   Kilolu olmamın sebebi kaslı olmam ve babamın buzdolabını doldurmasıdır. Yapılı bir vücudum vardır, uzunumdur. Gelişen çocuk yer mantığıyla bize yedirip durdular. Ananem yüzünden de anneme geçmiş bir yedirme merakı vardır. İlla yemek yemeli. Sonra suçlanan biz olduk.  

   Tamam kabul ediyorum, kilolu olmamın sebebi benim iştahımdır büyük oranda; fakat bu iştahın gelmesi benim suçum değil. Beni farklı kılan başka bir şey de tabii ki hayata kilolu olarak bakmaktı. Koşu yarışmalarında iyi koşamadığım söylenirdi, düşünün bir sizde 20-30 kilo daha fazla kilo var ve siz onlarla aynı hızda koşuyorsunuz. Koştum birinci olamadım ikinci oldum belki; ama buradaki başarılı kişi onlar mıydı yoksa ben miydim? Farklı bakabilmek gerek. 

   Kilolu olmam kendime saygımla alakasızdır. Doğru kendisine saygısı olan kişi kilosuna dikkat etmesi gerektiğini bilir; ama dedim ya elimde olmayan sebeplerle böyle oldu. Kilo vermedim mi verdim, şu an yine veriyorum. 

   Gariptir ki hep ortalarda oldum. Ne zayıf oldum ne çok kilolu, orta, hafif kilolu. Ortalar derken kiloyu kastetmedim aslında. Genel hayatımı kastettim. Bilincinde olmadan neredeyse her zaman arada kaldım. 

   Akrabalarla çekirdek ailem arasında, ablamla ailem arasında, kiloda ara, orta sınıf olayı, takım tutmamam, fanatik olmamam, insanların beni sınıflandıramaması, bir düşünceye sahip olmayıp her düşünceden azar azar bir şeylere sahip olmak, önyargılı olmayıp dünya insanı olmam. Hep ölçülü olmaya çalışmışım gibi. Ölçüsüz davranışlarım da tabii çok oldu ama sanki hayatım hep ölçü dengesizliğinde gidip gelmiş gibi. 

   Hep azimli olmaya çalıştım, kararlı. Başarılı olmak için uğraş verdim. Ne çok başarılı olabildim ne de başarısız. Tuttuğumu kopardım, istediğim şeyleri elde edebildim. Ne alanda bir şey yapsam o alanda başarılı olabildim. Özel bir yeteneğim olmadı ama yaptığım şeylerde hep başarılı olabilmeyi bildim. Çünkü estetik anlayışına sahibim. Yaptığım şeyin güzel olması önemlidir benim için. Bunun için uğraş verdim. 

   Detaylara önem verdim evet, en güzel şeyler ayrıntılarda gizlidir, bazen de en kötü şeyler tabii.  

   İnsan sarrafı değilimdir, ama bir insanin karakterini rol yapmıyorsa eğer yüzyüze konuştukran sonra yapabiliyorum. Doğru olarak yapabiliyorum, burası önemli. Çünkü herkes insan sarrafı, psikologtur ülkemizde. 

   Samimi olan ve olmayan insanı çok iyi anlarım. Ciddiyetle ciddiyetsizliği fark edemeyebilirim belki. 

   Benim için samimiyet çok çok önemlidir. 

   Üniversiteye, Ankara'ya geri döneyim. Ankara'da ailem olmadan tek başıma yaşamayı öğrendim her açıdan. Dövme yaptırdım. Kulaklarımı deldirdim. Konserlere gittim. Müthiş insanlarla tanıştım. Devrim Kılıçer, Ayşen Eti Sina, Fahri Öz, Trevor Hope'u tanıdım. Hepsi birbirinden değerli ve özeldir benim için. 

   Hocalığın ötesinde bana bir şeyler katabildiler çünkü. Önemli olan da budur. Üniversite hocası dendi mi onlar gelir aklıma. Ders vermeyecek, hayatı gösterecek, hayatı verecek kişilerdir üniversitenin sahipleri. 

   Önceden daha hiç tanışmadığım akrabalarımın olduğunu öğrendim Ankara'da. Onlara yardım ettim, onlarda kaldım. Onlar benim için o yaşıma kadar (18) sahip olduğum akrabalarımdan daha yakın geldiler o kadar kısa sürede. Samimiler çünkü, gerçekler! Bir insanın kalkıp da kendi yatağını vermesi, kendisinin yerde yatması kadar alçakgönüllü bir davranış yoktur. 

   İstanbul Üniversitesi'ne geçtim fedakarlık yaparak. Ankara Üniversitesi'nde kalmam benim geleceğim ve eğitimim açısından çok daha iyi olacaktı; ama ben fedakarlık yapıp İstanbul'a ailemin yanına geldim. 

   Masrafları azalttım. Ailemden iki senedir para almıyorum. İstanbul'a gelmem yetmedi bir de okula bir sene ara verip işte çalıştım. Köle oldum. Barda çalıştım. Her türlü alkolü içtim. Hakettiğim parayı kazanmasam da az çok bir şeyler kazanabildim orası doğru; ama kendi kimliğimden uzaklaştım.  

   Fedakarlığı ÖSS sınavına hazırlanırken öğrenmiştim. Ben İstanbul'a gelip de depresyonu öğrendim... 

   Kuzenimi, beni büyüten kişiyi kaybettim. Hayatımdaki en önemli kişiyi kaybettim. 2011 senesini hayatımın en kötü senesi yapmaya tek başına gücü yeterdi bu. Nice büyük yıkıcı olumsuz şeyi art arda yaşamam bir rastlantı mıydı bilmiyorum, rastlantılara inanmam, ama beni depresyona sürükleyen Kuzenim'in artık hayatımda olmayacak olmasıydı.

   Yas tutmayı öğrendim. Gerçek anlamda yerde sürünmeyi öğrendim ve artık 2012'deyiz, tekrardan doğmayı ve yeniden güce kavuşmayı öğrendim.

   Boş ve olumsuz insanları hayatımızdan ne kadar uzak tutarsak o kadar başarılı ve güçlü oluruz. İhtiyacımız olan sadece bu arkadaşlar. Beni farklı yapan şeyleri az çok anlattım, değinmediğim birçok şey var. Bunlar bile yeter diye düşünüyorum.

   İnsanları anlayamazsınız. Anlayamayacağınız konularda konuşmayın.  











Solak Olmak İsterdim

Solak değilim
Sağakım
Solak olup da hayatı daha farklı açıdan görmek isterdim
Solak olsaydım derim arada
Daha güzel olurdu
Düşünsenize doğuştan farklı bir yanınız var

Sorun aynı ya da farklı olmak değil
Bunun için bir çaba içinde de olmazsınız farklıysanız zaten
Başarılı olmak için uğraşılmaz
Başarmak için uğraşılır
Başarı zaten gelir
Bir şeyi istemek gerekir doğru
Ama solak olmayı istemek gibidir bu durum

Sizi farklı kılan yanlarınıza sıkıca sarılın
Müziğe yeteneğiniz mi var
Solak mısınız
Çok mu zekisiniz
Fotoğraf çekmekte üstünüze yok mu
Sıkıca sarılın bu yanlarınıza
Kibirden uzakçana tabii ki

Mantık sabittir
Sayısal bir şeydir
Akla yatkın olma durumu
Düşünceleriniz sizi siz yapıyor
Siz yoksunuz aslında
Düşünceleriniz var
Sadece

Penceredeki Genç

Durmuş izler çevreyi
Nefes alır
Rahatlar
Görür ama
Daldığı düşüncelerini

Bakarlar
Çocuklar koşuşur
Olur
Çocuk sever
Tacizci

Bakarlar
Karşı binada odalar
Olur
Dikizleyen sapık
Tacizci

Bakarlar
Yaşıtları
Olur
Asosyal
Dost cansızı

Bakarlar
Çeşitli yaşlı başlılar
Olur
Meraklı boş cahil
Dost cansızı

Bakarlar
Koşuşur çocuklar
Olur
Kötü örnek sigara dövme
Günahkar

Bakarlar
Bakarlar
Hep
Bakarlar
Bakarlar

Sürüden Ayrı Kalmak Üzerine



Bir insanın sizin için farklı bir kefede olması, o insanın genele yönelik farklı davranması sonucu olan bir şeydir. Kendisi de normal bir insan evladı olsa da 'normal insanlardan' ayrılan tarafı sizin için farklı bir şey yapmasıyla olur.

Hayatlarımızdaki normal ve geçici insanlarla uğraştığımız ortak alanlarda tesadüfi karşılaşırız. Gelip geçici ilişkiler dediğimiz bu, istekten uzak gelişen iletişimler zaman içinde unutulup bir değer arz etmeyeceklerdir.

Dünya bir çorbadır sen de bir baharatsın!

Baharattan öte bir şey değilsin aslında; ama öyle bir baharat olmasılın ki eşsizliğin ön planda olmalı, tadın ayırt edilebilmeli.

Birçok farklı biber vardır; ister çok acı olsun ister tatlı olsun; sonuçta özü aynıdır. Eğer farklıysan mesela bir fesleğen olmalısın. Kokun da özün de farklı olmalı.

Evet, herkes insan, herkes ölecek ve aynı şekilde herkes de bir baharattır en nihayetinde; ama biber değil de fesleğen olabildiğin vakit ayrılacaksın aralarından.

İnsanlar seni özellikle seçecekler hayatlarına tat katmak için.

Sürü misali normal bir pulbiber olmayacaksın işte o vakit. İnsanlar pulbiber seçmezler, çünkü hepsi aynıdır.

Bir insan size çıkarsızca sizi tanımak için yaklaşıyorsa çekinmeyin asla. Bilin ki o farklı olacaktır sizin için. Eğer tam tersi siz onu sadece bir biber olarak görmek istiyorsanız, belirtin de hayat çorbası tatsızlaşmasın.

Değersiz-naçiz bedeninize ilgi varsa, bunu değerlendirin. Değer yüklenmeye çalışılıyorsa size siz de istekli olun; üzgünüm ama aksi takdirde kibir yaparsanız, zaman içinde dışarı kaçan baharat parçacıkları kadar çöp olacaksınız.

Karar Vermek Üzerine



Kendinizi iyi hissedersiniz. Yapmayı istedikleriniz konusunda heveslisinizdir.

Yapacağınız şeyler konusunda ''bilgilernme'' adını verdiğimiz bir evreden geçersiniz. Bu bilgilenme evresinde neden o şeyleri yapmak istediğiniz hakkında bilgi toplarsınız. Bu bilgiler sizi harekete geçirecek, sizde istek uyandıracak şeyler olmalıdır ki isteğiniz gerçeğe dönüşsün.

Ama bazen bir bakarsınız ki yapmak istediğiniz şey konusunda bazı insanlarla iletişim halinde olmalısınız. Buna da ''örnek alma, diğer adıyla danışman gücü,'' deriz.

Bazen bir şeyler yapmak için birilerinden güç alırız, bizi etilerler, kafamızda olmayan bir şeyi düşünceleriyle merakımıza katar. Mesela İngilizce'yi sevmemizi sağlayan bir İngilizce öğretmeni.

Bir konuda gelişmek istiyorsak az çok o konuda uzman birisiyle iletişimimiz olmuştur, olmalıdır. Bizi etkilerler, biz de bir isterk uyandırırlar ve bizler de onların gittiği veya gösterdiği yoldan gitmeyi düşünürüz.

Bu gücün farkında olmayabilir karşı taraf lakin. Her zaman aydınlatıcı ve motive edici davranmayabilirler. İşte bu zaman kendimizi sorgularız ve moralimiz de az çok bozulmuş olur ne yazık ki.

Yapmayı istediğimiz gerçekten bu mu?
Biz istekliyken o kisi neden bize ilgisiz kalmıştır?

Bu sorgulamayı yapmalı mı, yoksa o kişinin de bir insan olduğunu aklımıza getirip ruh halinin değişebileceğini, dolayısıyla her zaman olumlu olamayacağının farkında mı olmalıyız dersiniz?

Tabii belki de sizi bu hale -farkında olmadan da olsa- sokmuş olması daha iyi olmuş olabilir. Çünkü o kişiden etkilenip de gerçekten başarılı olamayacağımız, gerçekten sevemeyeceğimiz bir konuda geziniyor da olabilir.

Öyleyse, yapmamız gereken şey yapmayı düşündüğümüz gelecekteki şeyler konusunda gerçekten detaylı ve yeterli bilgiye ulaşıp bundan sonra o şeyleri isteyip istemediğimiz konusunda tam karar vermemiz, hareket etmemiz gerektiğidir.

Karar vermek zordur; ama karar vermek aynı şekilde kaçınılmazdır!

Vereceğimiz veyahut alacağımız kararlar öncesinde ilerde pişman olmamamız için, kendimizi başta sorgulamalıyız. Hayatımız da verdiğimiz kararlar neticesinde şekillenecektir. Kararlarımız yanıltıcı olabilir; ama unutmamalıyız ki her karar bize illa ki bir şeyler katacaktır; yeter ki değerlendirmeyi bilelim.

İyi - kötü karar yoktur; bol şans vardır. İyiyi hayal edip iyiyi çekelim.

Bol şans!

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.