3 Mart 2012 Cumartesi

Türk





Ben Türk değilim ve kendimi bir Türk olarak hissetmiyorum.
Eğer Ermenileri öldürebilecek kadar hor görüyor, Alevilere vicdani özgürlüklerinde karışıyorsam
Naçiz inançlarından yalnızca, Arapları, Azerileri ve Filistinlileri kendime dost sayıyorsam


Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Cumhuriyet rejimiyle yönetildiğini algılayamıyorsam
Ürkek ve çekinik olarak kalacaksam mezhepsel ve dinsel ayrımlar gözetenlere
Rabıtalarım kardeşlik, sevgi ve saygı raddesine varamadıysa toplumumla
Kürtleri birer terörist olarak nitelendiriyor ve kendi kişisel benliğimden soyut tutmaya çalışıyorsam


Darlık tıkanıyorsa boğazıma düğüm düğüm özgürce kendimi ifade etmeye çalışırken basında
Eblehleşiyorsam dogmalarını sorgulamadan zihnime kopyalayıp da bu iktidarın
Ğ harfi misali hayatım boyunca sadece tek bir doğruyu addediyorsam boyun eğip de
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin sadece resmi bir kağıt parçası olduğunu düşünüyorsam
Lisan-ı halime aldırış etmeyip de yardıma muhtaç olan bir vatandaşıma düşünmeden koşamıyorsam
İbadetgahımı içimde bir yere kondurduğumda minareli beyinlerce ötekileştirileceksem

Milli birlik ve beraberliğim tehdit altında, medyam emperyalizme ve koyuncu anlayışa hizmette, ülkemde üretilen milli varlıklarım ellere peşkeşte, Mustafa Kemal'e ve bayrağıma saldırılar günden güne büyümekte, üniversitelerim işgal altında, Yasama-Yargı-Yürütme birleşme yolunda, MEB çağdaş ve laik yoldan uzaklaşmakta, birlik kavramı unutulmuş birlikten güç doğmamakta, dış güçlerin iç işlerimize karışmalarına ses çıkarılmadan altlarına yatılmakta, fail-i meçhuller dize dize düzinelerce saklanmaya çalışılmakta, ulusal dil olan Türkçe'ye ve dilbilgisi kurallarına gereken önem verilmemekte, yüzde seksen dördü salak olan toplumumun gitgide oranı artmakta ve kimse buna dur dememekte, İstiklal Marşım Atatürk İlkelerim ezbere söylenememekte, sanatçılara edebiyatçılara öğretmenlere düşünürlere zulüm uygulanıp kayırılarak niteliksiz birçok nice yaratıklara hak yolu sağlanmakta, dürüstlüğün aklın ve mantığın yeri çıkar arayışı içinde olanlarca kaplanmakta,  halk türküleri halk ağıtları dinlenmemekte, siyaset yalancı ikiyüzlü ve karaktersiz asalaklarla dolup taşmakta, adaletin kefesi kazancını illegal yollarla emek hırsızlıklarıyla yalanlarla kazıklarla haramlarla yolsuzluklarla elde etmişlerin ve edenlerin ağırlığında, ayrılıkçı hareketlere kulak kapatılıp bu topraklar üzerinde nefes alan her bir bireye fırsat eşitliliği sağlanmamakta ve aynı gözle bakılmamakta ise; ben ne Türk'üm, ne de bu kimlikten hoşnutum.

Zor İş


Ben ölsem de anacığım,
Nem var ki sana kalacak?
Ceketimi kasap alacak,
Pardüsümü bakkal,
Borcuma mahsuben.
Ya şiirlerim,
Ya aşklarım ne olacak?
Ya sen ya sen
Nasıl bakacaksın,
Ele güne karşı insan yüzüne?
Hülasa anacım,
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni, çıplak gideceğim.
Çıplak gideceğim.
Çıplak gideceğim.
Çıplak...

Güvenilmez gayrı dostun sözüne sözüne sözüne
Adam olan ayrı düşmez özüne özüne özüne
Aklım ermez şu feleğin işine
Yalnızım ben yalnız kalmak zor iş

Dar günümde koynumda bir yılan
İnsanlar hep çiyan
Yalnızlık...
Vallah zor iş

Garip sever düşer elin diline diline diline
Teni değmez sevdiğinin tenine tenine tenine
Aklım ermez şu feleğin işine
Yalnızım ben yalnız kalmak zor iş


Servet Kocatepe

Kaptan




Kaptan 1

Eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum
Gece yarısını yaşamaktan yorgunum

Ayazın avucunda unutmuştun ellerini
Önünden geçtiğim halde beni tanımadın
Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
Şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar
Bakır çalığı göklere katiyen tahammülüm yok
Hele Paris'in gökleri aklımı başımdan alıyor
Bana seni senden evvelki poitiers'li kızı hatırlatıyor

Ayazın avucunda unutmuştun ellerini

Karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular
Gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar

Işıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın

Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
Soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
Hatta Ricardo bile hani vatansız Ricardo
Burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
Oysa Au Vieux Châtelet'de akşam sabah beraberdik
Üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
Üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
Neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti

Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim

Montmartre Metrosu civarında seni gözden kaybettim
O zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
Ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi
Sidney Bichet'in caz havalarını çiğneyip tüküren
O saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben
Yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü

Bir gazete aldım ama evde okuyacağım

Kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
Seni öldürmek için çareler tasarlasam
Sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
Mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam
Ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
Ve ben unutulsam ve yazdığım şiirler
Senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
Eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
Ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç
İhanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam
Ellerim oldum olasıya seni unutsalar

Yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor
Rue Lafayette'de dünden bugüne geçiyorum

Eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum



Kaptan 2

Bu geminin yelkenlerine herifin biri Paris yazmış

Luxembourg Garı’nın dirseğindeki çiçekçiyi bileceksin
Yeşil muşamba ceketli sarışın küskün kızcağız
En dokunulmaz kızı en temiz fikrimce Paris’in
Pablo’ya sorarsanız bir taksi şoförüyle yatıyor
Pablo!.. Ah Pablo!.. Onunla bir tanışsanız
Önüne gelene Salamança’dan bir şeyler anlatıyor
Babasını orda bir duvar dibinde bırakmış
Halbuki konuştuğu zaman Fransız sanırsınız

Saint-Michel’de bir talebe kahvesindeyim yalnız
Gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar
Bir cumartesi günü saat dört buçuğa beş var

Ellerim kırılsa ben senin için bu şiirleri yazmasam
Dinamit taşırmış gibi gözlerini taşımasam
Avanue Vagram'da bir akşam yeter bana ağustos'ta
Yapraklara serilmiş yirmi beş franklık yıldızlar
Bir mısra yeter geceleyin bir tren gibi pırıl pırıl
Sen kendine yetmiyorsun hiç kimse sana yetmiyor
Birini bitirmeden aklın öteki yolculukta

Dün gece Chatelet'de Metro'nun yanı başında durdum
Yağmur bilmediğim başka bir gökten yağıyordu
Yağmur Saint-Jacques kulesine doğru yağıyordu

Yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım

Şimdi bir nefeste Café de L'écluse'ü hatırladım
Seine kıyısındaki küçük nehir kahvesini
Kapısında bir gemici feneri asılmış duruyor
Seine gemicileri her akşam burada toplanırlar
Onlar için birtakım maceralar düşünürüm
Seine sanki petrolmüş gibi iştahlı ve obur akıyor

Dupont'daki kızlar yalnız cıgara içerek yaşıyorlar

Utrillo'nun bir sokağından seni çektim çıkardım
Elin yüzün kirlenmiş üstün başın toz içinde
Sana mardi gras için bir japon maskesi aldım
Sen bana kaptan diyorsun herkes bana kaptan diyor
Sahici bir kaptanmışım gibi tükürüyorum



Kaptan 3

Yalın kılıç bir kasım sabahını Paris'te yaşadım
Sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım
Faubourg Saint-Denis'de işte yine pazar kurulmuş
Beş franga çorba içtiğimiz Julien'in kapısı önünde
Kırmızı ve siyah ve sarı saçlı bir kadın durmuş
Muzaffer patatesler satıyor üç renkli neşesi içinde
Camların arkasında ekmekçi kızlar mavi beyaz
Raflarda uzun uzun herifler gibi taze ekmekler
Üstüne bir yağmur yağdırmak hevesi uyanır içinde
Ben bu mısraları yazarım Tout-Va-Bien kahvesinde

Concorde'da bütün fıskiyeler birden ayaklanacak
Eğri bir demir gibi ensende hissedeceksin ebemkuşağını

Paris'in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım
Kırmızı bir karanfilmiş gibi yıldızı saçlarına taktım
On beş dakika sonra Bordeux’ya bir tren kalkacak
Garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın
Ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak
Ben ki cehennemde bir Allah gibi yalnızım

St-Vincent de Paul kilisesi benim otelin arkasına düşer
Saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor
Her seferinde seni tekrar Bordeaux'ya yolcu ediyorum

Saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim
Çarmıhta bir isa gibi ben ıstırap çektim
Bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden
Gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli
Anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum
Kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden
Dona-Maria! Bir kahvede isyan halinde bulduğum
Çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk
Sen! Bordeaux'ya yorgun bir flamingo gibi yolladığım
Geceleri benim için dua etmelisiniz

Renault’daki grevciler toptan sokağa atıldılar
Paris'in duvarlarını boydan boya afişler kapladı

Seni hatırladıkça bir kadeh armagnac içerim
Armagnac demek yirmi beş damla gözyaşı demekmiş
Demek her akşam yirmi beş damla gözyaşı içerim
Senin dağlardan ve sarhoşlardan korktuğunu bilirim
Ben sarhoş olduğum zaman korkmuyorsun hiç korkmuyorsun
Gözlüklerim kırılmasın diye sakladığını bilirim

Kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
Ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım
Nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye
Seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye
Kur'andaki bütün belalara tevrattaki bütün belalara
İbranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya
Kalbim yüzünden madem ki ellerimi parçaladım
Kalemimi kırdım hayatımı çiğnedim ağladım
Madem ki en büyük düşmanım kalbim benim kendimim
Onu inkar ediyorum kalbimi inkar ediyorum
Geceleri benim için dua etmelisiniz

Üçüncü paralelde eski bir dünya gibi batacağım
Malgaş halkı birkaç yüzyıl hikâyemi anlatacak



Kaptan 4

Cenova'ya indiğim sabah seni katiyen göremezdim
Aklım başımda değildi küfür gibi huzursuzdum
Herkes beni unutmuştu ben kimseyi unutmamıştım
Zehra'yı unutmamıştım Allahsız gözlerini unutmamıştım
Sol böğrüme sanki çıplak bir hançer saplamışlardı

Şimdi benim gözlerim Paris'te Marivaux sinemasında
Bir çift kara maça gibi yorgun ve uykusuz
Ellerim derseniz Marsilya'da garsonla hesaplaşıyor
Martini-cin seksen frank on frank da servis
Kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum
Ağlıyorum onun nerede olduğunu bilmiyorum
Hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor
Nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz

Benim acılarım ilahlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar
Onları karanlıkta bembeyaz gözleriyle görüyorum
Karanlıkta seni görüyorum dudaklarına ellerimi sürüyorum
Seni kollarımın arasında tutuyorum ağzından öpüyorum
İkimiz birden bire Austerlitz Garı'na gidiyoruz
Austerlitz Garı önüne bakıyor bizden utanıyor
Bir trene binmek rastgele defolup gitmek istiyorum
Trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
Küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak
Kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar
İnsanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum
Ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum

Samaritain'in ışıkları ocağıma düşmüş yalvarıyor
Bir roman için fevkalade oldukları düşünülebilir

Sen bir paket Gauloise aldın bir paket mavi Gauloise
Bense on frangımı amerikan bilardosuna kaptırdım
Seine kıyısında mırç büyük bir hayal kuruyordu
Seine kıyısında üçümüz sarhoş bir hayal kuruyorduk
Mavi bir ışık vardı ben işte onu kaybettim
Ben gölgemi kaybettim Max Jacob'un şiirlerini
Sen avucunda bir lokma rüzgar tutuyordun
Bu rüzgar için şairliğimi hınzırlığımı kaybettim
Aklımdan sen geçiyorsun bir bulut gibi geçiyorsun
Dün gece ezberimden çehreni defterime çizdim
Sen belki hakikaten bir bulut gibi yolcusun

Marsilya'da bir akşam soğuktan tir tir titredim
Peter Cheyney'in bir kitabını bir kahvede soluksuz bitirdim
Vapur ertesi gün saat beşte kalkacaktı

Ölümüm herkesinkinden başka türlü olacak
Bunu Allahım gibi aşikar biliyorum
Kim ne derse desin biliyorum içime gün gibi doğuyor
On bir gün aç ve susuz gözlerinin içine bakacağım
On ikinci gün jiletle damarlarımı keseceğim



Kaptan 5

Hep aynı manzarayı kullanmaktan bıktım usandım
Bir yumruk vurdum dünden kalma bir şarkıyı dağıttım
Van Gogh bana bakıyordu deli gözleriyle bakıyordu
Ellerim titriyordu bir dakar yolculuğu kuruyordum
Güya bir şilebin kıç güvertesinde durmuştum
Nabızlarım bir deniz fenerinin gözlerinde atıyordu
Asor adalarında on sekiz mısramı unutmuştum
Onlar beni terk etmişlerdi yalnız kalmıştım mahvolmuştum
Sen beni terk etmiştin bunu yalnız serdümen biliyordu
Geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk

Seine kitapçılarında Villon'un şiirlerini buldum
Nehir yürek gibi kabarmıştı rüzgar esiyordu
Bir hafta her gece Villon'dan bir şeyler okudum

Sen benim şiirlerimi okudukça ağlayacaksın

Seni hiç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim
Şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım
Sacré-Coeur'de armonik çalsaydım dilenseydim
Seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım
Belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu
Kaldırımlara renkli tebeşirle katedral resimleri çizerdim
Kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi
Bistroya yıkılır çırılçıplak bir quandro içerdim
Lucie-Anne yine gelir yine bana senden bahsederdi
Lucie-Anne neden gelir neden bana senden bahsederdi

Benim bu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor
Kendimi yerden yere vuruşumu içimdeki zehiri
Bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor
Odasında şiirleri fukara mumlar gibi yanıyorlar
Sen o çocuk değilsin sen artık çocuk değilsin
Dudakların eskisi gibi beyaz değiller biliyorsun
Sen gözlerini kaybettin gözlerini bunu biliyorsun
Ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum
Sen artık bir din değilsin bunu biliyorsun

Eifel'in dibinde durduk ben bir cıgara yaktım
Saint-Dominique sokağında şehir ışıklarını yaktı
İçim büyük karanlıktı ellerimi göğe uzattım

Soluk bir sisin arkasından yüzün gözüküyordu
Gece inmişti takım takım yıldızlar gözüküyordu
Şimdi sen başka bir şehirdeydin saçlarını kesmiştin
Dudaklarını boyamıştın bu seni tamamen değiştirmişti
Rüyana erkekler giriyordu hem çıplak giriyordu
Aklına ben geldiğim zaman utanıyordun
Onların arasında değildim çünkü ben yoktum
Ben Paris'te kalmıştım adresim ezberindeydi
Her cumartesi istesen bir kart gönderebilirdin
Ne var ki bunu hiçbir zaman yapmayacaksın

Kendimden kurtulmak için gölgemi koridorda astım

Pazar günü sözleşmiştik beni mutlaka bekleyecekti
Şimdi kalkıp gitsem Mırç'ı bulacağım malum
Sonra Vini-Prix’ten üç litre şarap alacağımız
Şarabın yanına bir şişe rom-negrita alacağımız
Sarhoş olacağımız malum şarkı söyleyeceğimiz
Sonra Mırç Zehra'dan bahsedecek ben susacağım
Camlardan bakınca Paris'in damlarını göreceğiz

Bana ancak sabahları telefon edebilirsiniz




Attila İlhan

2 Mart 2012 Cuma

The 49 Worst Foods for Your Diet


Researchers in New Zealand have identified what they believe to be the 49 worst foods for weight loss. Here's the list.

FRIDAY, Feb. 24, 2012 — Buyer beware: Just because a food’s labeled “healthy,” “smart,” or “all-natural” does not mean it’s the best choice for someone who’s trying to lose weight. For example,honey, vegetable chips, and granola are just a few of the supermarket staples that have tricked dieters into believing they’re healthy choices, when in fact, they are as equally loaded with calories, fat, sodium, and glucose as their more vilified counterparts of table sugar, potato chips, and sweet cereals.
In an effort to help dieters keep it straight, obesity researchers at Otago University in New Zealand have identified a list of 49 foodsthat they say are extremely calorie-dense, but are almost totally lacking in nutritional benefit. Published in the current issue of theNew Zealand Medical Journal, researchers say the list was primarily developed to help overweight and obese people easily identify which foods they should avoid. Lead researcher Jane Elmsile says it’s important to note that the list represents not only high-calorie foods, but also foods that are almost totally lacking inessential nutrients, vitamins, and minerals.
Here’s the list, in alphabetical order:
1. Alcoholic drinks
2. Biscuits
3. Butter, lard, dripping or similar fat (used as a spread or in baking/cooking etc.) 
4. Cakes
5. Candy, including lollipops
6. Chocolate
7. Coconut cream
8. Condensed milk
9. Cordial
10. Corn chips
11. Cream (including crème fraiche) 
12. Chips (including vegetable chips) 
13. Deli meats
14. Doughnuts
15. Energy drinks
16. Flavored milk/milkshakes
17. Fruit canned in syrup
18. Fruit rollups
19. Fried food
20. Fried potatoes/French fries
21. Frozen yogurt
22. Fruit juice (except tomato juice and unsweetened black currant juice) 
23. Glucose
24. High-fat crackers
25. Honey
26. Hot chocolate, chocolate milk
27. Ice cream
28. Jam
29. Marmalade
30. Mayonnaise
31. Muesli/granola bars
32. Muffins
33. Nuts roasted in fat or oil
34. Pastries
35. Pies
36. Popcorn with butter or oil
37. Puddings
38. Quiches
39. Reduced cream
40. Regular powdered drinks
41. Salami
42. Sausages
43. Soft drinks
44. Sour cream
45. Sugar (added to anything including drinks, baking, cooking etc.) 
46. Syrups such as golden syrup, treacle, maple syrup
47. Toasted muesli, granola, and any other breakfast cereal with more than 15 grams of sugar per 100 grams of cereal
48. Whole milk
49. Yogurt with more than 10 grams of sugar per 100 grams of yogurt
For more fitness, diet, and weight loss news, follow @weightloss on Twitter from the editors of @EverydayHealth.


Gelecek Hakkında

Beyin göçü yapmayacağım,
Türkiye'de kalacağım.
İnsanlara aydınlık yaymalıyım, 

Türkleri kurtarmalıyım, 
İhanet edemem vatana,
Okumuş olduğum  onca şaire, yazara.

One Night With You in Beçanson




France,
Beçanson to be exact
we walk hand in hand, loin to loin
the scent of tomorrow's pasteries being made
ignite a fire down, down below
Memories, memories of anticipation
of melted chocolat leaving my body to your tongue,
of sonnets whispered in the tip of night and
moans conjugating verbs nonexistent
A gush of crisp evening air and the horny curtain
sweeps over your beautiful face like the veil of a virgin bride
I too am now ready to take my vows
Our eyes meet in a torrent of emotions
Emotions of many things felt--far too many to even begin to count
Sweat drips salts, salts,
my salt mixes with yours and
a new Chemistry is born
A new formular is yet to be discovered
from this equation, this equation
equating from one torrid night
spent in the arms of love
in a secret quater by Rue de Armant in Beçanson
Je t'adore...





Copyright © 2009 Bernice Angoh

Aldatmamak




Aldatmamak yapmış olduğunuz bir şey mi? Ya aldatmak ya da aldatılmak konusunda ne dersiniz?

İlk görüşte aşk diyebileceğimiz iki tarafında birbirinden etkilendiğini belirten göz temaslarında bulundunuz mu hiç?

İlk görüşte aşık olduk iki tarafça. Gözlerimiz gülümsüyordu birbirine etrafta hareket eden sayısız insan olsa da. Dikkatini sadece birisinin gözlerine vermek…


Bu oldu da ne oldu?


Beraberliğim vardı. İhanet edemezdim, aldatamazdım. Hayır, yapamazdım. Yapmadım…

…da ne oldu?


Aldatmadım ne oldu?

Sanki bu anları çok kez yaşayabileceğim hayatımda. İki tarafın da birbirinden ilk anda etkilendiği anlar gelecekler mi karşıma yine?


Gelecek olsa da kaç kez gelecek? Sorarım size. Birilerinden hoşlanıp dururuz, kimimiz şıpsever, kimimiz maymun iştahlıdır.

Yanıma geldi gözlerinden ruhuna akabileceğim.

Sohbet açmak için, sonradan bir kız arkadaşımdan öğrendiğim, eski sevgilisine benzediğimi söyledi. Sonradan öğrendiğim şey, kızların bu bahaneyle konuşmaya çalıştığıydı.

Ona bakmamak için kendimi işime verdim. Efes Dark içiyordu. Bense susuyordum.

Cesaret bulmak için birkaç içki sonrası geldi, kalktıkları sırada. Arkadaşları indi aşağıya. O yanımda bekledi benim o bahaneyi söylerken. 

Ben sadece gülümsedim, gülümsedim; ızdırap çeken bir hüzün mutluluğuyla.

Yapamazdım, yapmadım ne oldu?

Aldatıldım aldatmadığım kız tarafından. En çok koyan da beni aldattığı şey, evet şey, bir insan bile değildi, bir müzik çalgısıydı.

Asaletini yediğim sana sadık oldum ben. Bir erkekte sadakati bulmuşsun, benim gibi bir erkekte. Kızlarda anlamadığım bir durum onların bu anları yaşayıp yaşamadığı. Onlar ilk görüşte aşk denilebilecek bakışmalar yaşamıyorlar mı? Karşılarına çıkmıyor mu birden etkilenebilecekleri birisi? Gözlerini ama mı ediyorlar ilişkileri olunca?

Ben diyorum ki, bu gözleşmeyi yaşadıysak onunla, sadık olmakta direndiğim kişiyi yeterince sevmiyorum. Keşke aldatsaydım, iletişim için bir mesaj verseydim, cevap verseydim, ağzımı açsaydım. İçimde bir yara oluştu da o an yanımda durması tuz etkisi yaptı.



Aldatmadım…

…da ne oldu?

Sıkıntıyı Atmak




İnsanı geliştiren, ilerde daha huzurlu olmasını sağlayacak şey kederli, huzursuz veya kendini mutsuz hissettiği zamanlarda yaptığı şeylerdir. Bu zamanlar çok daha değerlidir hayattaki herhangi bir andan. Bu zamanları lehimize çevirmeyi bilmeliyiz.

Yarası olan gocunur.

‘’Yaralı insanlar bir şeyler üretirler.’’

Eğer bir sıkıntımız varsa onu aşmaktan öte bazı dersler de çıkarabilmeliyiz. Her sıkıntı bir tecrübedir. İnsanı büyüten, olgunlaştıran da karşısına tecrübelerden başka bir şeyler değildir.

Yaşayabildiğimiz kadar tecrübe yaşamalıyız hayatta. Öğrenebildiğimiz kadar çok şey öğrenip çok yönlü olmalıyız. Her farklı duruma farklı farklı açılardan bakabilmeliyiz.

Bunun insanlarla olanını sağlayan empati, nezaket, saygı göstermek ve samimiyettir.

Bizi diğer insanlardan farklı kılacak olan, sürüden ayrılmamızı sağlayacak şey işte tecrübeler ve o tecrübeleri değerlendirme biçimimizde yatar.

İnsanların orijinalliklerini ortaya koymalarında da en önemli öge tecrübelerine bakış açılarını geliştirip bunu yansıtmaya çalışmalarıdır.
Lafın kısası, karamsarlığa da düşsek o anlarda bir şeyler ortaya koymalıyız.

Hep denir ya, düşüncelerini bir kağıda yaz. Zaman geçtikten sonra onları okuyunca güleceksin. İnsanın kendinde yaşadığı değişim sürecini böyle gözlemleyebilmesi de güzeldir ve etkili bir yöntemdir.

Benim yazma isteğimin ilk geldiği an yalnızlık çektiğimde içimi boşaltma isteğimden gelmişti. Çünkü o kadar sıkıntılı hissetmiştim ki kendimi. Gecenin bir saati kalktım aldım kalem kağıt ve yazdım. Yazmalıyım! Diyordum kendime sürekli. Yazdım yazdım, bırakmadım yazmayı.

Yazmak zaman için rahatlama aracım olmaya başladı. Kimse okuyor mu ya da okumuyor mu umursamadım. Umursamayacağım da belli bir insan kitlesine ulaşmaya çalışmıyorsam.

Rahatlama ve kendimi geliştirme yöntemim bu benim. Böyle de olacak. Dertlerimi paylaştığım ikinci bir karakterim var. Ben yazmıyorum aslında.

Onunla söyleşi yapıyorum her an. Eleştiriyorum onu bir güzel. Oh…

Üzgünsen bu durumu da değerlendir. Değerlendirdiğin vakit, neşen yerine gelecektir. İnan bana, filozofum ben.
Buradaki filozofun çağrışımı şu olmalı, düşünme işlemini çok kez yapmış ve bir şeyler ‘Öner’ebilecek kadar kendine güvenen şahıs.

O


Skora oynadığımız zamanlardı. Çocuktum. Hevesli ve çok meraklıydım. Kendimi geliştirmem gerektiğine inanıyordum. Babama söz ettim. İçimdeki gücü, isteği, azmi hissettirdim ona anlatırken. Kabul etti.

Zorlandı benim için. Benim için çabaladı. Hevesler genellikle çok güçlü değildirler. Yeterince önemini kavrayamadım içinde bulunduğum, bulunacağım durumun.

Onunla ilk orada karşılaştım. Sırıtan birisi olduğumdan, sırıtıkların arasına aldılar beni sonradan. Öncesinde az çok çekiştirirdik birbirimizi o sırıtıkla. Sonra baktım ki kucaklarını açmışlardı bana. Mutluydum, kendimdim. Pekala derdim genellikle. Sesimi duyurmaya çekinmezdim. Kimsenin dediği cesaretimi kıramazdı. Çünkü bir şeyi öğrenmem için saf cesarete ihtiyacım vardı. Bende de mevcuttu çok şükür.

Kısa sürede onlarlaştım, onlarla yarıştım. Önemli olan geçmişinden utanmamaktır. Şu anında ve gelecekte geçmişini gömebildiğin vakit sen yeni birisi olur çıkarsın. Başarılı olmak da geçmişi silen önemli şeylerden biridir. Geçmiş hakkında hala ileri geri konuşmalar yapacaklarsa da onlar bilirler. Bu durum, onların eksikliğini gösterir.

Yeterince başarılı olamadım; yeterince ilgi ve alakamı yansıtmıyordum çünkü. Toyluğum ve bulunduğum ortam az çok engeldi bana.
Ona ilk farklı gözle bakan ben olmuştum. Kadınsallığı yeni yeni düşünmeye başladığım zamanlardı; ama yine de sevgi beslediğim insanlara asla ilk etapta bu gözle bakmadım. Ona da bakmamıştım öyle.

Çok olgun bir şekilde karşılamıştı bakışımı. Ben de derhal eski gözlüklerimi takmıştım. O da hiçbir şey olmamış gibi sürdürmüştü ilişkimizi. Onun olgun karşılamasının yanında ben de cevabını çocukça karşılamamıştım ki süregeldi beraberliğimiz.

Aradan seneler geçince ilişkilerimin hala eski tazeliğini korumasıyla birlikte, bana bakılan görüşlerin hafiften geliştiğini hissetmiştim. Öyle de olmalıydı, eski ben değildim. Gelişmiştim, kendimi geliştirmiştim birçok yönden. Yeni tecrübelerim olmuştu, yepyeni. Yeni dünyalar, yeni görüşler, yeni bilgiler edinmiştim.

Zaman geldi gitti. Ben her zaman sınırlarda yüzdüm. Değişen ben olsam da bıraktığım samimiyet aynı kaldı. Güzel renkli zamanlar geçirdik. Hayatımdaki en güzel görüntüleri gördüm. Çok mutluydum konuşmaya hevesli iki dost olarak.

Unicef’in katkılarıyla yazılar yazdım. Çok değerli yazılardı bunlar benim için. İlerleyen teknoloji benim eski değerlerimi ezememişti ve her zaman korumayı bilmiştim; hala da biliyorum. Bazı değerler asla eskimemeli, eskitilemez.

Yüz defteri denilen ortama ilk o davet etmişti beni. 2007’nin Eylül’üydü. Asyalı birisiyle arkadaşlığı olmuş.

Aklıma gelir de içimdeki gücü göremeyen kişiler üzülüyorum sizler için. Çok ciddiyim. Ben kendime de üzülüyorum eğer sizdeki gücü göremediysem, göremiyorsam.

Dondum kaldım bir akşam söylediği bir işaretle. Yarım saat dondum. Sonradan durumu algılamaya çalıştım. Olgunlukla karşıladım. O yapmadı, yapamadı, neden yapamadı?, ah yapamadı.

Çok üzüldüm. Birden moraliniz bozulur ya, onun gibi. Hiç beklemediğiniz bir şey başınıza gelir ya, işte tam da öyle. Yağmurlara eşlik ettim, yağmur yağdım. Onun için geldim uzak diyarlardan. Beni görmezden geldi. Büyümüştüm biraz daha, saçım sakalım uzamıştı. Tanıdı beni; ama tanımadı ve her şey o an bitti, anladım.

1 Mart 2012 Perşembe

Ah Ulan Kızlar





o yanlış evlenip ayrılan kızlar
her gece uykusuzluk, her sabah zorluk
mutluluk size uzak ne desem yalan kızlar.


iş güç dağdağası büyütülecek çocuk
yaşamaya vakit yok ah kızlar, aman kızlar,
ulan kızlar, ulan kızlar.


her yerde yadırganır çevresi ona soğuk
yalnızlıktan her dakika kırılan kızlar
bir çoğu umutsuz, birazı aksi, birazı uçuk
her sözü her bakışı tartışılan kızlar


erkeklere sürek avı, kadınlara korkuluk
ah kızlar, aman kızlar, ulan kızlar, ulan kızlar




Attila İlhan

29 Şubat Çarşamba Günü

Bir gün öncesinde çok yorulduğumdan ve karlı rüzgarlı havaya maruz kaldığımdan üstümde oluşmuş bir halsizlik vardır. Uzun zamandır hissetmediğim kötü bir yorgunluktu.

Uyandığımda kendimi daha iyi hissettim. Kahvaltı ettim annemle bir güzel. İşe uğurladım onu.

Roman incelememdeki son yazımı tamamladım.

Aceleyle evden ayrıldım hazırlanıp da. Koşar adımlarla yürüdüm her zamanki gibi.

Yolu yarılamıştım ki gireceğim roman dersinin düşündüğüm saatten 45 dakika sonra olduğu geldi aklıma. Adımlarımı yavaşlatıp Aksaray'dan Beyazıt'a turistleri inceleyerek ilerledim.

Kendimi bir turist olarak düşündüm. Mağazalara bakınıp gittim biraz. Türklerin beni yabancı sanma ihtimalleri üzerine kafa yordum.

Çıktı almak için kırtasiyeye uğradım. Çıktı alırken kitaplar ilgimi çekti. William Faulkner'ın As I Lay Dying kitabını da aldım çıktıyla.

Barış Pelin'lerle karşılaşıp hal hatır sordum. Staj hakkında bilgiler edindim.

Okul bahçesine oturup da bir sigara içmeyi düşündüm. Oturmadan bahçede içerken sigaramı çok rahatlamış hissettim kendimi.

Tadına vararak içmek güzel diye düşündüm. Yalnız başına bankta oturan tanıdık birisini gördüm. Tanıdık ama hiç konuşmamıştım önceden. Kendisi af ile gelen 60'lı yaşlarda çok babacan birisi.

Abi'mle, Volkan'la, tanıştığım anlar geldi aklıma. Volkan'ın benim için önemi, bendeki kısa sürede sahip olduğu yer geldi aklıma. Onunla da böyle bir anda keşfetmiştik birbirimizi. Aynı şeyleri yaşarım düşüncesiyle kendisinin yanına gittim.

Sohbeti ben açtım az çok tanıtarak kendimi. Onu tanımak istedim. Ne öğrenmedim ki? Konya, Ereğli, İktisat, Almanca, İtalyanca, Fransa, İtalya, Turizm, Mühendis oğul, Winesburg, Ohio, yalancı lise, bölüm, Ankara... Erdem abi.

Derse koşuşturduk paylaşımım sonrası.

En öne sıkışık bir yere oturdum; ama rahattım. Yanımda Seda, arkadaşlarıyla hep yemekler ve fizikleri hakkında konuştular kek yerlerken. Sahaf kitabı kokusunu Seda da severmiş. Hoş. Yaşanmışlık izleri taşıyan şeyleri severim.

Dersi iyi dinledim: Karl Marx, Seussure, Darwin, Freud, modernizm, degradation, alienation of human values...

Derste oje süren kız, sigara, tahta ve çay keyfi, keyifli kafa dengi eğlenceli sohbet...

Para yatırmayı ilk defa gerçekleştiren genç kıza yardım, döviz bürosu.

Ziraat Bankası 302 sayılı uçak kalkışı...

Çemberlitaş Anadolu Lisesi

Staj için gelmek. Öğrencilere öğretmen gözüyle süzmek. Öğretmenler odasını sormak.

İçinde gazetecilik kalmış Üsküdar'da oturan iki çocuklu İÜ Gazeteciliği İkinci Öğretim olarak okuyan okuldan öğrencilerden beklediğini bulamayan çay ikram edenTarih öğretmeniyle kısa sohbet...

Öğretmenler odasını gözlemlemek. Orada yapılan toplantıları düşünmek. Öğretmenler odasında bir staj öğretmeni olarak oturma hissi. Masadaki kurabiyeler, ygs hakkında kitaplar... Öğretmenler arası paylaşımı, sohbetleri hayal etmek. Öğretmen maaşını düşünmek.

Gözde Kara ile tanışmak, çarşamba günleri saat 14:00'te onun danışmanlığında 9-C'de bulunacak olmak.

Çemberlitaş'tan yürümek.

Kulaklığı takarken sol kulağın ağrıması.

İki adet halk malı.

Tavuk-Karnabahar-Burgu

Üç adet rahatsızlık verici kap, uykuya dalış

Rahatsızlık hissi, Everlong

Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum...


Orhan Veli Kanık

Erkek Beyni




Hepimiz aynı yolun yolcusuyuz. Hepimiz öleceğiz burası mutlak.

Kadınlara genel olarak bir mal-mülk olarak bakmak bir erkeğin kurtulması zor alışagelmiş güdüsüdür, evet.

Yalın olarak, erkeklere güçlü olarak bakılır. Yazılan metinlerin (edebi ve felsefik) neredeyse hepsi erkekler tarafından yazılmışlardır. Bu nedenle, erkeklerin düşünce yapısı, düşünüş yapısı farkında olunmadan kadınların bilinçaltlarına aşılanmıştır, tabii ki sadece kadınların değil erkekler de atasporu mantığıyla onları kabullenip yollarına devam etmişlerdir.

Tür devam etmese de olur. Doğanın söylediği o. Biz de (insanlar olarak) içgüdülerimize ve arzularımıza eğilim halindeyiz. Cinsel haz için (güzel ve ayrı bir haz olsa da) karşı ya da eş cinsiyete bu gözle bakmamamız gerektiğini düşünüyorum. Biraz 'seven deadly sins' biraz 'survival of the fittiest' biraz 'repressed feelings' ve biraz da 'degeneration' kafası. Gerçi 'repressed feelings' olayı insanı deadly sins'e iter az çok. En iyisi übermensch ile birlikte Marx. O da zor tabii biraz.

Ben kalıplara sokulamayan ardımdan akıllarda soru işaretleri bırakan birisiyimdir. Bunun nedeni de her görüşten beslenmem gösterilebilir. İnsanların tek bir doğruyla yaşamaması gerektiğini, tecrübe edebildiği kadar farklı bilgiye maruz kalıp kendi öz orijinal düşüncelerini oluşturması görüşünü benimserim. Overempathy gibi bir şey duygusallık babında, düşünüş babında da constant hunger for information. 

Bilinebilecek, düşünülebilecek şeyler bitmez çünkü dünyadaki herkes, bir çoğu sürü olarak dolaşsa da, eşsizdir. 

Benim konuşmalarımda başvurduğum yöntem insanların önceden bir şeyler bildiklerini ortaya çıkaran soru sorma yöntemidir, daha çok Sokrates kafası genel bir kalıplaştırma çalışması içindekiler için.

Ciddiyim, böyle yetiştim, realizm ve materyalizm ile kafama çok vurdu hayat, hayal kurmanın bile gerçeğe yansıması ihtimalleri arasında gidip geldim ve son olarak geyik(kötülemek için bu kelimeyi seçmedim) değil de mizah anlayışım gelişmiştir.

Benim farkım ne mi, neden mi insanların arasından sıyrılıyorum, insanlar arasında sırıtıyorum?

Çünkü duygusal bir algılama çabasına sahibim. Ben duygusalım evet, beni farklı kılan bu. Duygusal insanlar az olduğu gibi, duygusal erkekler de oldukça azdır. Beni rahatsız eden durumlar hakkında bir şeyler söylemezsem içim rahat etmiyor.

Bir bilinç akışı içinde düşüncelerimi böyle yansıtmam gerekliymiş sanırım. Tartışmayı özledim insanlarla. Felsefik tartışmaları, çatışan insanları gözlemlemek istiyorum. Öğrenmek istiyorum, açım, çok aç.

Kadınların kadınsallıklarından soğudum. Bir dişiyle karşılaşmak istemiyorum ben, ben olgun bir kadınla ilişki kurmak istiyorum. İlişki illa ki cinsel çağrışımları akla getirmemeli. İletişim halinde olmak da bir ilişki biçimidir. Bundan sonra sevgili olarak niteleyebileceğim olacaksa, bu kişinin olgun olmasını istiyorum.

Cinsellikten öteyi görebilecek olgunlukta ve felsefede olmasını istiyorum. İnsanların ortak yanlarının olması konuşmalarını artırmaz. Sonuçta ortak olunan konular hakkında konuşulur konuşulur, kişisel düşünceler ve yorumlamalar yapılır. Sonrasında sohbet sona erer.

Eğer ortak zevklere sahip olmadığınız birisiyle beraber olursanız konuşacak daha çok şeyiniz olur, emin olun. Çünkü bilmedikleriniz ve merak edeceğiniz şeyler daha çok olacaktır. Sohbet de kesilmeyecektir, taraflar sığ değilse elbet.

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.