Oku ya kulum!
- Yüce ULUCA
- Sevgili blog okuru, Yazılarıma anonim olarak yorum yapabilirsiniz. Yapın yani. Belirtilmediği takdirde kullandığım resimler bana ait değildir. Yazılar benim kendi yaratılarımdır, başka yerde kullanacaksanız adımı belirtin. Please comment on them, you can ''anonymously''. Unless indicated, I have no copyright for the images I share. The Written things are my own creations, if you share state my name, do never plagiarize!
3 Mart 2012 Cumartesi
Türk
Ben Türk değilim ve kendimi bir Türk olarak hissetmiyorum.
Eğer Ermenileri öldürebilecek kadar hor görüyor, Alevilere vicdani özgürlüklerinde karışıyorsam
Naçiz inançlarından yalnızca, Arapları, Azerileri ve Filistinlileri kendime dost sayıyorsam
Türkiye Cumhuriyeti'nin bir Cumhuriyet rejimiyle yönetildiğini algılayamıyorsam
Ürkek ve çekinik olarak kalacaksam mezhepsel ve dinsel ayrımlar gözetenlere
Rabıtalarım kardeşlik, sevgi ve saygı raddesine varamadıysa toplumumla
Kürtleri birer terörist olarak nitelendiriyor ve kendi kişisel benliğimden soyut tutmaya çalışıyorsam
Darlık tıkanıyorsa boğazıma düğüm düğüm özgürce kendimi ifade etmeye çalışırken basında
Eblehleşiyorsam dogmalarını sorgulamadan zihnime kopyalayıp da bu iktidarın
Ğ harfi misali hayatım boyunca sadece tek bir doğruyu addediyorsam boyun eğip de
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'nin sadece resmi bir kağıt parçası olduğunu düşünüyorsam
Lisan-ı halime aldırış etmeyip de yardıma muhtaç olan bir vatandaşıma düşünmeden koşamıyorsam
İbadetgahımı içimde bir yere kondurduğumda minareli beyinlerce ötekileştirileceksem
Milli birlik ve beraberliğim tehdit altında, medyam emperyalizme ve koyuncu anlayışa hizmette, ülkemde üretilen milli varlıklarım ellere peşkeşte, Mustafa Kemal'e ve bayrağıma saldırılar günden güne büyümekte, üniversitelerim işgal altında, Yasama-Yargı-Yürütme birleşme yolunda, MEB çağdaş ve laik yoldan uzaklaşmakta, birlik kavramı unutulmuş birlikten güç doğmamakta, dış güçlerin iç işlerimize karışmalarına ses çıkarılmadan altlarına yatılmakta, fail-i meçhuller dize dize düzinelerce saklanmaya çalışılmakta, ulusal dil olan Türkçe'ye ve dilbilgisi kurallarına gereken önem verilmemekte, yüzde seksen dördü salak olan toplumumun gitgide oranı artmakta ve kimse buna dur dememekte, İstiklal Marşım Atatürk İlkelerim ezbere söylenememekte, sanatçılara edebiyatçılara öğretmenlere düşünürlere zulüm uygulanıp kayırılarak niteliksiz birçok nice yaratıklara hak yolu sağlanmakta, dürüstlüğün aklın ve mantığın yeri çıkar arayışı içinde olanlarca kaplanmakta, halk türküleri halk ağıtları dinlenmemekte, siyaset yalancı ikiyüzlü ve karaktersiz asalaklarla dolup taşmakta, adaletin kefesi kazancını illegal yollarla emek hırsızlıklarıyla yalanlarla kazıklarla haramlarla yolsuzluklarla elde etmişlerin ve edenlerin ağırlığında, ayrılıkçı hareketlere kulak kapatılıp bu topraklar üzerinde nefes alan her bir bireye fırsat eşitliliği sağlanmamakta ve aynı gözle bakılmamakta ise; ben ne Türk'üm, ne de bu kimlikten hoşnutum.
Zor İş
Ben ölsem de anacığım,
Nem var ki sana kalacak?
Ceketimi kasap alacak,
Pardüsümü bakkal,
Borcuma mahsuben.
Ya şiirlerim,
Ya aşklarım ne olacak?
Ya sen ya sen
Nasıl bakacaksın,
Ele güne karşı insan yüzüne?
Hülasa anacım,
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni, çıplak gideceğim.
Çıplak gideceğim.
Çıplak gideceğim.
Çıplak...
Nem var ki sana kalacak?
Ceketimi kasap alacak,
Pardüsümü bakkal,
Borcuma mahsuben.
Ya şiirlerim,
Ya aşklarım ne olacak?
Ya sen ya sen
Nasıl bakacaksın,
Ele güne karşı insan yüzüne?
Hülasa anacım,
Ne ambarda darım
Ne evde karım var.
Çıplak doğurdun beni, çıplak gideceğim.
Çıplak gideceğim.
Çıplak gideceğim.
Çıplak...
Güvenilmez gayrı dostun sözüne sözüne sözüne
Adam olan ayrı düşmez özüne özüne özüne
Aklım ermez şu feleğin işine
Yalnızım ben yalnız kalmak zor iş
Adam olan ayrı düşmez özüne özüne özüne
Aklım ermez şu feleğin işine
Yalnızım ben yalnız kalmak zor iş
Dar günümde koynumda bir yılan
İnsanlar hep çiyan
İnsanlar hep çiyan
Yalnızlık...
Vallah zor iş
Garip sever düşer elin diline diline diline
Teni değmez sevdiğinin tenine tenine tenine
Aklım ermez şu feleğin işine
Yalnızım ben yalnız kalmak zor iş
Teni değmez sevdiğinin tenine tenine tenine
Aklım ermez şu feleğin işine
Yalnızım ben yalnız kalmak zor iş
Servet Kocatepe
Kaptan
Kaptan 1
Eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum
Gece yarısını yaşamaktan yorgunum
Ayazın avucunda unutmuştun ellerini
Önünden geçtiğim halde beni tanımadın
Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
Şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar
Bakır çalığı göklere katiyen tahammülüm yok
Hele Paris'in gökleri aklımı başımdan alıyor
Bana seni senden evvelki poitiers'li kızı hatırlatıyor
Ayazın avucunda unutmuştun ellerini
Karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular
Gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar
Işıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın
Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
Soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
Hatta Ricardo bile hani vatansız Ricardo
Burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
Oysa Au Vieux Châtelet'de akşam sabah beraberdik
Üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
Üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
Neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti
Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim
Montmartre Metrosu civarında seni gözden kaybettim
O zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
Ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi
Sidney Bichet'in caz havalarını çiğneyip tüküren
O saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben
Yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü
Bir gazete aldım ama evde okuyacağım
Kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
Seni öldürmek için çareler tasarlasam
Sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
Mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam
Ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
Ve ben unutulsam ve yazdığım şiirler
Senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
Eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
Ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç
İhanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam
Ellerim oldum olasıya seni unutsalar
Yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor
Rue Lafayette'de dünden bugüne geçiyorum
Eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum
Eflatun gözlerin olduğunu bilmiyordum
Gece yarısını yaşamaktan yorgunum
Ayazın avucunda unutmuştun ellerini
Önünden geçtiğim halde beni tanımadın
Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
Şiirlerim külrengi kumrular gibi uçuyorlar
Bakır çalığı göklere katiyen tahammülüm yok
Hele Paris'in gökleri aklımı başımdan alıyor
Bana seni senden evvelki poitiers'li kızı hatırlatıyor
Ayazın avucunda unutmuştun ellerini
Karanlığın arkasında kıvılcım gözlü orospular
Gölgelerine yaslanmış evliya gibi bekliyorlar
Işıklar kırmızı yandığı zaman duracaksın
Ben değiştim biliyorum hem sakal bıraktım
Soğuk gözlerinde buğulanmıştı ölsen tanıyamazdın
Hatta Ricardo bile hani vatansız Ricardo
Burnumun dibinden geçti geçen gün beni tanıyamadı
Oysa Au Vieux Châtelet'de akşam sabah beraberdik
Üçümüz viyana kahvesi ve sıcak rom içerdik
Üstelik o krapfen severdi güzel olurmuş rivayet
Neden ve nasıl sevdiğini anlayamadım gitti
Yalnızlıktan da kurtulup yalnız kalmak isterim
Montmartre Metrosu civarında seni gözden kaybettim
O zenci yine arkanda mıydı hiç dikkat etmedim
Ağzında yoksul bir ıslık ıslak bir cıgara gibi
Sidney Bichet'in caz havalarını çiğneyip tüküren
O saklasın varsın seni sevdiğini biliyorum ben
Yüzünün renginden geliyor bütün üzüntüsü
Bir gazete aldım ama evde okuyacağım
Kahvelerden birine girip bir grog ısmarlasam
Seni öldürmek için çareler tasarlasam
Sükût bembeyaz buz tutsa bıyıklarımda
Mağrur bir totem gibi sussam konuşmasam
Ve türküm kaybolsa sessizliğin hırçın türküsü
Ve ben unutulsam ve yazdığım şiirler
Senin için yazdıklarım herkes için yazdıklarım
Eski padişahlar gibi unutulsa birer birer
Ve ben seni unutsam hiç hatırlamasam hiç mi hiç
İhanetini hatırlamasam şehvetini hatırlamasam
Ellerim oldum olasıya seni unutsalar
Yarı gecenin içinden bir zenci süt beyaz bakıyor
Rue Lafayette'de dünden bugüne geçiyorum
Eflâtun gözlerini bir grog kadehinde unuttum
Kaptan 2
Bu geminin yelkenlerine herifin biri Paris yazmış
Luxembourg Garı’nın dirseğindeki çiçekçiyi bileceksin
Yeşil muşamba ceketli sarışın küskün kızcağız
En dokunulmaz kızı en temiz fikrimce Paris’in
Pablo’ya sorarsanız bir taksi şoförüyle yatıyor
Pablo!.. Ah Pablo!.. Onunla bir tanışsanız
Önüne gelene Salamança’dan bir şeyler anlatıyor
Babasını orda bir duvar dibinde bırakmış
Halbuki konuştuğu zaman Fransız sanırsınız
Saint-Michel’de bir talebe kahvesindeyim yalnız
Gündüz olduğu halde bütün ışıkları yakmışlar
Bir cumartesi günü saat dört buçuğa beş var
Ellerim kırılsa ben senin için bu şiirleri yazmasam
Dinamit taşırmış gibi gözlerini taşımasam
Avanue Vagram'da bir akşam yeter bana ağustos'ta
Yapraklara serilmiş yirmi beş franklık yıldızlar
Bir mısra yeter geceleyin bir tren gibi pırıl pırıl
Sen kendine yetmiyorsun hiç kimse sana yetmiyor
Birini bitirmeden aklın öteki yolculukta
Dün gece Chatelet'de Metro'nun yanı başında durdum
Yağmur bilmediğim başka bir gökten yağıyordu
Yağmur Saint-Jacques kulesine doğru yağıyordu
Yanımda olduğun zaman her zamankinden yalnızım
Şimdi bir nefeste Café de L'écluse'ü hatırladım
Seine kıyısındaki küçük nehir kahvesini
Kapısında bir gemici feneri asılmış duruyor
Seine gemicileri her akşam burada toplanırlar
Onlar için birtakım maceralar düşünürüm
Seine sanki petrolmüş gibi iştahlı ve obur akıyor
Dupont'daki kızlar yalnız cıgara içerek yaşıyorlar
Utrillo'nun bir sokağından seni çektim çıkardım
Elin yüzün kirlenmiş üstün başın toz içinde
Sana mardi gras için bir japon maskesi aldım
Sen bana kaptan diyorsun herkes bana kaptan diyor
Sahici bir kaptanmışım gibi tükürüyorum
Kaptan 3
Yalın kılıç bir kasım sabahını Paris'te yaşadım
Sokaklarda sonbahar şiirleri salkım salkım
Faubourg Saint-Denis'de işte yine pazar kurulmuş
Beş franga çorba içtiğimiz Julien'in kapısı önünde
Kırmızı ve siyah ve sarı saçlı bir kadın durmuş
Muzaffer patatesler satıyor üç renkli neşesi içinde
Camların arkasında ekmekçi kızlar mavi beyaz
Raflarda uzun uzun herifler gibi taze ekmekler
Üstüne bir yağmur yağdırmak hevesi uyanır içinde
Ben bu mısraları yazarım Tout-Va-Bien kahvesinde
Concorde'da bütün fıskiyeler birden ayaklanacak
Eğri bir demir gibi ensende hissedeceksin ebemkuşağını
Paris'in göklerinden uzanıp bir yıldız kopardım
Kırmızı bir karanfilmiş gibi yıldızı saçlarına taktım
On beş dakika sonra Bordeux’ya bir tren kalkacak
Garın merdivenlerinde benim için ağlayacaksın
Ellerim yağmura açılmış sakallarım ıslak
Ben ki cehennemde bir Allah gibi yalnızım
St-Vincent de Paul kilisesi benim otelin arkasına düşer
Saat kulesi her gece uyur uykumdan uyandırıyor
Her seferinde seni tekrar Bordeaux'ya yolcu ediyorum
Saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim
Çarmıhta bir isa gibi ben ıstırap çektim
Bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden
Gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli
Anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum
Kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden
Dona-Maria! Bir kahvede isyan halinde bulduğum
Çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk
Sen! Bordeaux'ya yorgun bir flamingo gibi yolladığım
Geceleri benim için dua etmelisiniz
Renault’daki grevciler toptan sokağa atıldılar
Paris'in duvarlarını boydan boya afişler kapladı
Seni hatırladıkça bir kadeh armagnac içerim
Armagnac demek yirmi beş damla gözyaşı demekmiş
Demek her akşam yirmi beş damla gözyaşı içerim
Senin dağlardan ve sarhoşlardan korktuğunu bilirim
Ben sarhoş olduğum zaman korkmuyorsun hiç korkmuyorsun
Gözlüklerim kırılmasın diye sakladığını bilirim
Kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
Ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım
Nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye
Seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye
Kur'andaki bütün belalara tevrattaki bütün belalara
İbranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya
Kalbim yüzünden madem ki ellerimi parçaladım
Kalemimi kırdım hayatımı çiğnedim ağladım
Madem ki en büyük düşmanım kalbim benim kendimim
Onu inkar ediyorum kalbimi inkar ediyorum
Geceleri benim için dua etmelisiniz
Üçüncü paralelde eski bir dünya gibi batacağım
Malgaş halkı birkaç yüzyıl hikâyemi anlatacak
Kaptan 4
Cenova'ya indiğim sabah seni katiyen göremezdim
Aklım başımda değildi küfür gibi huzursuzdum
Herkes beni unutmuştu ben kimseyi unutmamıştım
Zehra'yı unutmamıştım Allahsız gözlerini unutmamıştım
Sol böğrüme sanki çıplak bir hançer saplamışlardı
Şimdi benim gözlerim Paris'te Marivaux sinemasında
Bir çift kara maça gibi yorgun ve uykusuz
Ellerim derseniz Marsilya'da garsonla hesaplaşıyor
Martini-cin seksen frank on frank da servis
Kalbim derseniz onun nerede olduğunu bilmiyorum
Ağlıyorum onun nerede olduğunu bilmiyorum
Hiç kimse kalbimin nerede olduğunu bilmiyor
Nihayet seni terk edip gitti diyebilirsiniz
Benim acılarım ilahlar gibi şiirlerimi doğuruyorlar
Onları karanlıkta bembeyaz gözleriyle görüyorum
Karanlıkta seni görüyorum dudaklarına ellerimi sürüyorum
Seni kollarımın arasında tutuyorum ağzından öpüyorum
İkimiz birden bire Austerlitz Garı'na gidiyoruz
Austerlitz Garı önüne bakıyor bizden utanıyor
Bir trene binmek rastgele defolup gitmek istiyorum
Trenin barında alnımı yağmurlu camlara dayamak
Küstah bir duble birayla karşılıklı oturup ağlamak
Kalemimde mürekkep kalmıyor insanlar beni görmüyorlar
İnsanlar kendilerini kaybetmişler onlara acıyorum
Ümitsiz bir akrep gibi ben aynı zamanda mağrurum
Samaritain'in ışıkları ocağıma düşmüş yalvarıyor
Bir roman için fevkalade oldukları düşünülebilir
Sen bir paket Gauloise aldın bir paket mavi Gauloise
Bense on frangımı amerikan bilardosuna kaptırdım
Seine kıyısında mırç büyük bir hayal kuruyordu
Seine kıyısında üçümüz sarhoş bir hayal kuruyorduk
Mavi bir ışık vardı ben işte onu kaybettim
Ben gölgemi kaybettim Max Jacob'un şiirlerini
Sen avucunda bir lokma rüzgar tutuyordun
Bu rüzgar için şairliğimi hınzırlığımı kaybettim
Aklımdan sen geçiyorsun bir bulut gibi geçiyorsun
Dün gece ezberimden çehreni defterime çizdim
Sen belki hakikaten bir bulut gibi yolcusun
Marsilya'da bir akşam soğuktan tir tir titredim
Peter Cheyney'in bir kitabını bir kahvede soluksuz bitirdim
Vapur ertesi gün saat beşte kalkacaktı
Ölümüm herkesinkinden başka türlü olacak
Bunu Allahım gibi aşikar biliyorum
Kim ne derse desin biliyorum içime gün gibi doğuyor
On bir gün aç ve susuz gözlerinin içine bakacağım
On ikinci gün jiletle damarlarımı keseceğim
Kaptan 5
Hep aynı manzarayı kullanmaktan bıktım usandım
Bir yumruk vurdum dünden kalma bir şarkıyı dağıttım
Van Gogh bana bakıyordu deli gözleriyle bakıyordu
Ellerim titriyordu bir dakar yolculuğu kuruyordum
Güya bir şilebin kıç güvertesinde durmuştum
Nabızlarım bir deniz fenerinin gözlerinde atıyordu
Asor adalarında on sekiz mısramı unutmuştum
Onlar beni terk etmişlerdi yalnız kalmıştım mahvolmuştum
Sen beni terk etmiştin bunu yalnız serdümen biliyordu
Geceleyin ışıkları söndürüp senden bahsediyorduk
Seine kitapçılarında Villon'un şiirlerini buldum
Nehir yürek gibi kabarmıştı rüzgar esiyordu
Bir hafta her gece Villon'dan bir şeyler okudum
Sen benim şiirlerimi okudukça ağlayacaksın
Seni hiç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim
Şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım
Sacré-Coeur'de armonik çalsaydım dilenseydim
Seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım
Belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu
Kaldırımlara renkli tebeşirle katedral resimleri çizerdim
Kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi
Bistroya yıkılır çırılçıplak bir quandro içerdim
Lucie-Anne yine gelir yine bana senden bahsederdi
Lucie-Anne neden gelir neden bana senden bahsederdi
Benim bu çektiklerimi bir çocuk var ki anlıyor
Kendimi yerden yere vuruşumu içimdeki zehiri
Bir çocuk var ki anlıyor benim gibi kahroluyor
Odasında şiirleri fukara mumlar gibi yanıyorlar
Sen o çocuk değilsin sen artık çocuk değilsin
Dudakların eskisi gibi beyaz değiller biliyorsun
Sen gözlerini kaybettin gözlerini bunu biliyorsun
Ben ki yaşadıklarımı büyük dinler gibi yaşıyorum
Sen artık bir din değilsin bunu biliyorsun
Eifel'in dibinde durduk ben bir cıgara yaktım
Saint-Dominique sokağında şehir ışıklarını yaktı
İçim büyük karanlıktı ellerimi göğe uzattım
Soluk bir sisin arkasından yüzün gözüküyordu
Gece inmişti takım takım yıldızlar gözüküyordu
Şimdi sen başka bir şehirdeydin saçlarını kesmiştin
Dudaklarını boyamıştın bu seni tamamen değiştirmişti
Rüyana erkekler giriyordu hem çıplak giriyordu
Aklına ben geldiğim zaman utanıyordun
Onların arasında değildim çünkü ben yoktum
Ben Paris'te kalmıştım adresim ezberindeydi
Her cumartesi istesen bir kart gönderebilirdin
Ne var ki bunu hiçbir zaman yapmayacaksın
Kendimden kurtulmak için gölgemi koridorda astım
Pazar günü sözleşmiştik beni mutlaka bekleyecekti
Şimdi kalkıp gitsem Mırç'ı bulacağım malum
Sonra Vini-Prix’ten üç litre şarap alacağımız
Şarabın yanına bir şişe rom-negrita alacağımız
Sarhoş olacağımız malum şarkı söyleyeceğimiz
Sonra Mırç Zehra'dan bahsedecek ben susacağım
Camlardan bakınca Paris'in damlarını göreceğiz
Bana ancak sabahları telefon edebilirsiniz
Attila İlhan
2 Mart 2012 Cuma
The 49 Worst Foods for Your Diet
Researchers in New Zealand have identified what they believe to be the 49 worst foods for weight loss. Here's the list.
FRIDAY, Feb. 24, 2012 — Buyer beware: Just because a food’s labeled “healthy,” “smart,” or “all-natural” does not mean it’s the best choice for someone who’s trying to lose weight. For example,honey, vegetable chips, and granola are just a few of the supermarket staples that have tricked dieters into believing they’re healthy choices, when in fact, they are as equally loaded with calories, fat, sodium, and glucose as their more vilified counterparts of table sugar, potato chips, and sweet cereals.
In an effort to help dieters keep it straight, obesity researchers at Otago University in New Zealand have identified a list of 49 foodsthat they say are extremely calorie-dense, but are almost totally lacking in nutritional benefit. Published in the current issue of theNew Zealand Medical Journal, researchers say the list was primarily developed to help overweight and obese people easily identify which foods they should avoid. Lead researcher Jane Elmsile says it’s important to note that the list represents not only high-calorie foods, but also foods that are almost totally lacking inessential nutrients, vitamins, and minerals.
Here’s the list, in alphabetical order:
1. Alcoholic drinks
2. Biscuits
3. Butter, lard, dripping or similar fat (used as a spread or in baking/cooking etc.)
4. Cakes
5. Candy, including lollipops
6. Chocolate
7. Coconut cream
8. Condensed milk
9. Cordial
10. Corn chips
11. Cream (including crème fraiche)
12. Chips (including vegetable chips)
13. Deli meats
14. Doughnuts
15. Energy drinks
16. Flavored milk/milkshakes
17. Fruit canned in syrup
18. Fruit rollups
19. Fried food
20. Fried potatoes/French fries
21. Frozen yogurt
22. Fruit juice (except tomato juice and unsweetened black currant juice)
23. Glucose
24. High-fat crackers
25. Honey
26. Hot chocolate, chocolate milk
27. Ice cream
28. Jam
29. Marmalade
30. Mayonnaise
31. Muesli/granola bars
32. Muffins
33. Nuts roasted in fat or oil
34. Pastries
35. Pies
36. Popcorn with butter or oil
37. Puddings
38. Quiches
39. Reduced cream
40. Regular powdered drinks
41. Salami
42. Sausages
43. Soft drinks
44. Sour cream
45. Sugar (added to anything including drinks, baking, cooking etc.)
46. Syrups such as golden syrup, treacle, maple syrup
47. Toasted muesli, granola, and any other breakfast cereal with more than 15 grams of sugar per 100 grams of cereal
48. Whole milk
49. Yogurt with more than 10 grams of sugar per 100 grams of yogurt
For more fitness, diet, and weight loss news, follow @weightloss on Twitter from the editors of @EverydayHealth.
Gelecek Hakkında
Beyin göçü yapmayacağım,
Türkiye'de kalacağım.
İnsanlara aydınlık yaymalıyım,
Türkleri kurtarmalıyım,
İhanet edemem vatana,
Okumuş olduğum onca şaire, yazara.
Türkiye'de kalacağım.
İnsanlara aydınlık yaymalıyım,
Türkleri kurtarmalıyım,
İhanet edemem vatana,
Okumuş olduğum onca şaire, yazara.
One Night With You in Beçanson
| France, Beçanson to be exact we walk hand in hand, loin to loin the scent of tomorrow's pasteries being made ignite a fire down, down below Memories, memories of anticipation of melted chocolat leaving my body to your tongue, of sonnets whispered in the tip of night and moans conjugating verbs nonexistent A gush of crisp evening air and the horny curtain sweeps over your beautiful face like the veil of a virgin bride I too am now ready to take my vows Our eyes meet in a torrent of emotions Emotions of many things felt--far too many to even begin to count Sweat drips salts, salts, my salt mixes with yours and a new Chemistry is born A new formular is yet to be discovered from this equation, this equation equating from one torrid night spent in the arms of love in a secret quater by Rue de Armant in Beçanson Je t'adore...
|
Aldatmamak
Aldatmamak yapmış olduğunuz bir şey mi? Ya aldatmak ya da
aldatılmak konusunda ne dersiniz?
İlk görüşte aşk diyebileceğimiz iki tarafında birbirinden
etkilendiğini belirten göz temaslarında bulundunuz mu hiç?
İlk görüşte aşık olduk iki tarafça. Gözlerimiz gülümsüyordu
birbirine etrafta hareket eden sayısız insan olsa da. Dikkatini sadece
birisinin gözlerine vermek…
Bu oldu da ne oldu?
Beraberliğim vardı. İhanet edemezdim, aldatamazdım. Hayır,
yapamazdım. Yapmadım…
…da ne oldu?
Aldatmadım ne oldu?
Sanki bu anları çok kez yaşayabileceğim hayatımda. İki
tarafın da birbirinden ilk anda etkilendiği anlar gelecekler mi karşıma yine?
Gelecek olsa da kaç kez gelecek? Sorarım size. Birilerinden
hoşlanıp dururuz, kimimiz şıpsever, kimimiz maymun iştahlıdır.
Yanıma geldi gözlerinden ruhuna akabileceğim.
Sohbet açmak için, sonradan bir kız arkadaşımdan öğrendiğim,
eski sevgilisine benzediğimi söyledi. Sonradan öğrendiğim şey, kızların bu
bahaneyle konuşmaya çalıştığıydı.
Ona bakmamak için kendimi işime verdim. Efes Dark içiyordu. Bense susuyordum.
Cesaret bulmak için birkaç içki sonrası geldi, kalktıkları
sırada. Arkadaşları indi aşağıya. O yanımda bekledi benim o bahaneyi söylerken.
Ben sadece gülümsedim, gülümsedim; ızdırap çeken bir hüzün mutluluğuyla.
Yapamazdım, yapmadım ne oldu?
Aldatıldım aldatmadığım kız tarafından. En çok koyan da beni
aldattığı şey, evet şey, bir insan bile değildi, bir müzik çalgısıydı.
Asaletini yediğim sana sadık oldum ben. Bir erkekte sadakati
bulmuşsun, benim gibi bir erkekte. Kızlarda anlamadığım bir durum onların bu
anları yaşayıp yaşamadığı. Onlar ilk görüşte aşk denilebilecek bakışmalar
yaşamıyorlar mı? Karşılarına çıkmıyor mu birden etkilenebilecekleri birisi?
Gözlerini ama mı ediyorlar ilişkileri olunca?
Ben diyorum ki, bu gözleşmeyi yaşadıysak onunla, sadık
olmakta direndiğim kişiyi yeterince sevmiyorum. Keşke aldatsaydım, iletişim
için bir mesaj verseydim, cevap verseydim, ağzımı açsaydım. İçimde bir yara
oluştu da o an yanımda durması tuz etkisi yaptı.
Aldatmadım…
…da ne oldu?
Sıkıntıyı Atmak
İnsanı geliştiren, ilerde daha huzurlu olmasını sağlayacak
şey kederli, huzursuz veya kendini mutsuz hissettiği zamanlarda yaptığı
şeylerdir. Bu zamanlar çok daha değerlidir hayattaki herhangi bir andan. Bu
zamanları lehimize çevirmeyi bilmeliyiz.
Yarası olan gocunur.
‘’Yaralı insanlar bir şeyler üretirler.’’
Eğer bir sıkıntımız varsa onu aşmaktan öte bazı dersler de
çıkarabilmeliyiz. Her sıkıntı bir tecrübedir. İnsanı büyüten, olgunlaştıran da
karşısına tecrübelerden başka bir şeyler değildir.
Yaşayabildiğimiz kadar tecrübe yaşamalıyız hayatta.
Öğrenebildiğimiz kadar çok şey öğrenip çok yönlü olmalıyız. Her farklı duruma
farklı farklı açılardan bakabilmeliyiz.
Bunun insanlarla olanını sağlayan empati, nezaket, saygı
göstermek ve samimiyettir.
Bizi diğer insanlardan farklı kılacak olan, sürüden
ayrılmamızı sağlayacak şey işte tecrübeler ve o tecrübeleri değerlendirme
biçimimizde yatar.
İnsanların orijinalliklerini ortaya koymalarında da en
önemli öge tecrübelerine bakış açılarını geliştirip bunu yansıtmaya
çalışmalarıdır.
Lafın kısası, karamsarlığa da düşsek o anlarda bir şeyler
ortaya koymalıyız.
Hep denir ya, düşüncelerini bir kağıda yaz. Zaman geçtikten
sonra onları okuyunca güleceksin. İnsanın kendinde yaşadığı değişim sürecini
böyle gözlemleyebilmesi de güzeldir ve etkili bir yöntemdir.
Benim yazma isteğimin ilk geldiği an yalnızlık çektiğimde
içimi boşaltma isteğimden gelmişti. Çünkü o kadar sıkıntılı hissetmiştim ki
kendimi. Gecenin bir saati kalktım aldım kalem kağıt ve yazdım. Yazmalıyım!
Diyordum kendime sürekli. Yazdım yazdım, bırakmadım yazmayı.
Yazmak zaman için rahatlama aracım olmaya başladı. Kimse
okuyor mu ya da okumuyor mu umursamadım. Umursamayacağım da belli bir insan
kitlesine ulaşmaya çalışmıyorsam.
Rahatlama ve kendimi geliştirme yöntemim bu benim. Böyle de olacak. Dertlerimi paylaştığım ikinci bir karakterim var. Ben yazmıyorum aslında.
Rahatlama ve kendimi geliştirme yöntemim bu benim. Böyle de olacak. Dertlerimi paylaştığım ikinci bir karakterim var. Ben yazmıyorum aslında.
Onunla söyleşi yapıyorum her an. Eleştiriyorum onu bir
güzel. Oh…
Üzgünsen bu durumu da değerlendir. Değerlendirdiğin vakit,
neşen yerine gelecektir. İnan bana, filozofum ben.
Buradaki filozofun çağrışımı şu olmalı, düşünme işlemini çok
kez yapmış ve bir şeyler ‘Öner’ebilecek kadar kendine güvenen şahıs.
O
Skora oynadığımız zamanlardı. Çocuktum. Hevesli ve çok
meraklıydım. Kendimi geliştirmem gerektiğine inanıyordum. Babama söz ettim.
İçimdeki gücü, isteği, azmi hissettirdim ona anlatırken. Kabul etti.
Zorlandı benim için. Benim için çabaladı. Hevesler genellikle
çok güçlü değildirler. Yeterince önemini kavrayamadım içinde bulunduğum,
bulunacağım durumun.
Onunla ilk orada karşılaştım. Sırıtan birisi olduğumdan,
sırıtıkların arasına aldılar beni sonradan. Öncesinde az çok çekiştirirdik
birbirimizi o sırıtıkla. Sonra baktım ki kucaklarını açmışlardı bana.
Mutluydum, kendimdim. Pekala derdim genellikle. Sesimi duyurmaya çekinmezdim.
Kimsenin dediği cesaretimi kıramazdı. Çünkü bir şeyi öğrenmem için saf cesarete
ihtiyacım vardı. Bende de mevcuttu çok şükür.
Kısa sürede onlarlaştım, onlarla yarıştım. Önemli olan
geçmişinden utanmamaktır. Şu anında ve gelecekte geçmişini gömebildiğin vakit
sen yeni birisi olur çıkarsın. Başarılı olmak da geçmişi silen önemli şeylerden
biridir. Geçmiş hakkında hala ileri geri konuşmalar yapacaklarsa da onlar
bilirler. Bu durum, onların eksikliğini gösterir.
Yeterince başarılı olamadım; yeterince ilgi ve alakamı
yansıtmıyordum çünkü. Toyluğum ve bulunduğum ortam az çok engeldi bana.
Ona ilk farklı gözle bakan ben olmuştum. Kadınsallığı yeni
yeni düşünmeye başladığım zamanlardı; ama yine de sevgi beslediğim insanlara
asla ilk etapta bu gözle bakmadım. Ona da bakmamıştım öyle.
Çok olgun bir şekilde karşılamıştı bakışımı. Ben de derhal
eski gözlüklerimi takmıştım. O da hiçbir şey olmamış gibi sürdürmüştü
ilişkimizi. Onun olgun karşılamasının yanında ben de cevabını çocukça
karşılamamıştım ki süregeldi beraberliğimiz.
Aradan seneler geçince ilişkilerimin hala eski tazeliğini
korumasıyla birlikte, bana bakılan görüşlerin hafiften geliştiğini
hissetmiştim. Öyle de olmalıydı, eski ben değildim. Gelişmiştim, kendimi
geliştirmiştim birçok yönden. Yeni tecrübelerim olmuştu, yepyeni. Yeni
dünyalar, yeni görüşler, yeni bilgiler edinmiştim.
Zaman geldi gitti. Ben her zaman sınırlarda yüzdüm. Değişen
ben olsam da bıraktığım samimiyet aynı kaldı. Güzel renkli zamanlar geçirdik.
Hayatımdaki en güzel görüntüleri gördüm. Çok mutluydum konuşmaya hevesli iki
dost olarak.
Unicef’in katkılarıyla yazılar yazdım. Çok değerli yazılardı
bunlar benim için. İlerleyen teknoloji benim eski değerlerimi ezememişti ve her
zaman korumayı bilmiştim; hala da biliyorum. Bazı değerler asla eskimemeli,
eskitilemez.
Yüz defteri denilen ortama ilk o davet etmişti beni.
2007’nin Eylül’üydü. Asyalı birisiyle arkadaşlığı olmuş.
Aklıma gelir de içimdeki gücü göremeyen kişiler üzülüyorum
sizler için. Çok ciddiyim. Ben kendime de üzülüyorum eğer sizdeki gücü
göremediysem, göremiyorsam.
Dondum kaldım bir akşam söylediği bir işaretle. Yarım saat
dondum. Sonradan durumu algılamaya çalıştım. Olgunlukla karşıladım. O yapmadı,
yapamadı, neden yapamadı?, ah yapamadı.
Çok üzüldüm. Birden moraliniz bozulur ya, onun gibi. Hiç
beklemediğiniz bir şey başınıza gelir ya, işte tam da öyle. Yağmurlara eşlik
ettim, yağmur yağdım. Onun için geldim uzak diyarlardan. Beni görmezden geldi.
Büyümüştüm biraz daha, saçım sakalım uzamıştı. Tanıdı beni; ama tanımadı ve her
şey o an bitti, anladım.
1 Mart 2012 Perşembe
Ah Ulan Kızlar
o yanlış evlenip ayrılan kızlar
her gece uykusuzluk, her sabah zorluk
mutluluk size uzak ne desem yalan kızlar.
iş güç dağdağası büyütülecek çocuk
yaşamaya vakit yok ah kızlar, aman kızlar,
ulan kızlar, ulan kızlar.
her yerde yadırganır çevresi ona soğuk
yalnızlıktan her dakika kırılan kızlar
bir çoğu umutsuz, birazı aksi, birazı uçuk
her sözü her bakışı tartışılan kızlar
erkeklere sürek avı, kadınlara korkuluk
ah kızlar, aman kızlar, ulan kızlar, ulan kızlar
Attila İlhan
29 Şubat Çarşamba Günü
Bir gün öncesinde çok yorulduğumdan ve karlı rüzgarlı havaya maruz kaldığımdan üstümde oluşmuş bir halsizlik vardır. Uzun zamandır hissetmediğim kötü bir yorgunluktu.
Uyandığımda kendimi daha iyi hissettim. Kahvaltı ettim annemle bir güzel. İşe uğurladım onu.
Roman incelememdeki son yazımı tamamladım.
Aceleyle evden ayrıldım hazırlanıp da. Koşar adımlarla yürüdüm her zamanki gibi.
Yolu yarılamıştım ki gireceğim roman dersinin düşündüğüm saatten 45 dakika sonra olduğu geldi aklıma. Adımlarımı yavaşlatıp Aksaray'dan Beyazıt'a turistleri inceleyerek ilerledim.
Kendimi bir turist olarak düşündüm. Mağazalara bakınıp gittim biraz. Türklerin beni yabancı sanma ihtimalleri üzerine kafa yordum.
Çıktı almak için kırtasiyeye uğradım. Çıktı alırken kitaplar ilgimi çekti. William Faulkner'ın As I Lay Dying kitabını da aldım çıktıyla.
Barış Pelin'lerle karşılaşıp hal hatır sordum. Staj hakkında bilgiler edindim.
Okul bahçesine oturup da bir sigara içmeyi düşündüm. Oturmadan bahçede içerken sigaramı çok rahatlamış hissettim kendimi.
Tadına vararak içmek güzel diye düşündüm. Yalnız başına bankta oturan tanıdık birisini gördüm. Tanıdık ama hiç konuşmamıştım önceden. Kendisi af ile gelen 60'lı yaşlarda çok babacan birisi.
Abi'mle, Volkan'la, tanıştığım anlar geldi aklıma. Volkan'ın benim için önemi, bendeki kısa sürede sahip olduğu yer geldi aklıma. Onunla da böyle bir anda keşfetmiştik birbirimizi. Aynı şeyleri yaşarım düşüncesiyle kendisinin yanına gittim.
Sohbeti ben açtım az çok tanıtarak kendimi. Onu tanımak istedim. Ne öğrenmedim ki? Konya, Ereğli, İktisat, Almanca, İtalyanca, Fransa, İtalya, Turizm, Mühendis oğul, Winesburg, Ohio, yalancı lise, bölüm, Ankara... Erdem abi.
Derse koşuşturduk paylaşımım sonrası.
En öne sıkışık bir yere oturdum; ama rahattım. Yanımda Seda, arkadaşlarıyla hep yemekler ve fizikleri hakkında konuştular kek yerlerken. Sahaf kitabı kokusunu Seda da severmiş. Hoş. Yaşanmışlık izleri taşıyan şeyleri severim.
Dersi iyi dinledim: Karl Marx, Seussure, Darwin, Freud, modernizm, degradation, alienation of human values...
Derste oje süren kız, sigara, tahta ve çay keyfi, keyifli kafa dengi eğlenceli sohbet...
Para yatırmayı ilk defa gerçekleştiren genç kıza yardım, döviz bürosu.
Ziraat Bankası 302 sayılı uçak kalkışı...
Çemberlitaş Anadolu Lisesi
Staj için gelmek. Öğrencilere öğretmen gözüyle süzmek. Öğretmenler odasını sormak.
İçinde gazetecilik kalmış Üsküdar'da oturan iki çocuklu İÜ Gazeteciliği İkinci Öğretim olarak okuyan okuldan öğrencilerden beklediğini bulamayan çay ikram edenTarih öğretmeniyle kısa sohbet...
Öğretmenler odasını gözlemlemek. Orada yapılan toplantıları düşünmek. Öğretmenler odasında bir staj öğretmeni olarak oturma hissi. Masadaki kurabiyeler, ygs hakkında kitaplar... Öğretmenler arası paylaşımı, sohbetleri hayal etmek. Öğretmen maaşını düşünmek.
Gözde Kara ile tanışmak, çarşamba günleri saat 14:00'te onun danışmanlığında 9-C'de bulunacak olmak.
Çemberlitaş'tan yürümek.
Kulaklığı takarken sol kulağın ağrıması.
İki adet halk malı.
Tavuk-Karnabahar-Burgu
Üç adet rahatsızlık verici kap, uykuya dalış
Rahatsızlık hissi, Everlong
Uyandığımda kendimi daha iyi hissettim. Kahvaltı ettim annemle bir güzel. İşe uğurladım onu.
Roman incelememdeki son yazımı tamamladım.
Aceleyle evden ayrıldım hazırlanıp da. Koşar adımlarla yürüdüm her zamanki gibi.
Yolu yarılamıştım ki gireceğim roman dersinin düşündüğüm saatten 45 dakika sonra olduğu geldi aklıma. Adımlarımı yavaşlatıp Aksaray'dan Beyazıt'a turistleri inceleyerek ilerledim.
Kendimi bir turist olarak düşündüm. Mağazalara bakınıp gittim biraz. Türklerin beni yabancı sanma ihtimalleri üzerine kafa yordum.
Çıktı almak için kırtasiyeye uğradım. Çıktı alırken kitaplar ilgimi çekti. William Faulkner'ın As I Lay Dying kitabını da aldım çıktıyla.
Barış Pelin'lerle karşılaşıp hal hatır sordum. Staj hakkında bilgiler edindim.
Okul bahçesine oturup da bir sigara içmeyi düşündüm. Oturmadan bahçede içerken sigaramı çok rahatlamış hissettim kendimi.
Tadına vararak içmek güzel diye düşündüm. Yalnız başına bankta oturan tanıdık birisini gördüm. Tanıdık ama hiç konuşmamıştım önceden. Kendisi af ile gelen 60'lı yaşlarda çok babacan birisi.
Abi'mle, Volkan'la, tanıştığım anlar geldi aklıma. Volkan'ın benim için önemi, bendeki kısa sürede sahip olduğu yer geldi aklıma. Onunla da böyle bir anda keşfetmiştik birbirimizi. Aynı şeyleri yaşarım düşüncesiyle kendisinin yanına gittim.
Sohbeti ben açtım az çok tanıtarak kendimi. Onu tanımak istedim. Ne öğrenmedim ki? Konya, Ereğli, İktisat, Almanca, İtalyanca, Fransa, İtalya, Turizm, Mühendis oğul, Winesburg, Ohio, yalancı lise, bölüm, Ankara... Erdem abi.
Derse koşuşturduk paylaşımım sonrası.
En öne sıkışık bir yere oturdum; ama rahattım. Yanımda Seda, arkadaşlarıyla hep yemekler ve fizikleri hakkında konuştular kek yerlerken. Sahaf kitabı kokusunu Seda da severmiş. Hoş. Yaşanmışlık izleri taşıyan şeyleri severim.
Dersi iyi dinledim: Karl Marx, Seussure, Darwin, Freud, modernizm, degradation, alienation of human values...
Derste oje süren kız, sigara, tahta ve çay keyfi, keyifli kafa dengi eğlenceli sohbet...
Para yatırmayı ilk defa gerçekleştiren genç kıza yardım, döviz bürosu.
Ziraat Bankası 302 sayılı uçak kalkışı...
Çemberlitaş Anadolu Lisesi
Staj için gelmek. Öğrencilere öğretmen gözüyle süzmek. Öğretmenler odasını sormak.
İçinde gazetecilik kalmış Üsküdar'da oturan iki çocuklu İÜ Gazeteciliği İkinci Öğretim olarak okuyan okuldan öğrencilerden beklediğini bulamayan çay ikram edenTarih öğretmeniyle kısa sohbet...
Öğretmenler odasını gözlemlemek. Orada yapılan toplantıları düşünmek. Öğretmenler odasında bir staj öğretmeni olarak oturma hissi. Masadaki kurabiyeler, ygs hakkında kitaplar... Öğretmenler arası paylaşımı, sohbetleri hayal etmek. Öğretmen maaşını düşünmek.
Gözde Kara ile tanışmak, çarşamba günleri saat 14:00'te onun danışmanlığında 9-C'de bulunacak olmak.
Çemberlitaş'tan yürümek.
Kulaklığı takarken sol kulağın ağrıması.
İki adet halk malı.
Tavuk-Karnabahar-Burgu
Üç adet rahatsızlık verici kap, uykuya dalış
Rahatsızlık hissi, Everlong
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum...
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Göz yaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum...
Orhan Veli Kanık
Erkek Beyni
Kadınlara genel olarak bir
mal-mülk olarak bakmak bir erkeğin kurtulması zor alışagelmiş güdüsüdür, evet.
Yalın olarak, erkeklere
güçlü olarak bakılır. Yazılan metinlerin (edebi ve felsefik) neredeyse hepsi
erkekler tarafından yazılmışlardır. Bu nedenle, erkeklerin düşünce yapısı,
düşünüş yapısı farkında olunmadan kadınların bilinçaltlarına aşılanmıştır, tabii
ki sadece kadınların değil erkekler de atasporu mantığıyla onları kabullenip
yollarına devam etmişlerdir.
Tür devam etmese de olur.
Doğanın söylediği o. Biz de (insanlar olarak) içgüdülerimize ve arzularımıza
eğilim halindeyiz. Cinsel haz için (güzel ve ayrı bir haz olsa da) karşı ya da
eş cinsiyete bu gözle bakmamamız gerektiğini düşünüyorum. Biraz 'seven deadly
sins' biraz 'survival of the fittiest' biraz 'repressed feelings' ve biraz da
'degeneration' kafası. Gerçi 'repressed feelings' olayı insanı deadly sins'e
iter az çok. En iyisi übermensch ile birlikte Marx. O da zor tabii biraz.
Ben kalıplara sokulamayan
ardımdan akıllarda soru işaretleri bırakan birisiyimdir. Bunun nedeni de her
görüşten beslenmem gösterilebilir. İnsanların tek bir doğruyla yaşamaması
gerektiğini, tecrübe edebildiği kadar farklı bilgiye maruz kalıp kendi öz
orijinal düşüncelerini oluşturması görüşünü benimserim. Overempathy gibi bir
şey duygusallık babında, düşünüş babında da constant hunger for
information.
Bilinebilecek, düşünülebilecek şeyler bitmez çünkü dünyadaki herkes, bir çoğu sürü olarak dolaşsa da, eşsizdir.
Benim konuşmalarımda başvurduğum yöntem insanların önceden bir şeyler bildiklerini ortaya çıkaran soru sorma yöntemidir, daha çok Sokrates kafası genel bir kalıplaştırma çalışması içindekiler için.
Bilinebilecek, düşünülebilecek şeyler bitmez çünkü dünyadaki herkes, bir çoğu sürü olarak dolaşsa da, eşsizdir.
Benim konuşmalarımda başvurduğum yöntem insanların önceden bir şeyler bildiklerini ortaya çıkaran soru sorma yöntemidir, daha çok Sokrates kafası genel bir kalıplaştırma çalışması içindekiler için.
Ciddiyim, böyle
yetiştim, realizm ve materyalizm ile kafama çok vurdu hayat, hayal kurmanın
bile gerçeğe yansıması ihtimalleri arasında gidip geldim ve son olarak
geyik(kötülemek için bu kelimeyi seçmedim) değil de mizah anlayışım
gelişmiştir.
Benim farkım ne mi, neden mi insanların arasından sıyrılıyorum, insanlar arasında sırıtıyorum?
Çünkü duygusal bir algılama çabasına sahibim. Ben duygusalım evet, beni farklı kılan bu. Duygusal insanlar az olduğu gibi, duygusal erkekler de oldukça azdır. Beni rahatsız eden durumlar hakkında bir şeyler söylemezsem içim rahat etmiyor.
Çünkü duygusal bir algılama çabasına sahibim. Ben duygusalım evet, beni farklı kılan bu. Duygusal insanlar az olduğu gibi, duygusal erkekler de oldukça azdır. Beni rahatsız eden durumlar hakkında bir şeyler söylemezsem içim rahat etmiyor.
Bir bilinç akışı içinde
düşüncelerimi böyle yansıtmam gerekliymiş sanırım. Tartışmayı özledim
insanlarla. Felsefik tartışmaları, çatışan insanları gözlemlemek istiyorum.
Öğrenmek istiyorum, açım, çok aç.
Kadınların kadınsallıklarından
soğudum. Bir dişiyle karşılaşmak istemiyorum ben, ben olgun bir kadınla ilişki
kurmak istiyorum. İlişki illa ki cinsel çağrışımları akla getirmemeli. İletişim
halinde olmak da bir ilişki biçimidir. Bundan sonra sevgili olarak
niteleyebileceğim olacaksa, bu kişinin olgun olmasını istiyorum.
Cinsellikten öteyi
görebilecek olgunlukta ve felsefede olmasını istiyorum. İnsanların ortak
yanlarının olması konuşmalarını artırmaz. Sonuçta ortak olunan konular hakkında
konuşulur konuşulur, kişisel düşünceler ve yorumlamalar yapılır. Sonrasında
sohbet sona erer.
Eğer ortak zevklere sahip olmadığınız birisiyle beraber olursanız konuşacak daha çok şeyiniz olur, emin olun. Çünkü bilmedikleriniz ve merak edeceğiniz şeyler daha çok olacaktır. Sohbet de kesilmeyecektir, taraflar sığ değilse elbet.
Eğer ortak zevklere sahip olmadığınız birisiyle beraber olursanız konuşacak daha çok şeyiniz olur, emin olun. Çünkü bilmedikleriniz ve merak edeceğiniz şeyler daha çok olacaktır. Sohbet de kesilmeyecektir, taraflar sığ değilse elbet.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







