29 Şubat 2012 Çarşamba

Winesburg, Ohio - Son


Öyküler geleneksel anlamda olay örgüsü içermeyip, belirli bir gevşeklik içinde anlatıldığından, epifan tekniğinin bulunduğu yerler bir düğüm veya çözüm noktası sağlarlar. Başlangıçta bir tutarsızlık hissedilse bile, bu noktada öykünün anlatılma nedeni olan duyguyu ve onun yarattığı düzensizliği kavramış oluruz.

Winesburg'u dolduran insanları incelerken, iki ayrı düzlem oluşturmanın yararı vardır. Birinci düzlemde ucubelerin kendilerini soyutladıkları yaşamları ve George'un bu ucubelerle olan buluşmalarından zaman içinde yaşadığı olgunlaşma.

Winesburgluların birleştikleri tek nokta, yalnızlıktır. Ne aile içinde ne de komşularıyla sağlıklı bir ilişki kuramazlar ve yaşamlarını tek başlarına sürdürmek zorundadırlar.

George Willard’ın gelişmesinde üç kişinin önemi büyüktür: Annesi, Wing Biddlebaum ve Kate Swift. Annesi, George’u babasının elinden kurtarmaya çalışmaktadır, çünkü adam oğlunun maddi kazanç peşinde koşup başarılı olmasını ister. Oysa annesi onun kasabayı terk edip kendi yolunu çizmesini arzu etmektedir. Wing Biddlebaum da bu doğrultuda düşünür; ona göre delikanlının Winesburg’daki sığ yaşamdan bir şey öğreneceği yoktur, düşler kurmalı ve kasabadan gitmelidir. Sözcüklerle oynamamayı, boş sözler yerine işlenmiş düşünceler üretmesi ise George’a, öğretmeni Kate öğütler. Delikanlı bütün bu öğütleri zaman içerisinde değerlendirmeyi becerir.

Yetişkin bir birey olduğunu kavradığı anda, George’un yanında Helen White vardır. Winesburg için bir düğüm noktası niteliğindeki bu buluşma, en azından iki kişilik yeni bir evrenin oluşmakta olduğunun habercisidir. Söz konusu bu anda Helen’i kadınlığının ötesinde, yaşamı paylaşacak bir birey olarak görmeğe başlar. Aynı duygu ve düşünceler, Helen’den de yansımaktadır. Mutluluğun hemen hiç görülmediği kasabada, onlar bu duyguyu sessizce, sözcüklere başvurmadan paylaşırlar.

Helen’le bu yakışmayı sağlamış olsa da George kasabadan ayrılmayı seçer. Ne Helen’in ne de kasaba halkının George’un olgunlaşma sürecindeki katkısı yadsınamaz. Kendisiyle bir araya gelip dertlerini paylaşmak istedikleri anların George’un eğitimi üzerindeki etkisi, okuldaki eğitimden bir bakıma daha anlamlıdır. Epifan (anlık aydınlanma) yaşadıkları anlarda George’tan çok şey beklerler. Onu ya unutulmuş geleneksel değerleri canlandıracak bir rahip ya da haberler taşıyıp onların dünyayla bağlantılarını kuran bir haberci olarak görürler. Oysa George için durum böyle değildir, bu buluşmalar sadece anlık aydınlanma anlarıdır. Her epifan ona yeni şeyler öğretir. O da birinden diğerine koşar.

George’un Helen ile birlikte kırlarda tepelerde geçirdiği o akşam ve öncesinde düşündükleri Anderson’ın en önemli mesajlarından birini içermekteymiş. Bu noktada genç muhabirin, soyutlanmışlıktan kurtulma endişesi taşıyan ucubelerin aksine, yalnızlığı yaşamayı öğrendiğini fark ederiz. Onun bu özelliği, bir birey olarak olgunlaştığını ve yeni başlayan sanatsal yeteneğinin işleyeceğini gösterir.

Tigges demiş ki: ‘’Yaşamdaki epifanik anların yarattığı, sanatta kayda geçirilip aktarılabilen iz, her insana ait deneyimin biricikliğini olduğu kadar, bu deneyimin eş zamanlı evrenselliğini de kanıtlar. Sıradan şeylerin önemini fark ederek yaşamı gerçekten anlamlı bir şeye dönüştürürüz: yıldızlı evrenin merkezinde ani bir parıltı, bir dans.’’

Anderson J. Joyce’tan öğrendiği epifan yöntemi sayesinde modern bir teknik denemiş olup öte yandan ucubelerin karanlıkta kalmış sıradan yaşantılarını ortaya sererken evrensel sonuçlara ulaşmış olur. Kendi yalıtılmış dünyalarında bu ucubelerin bireysel trajedilerini gözümüzde canlandırırken, aynı zamanda bu trajedilerin hepimizin yaşadığı, yaşayacağı trajediler olabileceğini ima eder ve modernizmin evrensellik niteliğini de vurgulamış olur.



(İsmail Öğretir'in Edebiyatta Epifan kitabından yararlanıldı.)

0 yorum:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.