Öyküler geleneksel anlamda olay örgüsü içermeyip, belirli bir gevşeklik içinde anlatıldığından, epifan tekniğinin bulunduğu yerler bir düğüm veya çözüm noktası sağlarlar. Başlangıçta bir tutarsızlık hissedilse bile, bu noktada öykünün anlatılma nedeni olan duyguyu ve onun yarattığı düzensizliği kavramış oluruz.
Winesburg'u dolduran insanları incelerken, iki ayrı düzlem oluşturmanın yararı vardır. Birinci düzlemde ucubelerin kendilerini soyutladıkları yaşamları ve George'un bu ucubelerle olan buluşmalarından zaman içinde yaşadığı olgunlaşma.
Winesburgluların birleştikleri tek nokta, yalnızlıktır. Ne aile içinde ne de komşularıyla sağlıklı bir ilişki kuramazlar ve yaşamlarını tek başlarına sürdürmek zorundadırlar.
George Willard’ın gelişmesinde üç kişinin önemi büyüktür:
Annesi, Wing Biddlebaum ve Kate Swift. Annesi, George’u babasının elinden
kurtarmaya çalışmaktadır, çünkü adam oğlunun maddi kazanç peşinde koşup
başarılı olmasını ister. Oysa annesi onun kasabayı terk edip kendi yolunu
çizmesini arzu etmektedir. Wing Biddlebaum da bu doğrultuda düşünür; ona göre
delikanlının Winesburg’daki sığ yaşamdan bir şey öğreneceği yoktur, düşler
kurmalı ve kasabadan gitmelidir. Sözcüklerle oynamamayı, boş sözler yerine işlenmiş
düşünceler üretmesi ise George’a, öğretmeni Kate öğütler. Delikanlı bütün bu
öğütleri zaman içerisinde değerlendirmeyi becerir.
Yetişkin bir birey olduğunu kavradığı anda, George’un
yanında Helen White vardır. Winesburg için bir düğüm noktası niteliğindeki bu
buluşma, en azından iki kişilik yeni bir evrenin oluşmakta olduğunun
habercisidir. Söz konusu bu anda Helen’i kadınlığının ötesinde, yaşamı
paylaşacak bir birey olarak görmeğe başlar. Aynı duygu ve düşünceler, Helen’den
de yansımaktadır. Mutluluğun hemen hiç görülmediği kasabada, onlar bu duyguyu
sessizce, sözcüklere başvurmadan paylaşırlar.
Helen’le bu yakışmayı sağlamış olsa da George kasabadan
ayrılmayı seçer. Ne Helen’in ne de kasaba halkının George’un olgunlaşma
sürecindeki katkısı yadsınamaz. Kendisiyle bir araya gelip dertlerini paylaşmak
istedikleri anların George’un eğitimi üzerindeki etkisi, okuldaki eğitimden bir
bakıma daha anlamlıdır. Epifan (anlık aydınlanma) yaşadıkları anlarda George’tan
çok şey beklerler. Onu ya unutulmuş geleneksel değerleri canlandıracak bir
rahip ya da haberler taşıyıp onların dünyayla bağlantılarını kuran bir haberci
olarak görürler. Oysa George için durum böyle değildir, bu buluşmalar sadece
anlık aydınlanma anlarıdır. Her epifan ona yeni şeyler öğretir. O da birinden
diğerine koşar.
George’un Helen ile birlikte kırlarda tepelerde geçirdiği o
akşam ve öncesinde düşündükleri Anderson’ın en önemli mesajlarından birini
içermekteymiş. Bu noktada genç muhabirin, soyutlanmışlıktan kurtulma endişesi
taşıyan ucubelerin aksine, yalnızlığı yaşamayı öğrendiğini fark ederiz. Onun bu
özelliği, bir birey olarak olgunlaştığını ve yeni başlayan sanatsal yeteneğinin
işleyeceğini gösterir.
Tigges demiş ki: ‘’Yaşamdaki epifanik anların yarattığı,
sanatta kayda geçirilip aktarılabilen iz, her insana ait deneyimin
biricikliğini olduğu kadar, bu deneyimin eş zamanlı evrenselliğini de kanıtlar.
Sıradan şeylerin önemini fark ederek yaşamı gerçekten anlamlı bir şeye
dönüştürürüz: yıldızlı evrenin merkezinde ani bir parıltı, bir dans.’’
Anderson J. Joyce’tan öğrendiği epifan yöntemi sayesinde
modern bir teknik denemiş olup öte yandan ucubelerin karanlıkta kalmış sıradan
yaşantılarını ortaya sererken evrensel sonuçlara ulaşmış olur. Kendi yalıtılmış
dünyalarında bu ucubelerin bireysel trajedilerini gözümüzde canlandırırken,
aynı zamanda bu trajedilerin hepimizin yaşadığı, yaşayacağı trajediler
olabileceğini ima eder ve modernizmin evrensellik niteliğini de vurgulamış
olur.
(İsmail Öğretir'in Edebiyatta Epifan kitabından yararlanıldı.)
(İsmail Öğretir'in Edebiyatta Epifan kitabından yararlanıldı.)


0 yorum:
Yorum Gönder