24 Şubat 2012 Cuma

'Godliness' Üzerine




Godliness bölümü 4 parçadan oluşur. Bu dört öykünün ana kahramanı Jesse Bentley’dir. Jesse din (rahiplik) eğitimi aldığı sırada eve çağrılır. Çünkü dört kardeşi savaşta ölmüştür ve babası çiftliği yönetememektedir. Kardeşlerinin aksine Jesse oldukça sıska, çıtbacak, narin bir erkektir. Çiftlik yönetmek hakkında bir bilgisi yoktur. O daha çok ruhsal alemde güçlüdür.

Narin yapısıyla çiftlikte çalışamasa da insanları çalıştırmayı çok iyi bilir. Çiftliği çok iyi yönetip başarıya ulaşır. Herkesi iyi yönetmesine rağmen kendisini yönetememektedir. Kendisi tanrıyla konuşur. Tanrının gücüyle güçlendiğini düşünür. Bir gün ayağa kalkıp çılgınca haykırır tanrıya sonradan inşa ettirdiği çiftliği yukarıdan gören odasından. Bir fanatiktir adeta, kendisini Tevrat’taki öykülere benzetir. Tanrıya dua eder bir erkek çocuğu olsun diye. Karısı çıtı pıtı, narin bir kadıncağızdır; ama onu da işe koşar. Hatta ölçüsüzlüğünün kanıtı olarak da karısı doğumdan sonra ölür.

Kız çocuk doğurduğu için de pek etkilenmişe benzemez. İstenmeyen çocuk gibi bakar kızına. Karısının ölümü de onu pek üzmüş gibi görünmez. Çiftliğini nasıl geliştireceği üzerine yoğunlaşmıştır.

Sonraları sevmediği kızının David adında oğlu olur, bu ona göre Tevrat’taki David’tir ve tanrının bir işaretidir.

Bir gün David’i ormana götürür ve çocuğu omuzlarından tutup çılgınca bağırır. Tanrının kendisiyle konuşmasını diler. David ne olduğunu anlamaz ve dedesinin içine başka bir varlığın girdiğini sanıp dehşete düşer. Kaçarken yere düşüp alnını vurur. Bu olay Jesse için bir aydınlanmadır. Tanrı tabii ki kendisine bir cevap vermemiştir. Yere düşen çocuğu alıp söylene söylene uzaklaşır.

Sonraları bir mevsim ekinlerinden büyük bir kazanç sağlar. Kimse bunu beklememiştir komşularından. Jesse komşularına ‘’komşu’’ olarak bakmaz da birer düşman olarak görür onları. Hatta onlar toprakları alınması gereken Filistinlilerdir!

Bir diğer gün yaşı büyümüş David’le yine ormana gider. Bu sefer Jesse’nin düşündüğü kuzu kurban etmektir tanrıya. İncil’deki olayı gerçekleştirip David’in alnına kuzunun kanından sürmek ister; fakat David yine de bir çocuktur ve kuzunun bağlarını çözmüş her an kaçmaya hazırdır. Jesse bıçakla David’e doğru gidince David korku içinde kuzuyla birlikte kaçar. Bıçakla kendisine geldiğini sanan David sapanını çıkarır ve dedesini alnından vurur. Jesse yere serilip bayılır. Bu olay da Jesse için ikinci uyanıştır.

Kendine geldiğinde olduğu yerden gökyüzünü izler. Sonraları da bir kütüğün üstüne oturup söylenip durur. David kelimesi geçince sadece ‘’Tanrı açgözlülüğüm yüzünden beni cezalandırdı.’’ der.

David de sapanla vurduğu dedesinin öldüğünü sanıp kayıplara karışır. ‘’Tanrının adamını öldürdüm, artık adam olmak için hazırım.’’ der.

Bu öykülerin Puritanlar hakkında olduğu söylenir. Puritanlar da çalışkan, hırslı insanlardı; fakat Jesse gibi kendilerini diğer görüşlülerden ayırmıştılar. Tanrı adına körleşip mantıktan uzaklaşmıştırlar. Acımasız ve fanatiktirler. Cadıları öldürmüşlerdir, bu tabii ölçüsüzlüklerinin bir örneği.

Jesse Bentley düş kırıklığına uğramış, hayalden uyanmış modern insan metaforudur. Öyle ki duyuları anestezileşmiş ve toplumsal ilişkileri bozulmuştur. Kendisine tanrının yanıt vermesini bekler. Bu uğurda zalim olmuştur ve bencilce güç için savaş verir.

Onu ucubeştirip yalnızlığa mahkum eden şey kendi içinde olan savaşıdır. Bağnaz tavırlı bir püritan gibi bencil inancını kendi içinde yaşayıp zalimliğiyle kendini soyutlar.

Godliness içindeki ‘’Surrender’’ bölümü Jesse’nin sevmediği kızı olan Louise Bentley’in hikayesini anlatır. Louise babası tarafından hor görülür, küçüklüğünde kasabada bir evde kalıp okula gider. O evde iki kız kardeşten daha başarılı ve zeki olması onlar tarafından hoş karşılanmaz. Yalnız kalmıştır. Evdeki diğer çocuk olan John Hardy’e yakınlık duymaya başlar; fakat aradığı sevgi fiziksellikten öte duygusal ve derin bir ilişkidir, babasının sağlayamadığı sevgi.

John Hardy’e ‘’Sevebileceğim ve beni sevebilecek birisini arıyorum.’’ yazılı bir not verir.  Bir zaman sonra John ile ağaçlık bir alanda buluşur; ama John ona istediği sevgiyi veremez ve sadece duygusuz bir birliktelik yaşarlar. Bu birliktelik sonrası korktuklarından evlenirler. David’in dünyaya gelmesinden öncedir bunlar. David’i dünyaya getirmesi bile onun hıncını, erkeklere karşı olan düşmanlığını yıkamaz. Bebeği erkek diye bakımını üstlenmez.

John’a söylediği şu sözler her şeyi özetler niteliktedir: ‘’O erkek çocuk, istediğini elde eder nasıl olsa. Kız çocuk olsaydı yapamayacağım şey yoktu bu dünyada.’’

Bebeğinin bakımı üstlenmemesi ve onu sevmemesi Louise’i kötü biri olarak gösterebilecek olsa da geçmiş tecrübeleri nedeniyle bir sempati duyarız kendisine. Erkekleri güçlü, istediklerine ulaşabilen, çıkarcı ve duygusuz yaratıklar olarak görür. Babasının bile kendisiyle ilgilenmemesi ona acımamızı, onun için üzülmemize neden olmaktadır.

Aradığı samimi aşkı bulamamış soğuk ve sevimsiz bir feministtir. Çocuğu büyürken, David’in bir gün kaybolduğunda hissettiği kaybetme korkusuyla ona sıcak davranmış olsa da üstünde her zaman bir mutsuzluk ve intikam duygusu vardır.

Yaşadıklarını bebeğine yansıtması ne kadar doğru bir davranış orası tartışılır; ama içindeki bu intikam duygusunu atamadığı her halinden bellidir.

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.