Godliness bölümü 4 parçadan oluşur. Bu dört öykünün ana
kahramanı Jesse Bentley’dir. Jesse din (rahiplik) eğitimi aldığı sırada eve
çağrılır. Çünkü dört kardeşi savaşta ölmüştür ve babası çiftliği
yönetememektedir. Kardeşlerinin aksine Jesse oldukça sıska, çıtbacak, narin bir
erkektir. Çiftlik yönetmek hakkında bir bilgisi yoktur. O daha çok ruhsal
alemde güçlüdür.
Narin yapısıyla çiftlikte çalışamasa da insanları
çalıştırmayı çok iyi bilir. Çiftliği çok iyi yönetip başarıya ulaşır. Herkesi iyi
yönetmesine rağmen kendisini yönetememektedir. Kendisi tanrıyla konuşur.
Tanrının gücüyle güçlendiğini düşünür. Bir gün ayağa kalkıp çılgınca haykırır
tanrıya sonradan inşa ettirdiği çiftliği yukarıdan gören odasından. Bir
fanatiktir adeta, kendisini Tevrat’taki öykülere benzetir. Tanrıya dua eder bir
erkek çocuğu olsun diye. Karısı çıtı pıtı, narin bir kadıncağızdır; ama onu da
işe koşar. Hatta ölçüsüzlüğünün kanıtı olarak da karısı doğumdan sonra ölür.
Kız çocuk doğurduğu için de pek etkilenmişe benzemez.
İstenmeyen çocuk gibi bakar kızına. Karısının ölümü de onu pek üzmüş gibi
görünmez. Çiftliğini nasıl geliştireceği üzerine yoğunlaşmıştır.
Sonraları sevmediği kızının David adında oğlu olur, bu ona
göre Tevrat’taki David’tir ve tanrının bir işaretidir.
Bir gün David’i ormana götürür ve çocuğu omuzlarından tutup
çılgınca bağırır. Tanrının kendisiyle konuşmasını diler. David ne olduğunu
anlamaz ve dedesinin içine başka bir varlığın girdiğini sanıp dehşete düşer.
Kaçarken yere düşüp alnını vurur. Bu olay Jesse için bir aydınlanmadır. Tanrı
tabii ki kendisine bir cevap vermemiştir. Yere düşen çocuğu alıp söylene
söylene uzaklaşır.
Sonraları bir mevsim ekinlerinden büyük bir kazanç sağlar.
Kimse bunu beklememiştir komşularından. Jesse komşularına ‘’komşu’’ olarak
bakmaz da birer düşman olarak görür onları. Hatta onlar toprakları alınması
gereken Filistinlilerdir!
Bir diğer gün yaşı büyümüş David’le yine ormana gider. Bu
sefer Jesse’nin düşündüğü kuzu kurban etmektir tanrıya. İncil’deki olayı
gerçekleştirip David’in alnına kuzunun kanından sürmek ister; fakat David yine
de bir çocuktur ve kuzunun bağlarını çözmüş her an kaçmaya hazırdır. Jesse
bıçakla David’e doğru gidince David korku içinde kuzuyla birlikte kaçar.
Bıçakla kendisine geldiğini sanan David sapanını çıkarır ve dedesini alnından
vurur. Jesse yere serilip bayılır. Bu olay da Jesse için ikinci uyanıştır.
Kendine geldiğinde olduğu yerden gökyüzünü izler. Sonraları
da bir kütüğün üstüne oturup söylenip durur. David kelimesi geçince sadece
‘’Tanrı açgözlülüğüm yüzünden beni cezalandırdı.’’ der.
David de sapanla vurduğu dedesinin öldüğünü sanıp kayıplara
karışır. ‘’Tanrının adamını öldürdüm, artık adam olmak için hazırım.’’ der.
Bu öykülerin Puritanlar hakkında olduğu söylenir. Puritanlar
da çalışkan, hırslı insanlardı; fakat Jesse gibi kendilerini diğer
görüşlülerden ayırmıştılar. Tanrı adına körleşip mantıktan uzaklaşmıştırlar.
Acımasız ve fanatiktirler. Cadıları öldürmüşlerdir, bu tabii ölçüsüzlüklerinin
bir örneği.
Jesse Bentley düş kırıklığına uğramış, hayalden uyanmış
modern insan metaforudur. Öyle ki duyuları anestezileşmiş ve toplumsal
ilişkileri bozulmuştur. Kendisine tanrının yanıt vermesini bekler. Bu uğurda
zalim olmuştur ve bencilce güç için savaş verir.
Onu ucubeştirip yalnızlığa mahkum eden şey kendi içinde olan
savaşıdır. Bağnaz tavırlı bir püritan gibi bencil inancını kendi içinde yaşayıp
zalimliğiyle kendini soyutlar.
Godliness içindeki ‘’Surrender’’ bölümü Jesse’nin sevmediği
kızı olan Louise Bentley’in hikayesini anlatır. Louise babası tarafından hor
görülür, küçüklüğünde kasabada bir evde kalıp okula gider. O evde iki kız
kardeşten daha başarılı ve zeki olması onlar tarafından hoş karşılanmaz. Yalnız
kalmıştır. Evdeki diğer çocuk olan John Hardy’e yakınlık duymaya başlar; fakat
aradığı sevgi fiziksellikten öte duygusal ve derin bir ilişkidir, babasının
sağlayamadığı sevgi.
John Hardy’e ‘’Sevebileceğim ve beni sevebilecek birisini
arıyorum.’’ yazılı bir not verir. Bir
zaman sonra John ile ağaçlık bir alanda buluşur; ama John ona istediği sevgiyi
veremez ve sadece duygusuz bir birliktelik yaşarlar. Bu birliktelik sonrası
korktuklarından evlenirler. David’in dünyaya gelmesinden öncedir bunlar.
David’i dünyaya getirmesi bile onun hıncını, erkeklere karşı olan düşmanlığını
yıkamaz. Bebeği erkek diye bakımını üstlenmez.
John’a söylediği şu sözler her şeyi özetler niteliktedir: ‘’O
erkek çocuk, istediğini elde eder nasıl olsa. Kız çocuk olsaydı yapamayacağım
şey yoktu bu dünyada.’’
Bebeğinin bakımı üstlenmemesi ve onu sevmemesi Louise’i kötü
biri olarak gösterebilecek olsa da geçmiş tecrübeleri nedeniyle bir sempati
duyarız kendisine. Erkekleri güçlü, istediklerine ulaşabilen, çıkarcı ve
duygusuz yaratıklar olarak görür. Babasının bile kendisiyle ilgilenmemesi ona
acımamızı, onun için üzülmemize neden olmaktadır.
Aradığı samimi aşkı bulamamış soğuk ve sevimsiz bir
feministtir. Çocuğu büyürken, David’in bir gün kaybolduğunda hissettiği
kaybetme korkusuyla ona sıcak davranmış olsa da üstünde her zaman bir mutsuzluk
ve intikam duygusu vardır.
Yaşadıklarını bebeğine yansıtması ne kadar doğru bir
davranış orası tartışılır; ama içindeki bu intikam duygusunu atamadığı her
halinden bellidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder