Beni bıraktığında böyle göründü ardından:
Seni kırmak için bir sebebim yoktu.
İnan çok üzgünüm.
Çok pişmanım.
Sana anlatmama izin ver, bir şeyler diyeceğim.
Böyle şeyler yapınca kendimden nefret ediyorum. Nasıl
şeyler? Karşıma çıkan olayları derinlemesine irdeleyip net bir sonuç almaya
çalışana kadar uğraşırken asıl hissettirmek istediklerimi yansıtamamak gibi
şeyler.
Kuralları benim için bir şey ifade etmeyen bir oyun
oynuyormuşum gibi geliyor. Hayat, evet, karışık bir fenomen.
Senden gerçekten çok hoşlandım, gerçekten hala çok
hoşlanıyorum.
İnanıyorsun değil mi? İnandığını söyle bana.
Sen uzun zamandan beri beğendiğim ilk insansın. Tahammül
edebildiğim ilk insansın. Bütün hayatım bir kayıp. Bir hiç gibi. Yaşadığım onca
ilişki. Tabii ki hepsi birer tecrübeydi, ve hiçbiri boş şeyler değil.
Şu an yaptığım kendimle çelişmek değil. Seninleyken hep
böyle ifade ettim düşüncelerimi. Yaptığım şey söylediklerim içinde hatalarımı
görüp arkasından düzeltmekti. Bir hiç gibi geldiğini söylüyorum hayatımın; ama
tabii ki biliyorum tam anlamıyla öyle değildi. Bunun ardından öyle olmadığını
söylemem benim bakış açımı değiştirip sana fikrimi sunmamdan ileri geliyor.
Çelişiyorsun dedin kendinle. Bu çelişmek değil. Bakış
açısıdır önemli olan. Nasıl bakarsan olayları öyle yorumlarsın. Bu iki türlü
olmak zorunda da değil, olumlu ya da olumsuz şeklinde. İnsanın bazı şeyleri
sorgulaması gerektiğine inanıyorum bu şekilde. Bir şey ters gidiyorsa, kimisi
dünyam yıkıldı der, kimisi vardır bir hayır der. Bense her şey ters gidiyor ama
dünyamın yıkılmasında ya da dünyamı yıkılıyor olarak görmemde belki bir hayır
vardır derim. Tabii ki olumsuz düşünmekte bir hayır var mı tartışılır.
Bağışla beni. Bazen arkamı dönüp de gittiğim için.
Bağışla beni. Söylediğin şeylere kimi zaman kulak asamadığım
için.
Bağışla beni. Bana inanıyorken sen, ben bunu göremediğim
için.
O çok merak ettiğin neden böyle garip, dengesiz ve gizemli
davrandığımı açıklıyorum. İlk defa birisine açıklıyorum, bu sensin, daha doğru
birisi de olamaz sanırım.
Neden ilişkimiz düzgün bir şekilde ilerlemedi, bilmediğin
şeyler şunlar:
Ben kuzenimi kaybettiğim sıra hayatımın süper gittiğini
düşünüyordum. Her açıdan iyiydi hayatım. Sorunum yok gibiydi. Mükemmel pozitif
bir bakış açısıyla yaşıyordum her günümü dolu dolu.
Vefat sonrasında, aslında her şeyin o kadar da iyi
gitmediğine, sahip olduğum şeyleri haketmediğim düşüncesini benimsemeye
başladım. Fiziksel olarak güçlüydüm, psikolojik olduğum kadar. Sonrasında
üzüntümden saçlarım döküldü. Sonra saçlarımın dökülmesine üzüldüm, yine saçım
döküldü. Üzüntüden sanki birkaç yaş yaşlanmış gibi hissetmeye başladım. Hayat
anlamsız gelmeye başladı bir şeyler için mücadele ederken bazı şeylerin
bozulması.
Dünyanın sonu geldiii diye hissetmedim. Bu kadar basit
değil. Ben çok abartmam yaşadıklarımı, duygularımı.
Sonra bir diğer şey, saçımın dökülmesi olayı beni çok üzdü.
O kadar sene saçlarımla övünürdüm, çok severdim. Ayrı bir bağ vardı. İnsanın
kendini beğenmesi önemlidir. Onları da kaybetmeye başladığımda kendimi
yeterince beğenmemeye başladım ve onlar yokken gerisinin önemli olmadığına
yordum düşüncelerimi ve saldım kendimi.
Düşünmeden yaşamaya başladım, gerçek şeyler hissetmeden
yaşamaya. Açıkçası sadece hoşuma giden şeyler yapar olur, zevk aldığım şeyler
yaptım. Mesela film izlemek, oyun oynamak, müzik dinlemek, yemek yemek. Aç
olmasam da bunlara sürekli sadece lezzetli olduğu düşüncesiyle tükettim
hepsini. Neden yaptığım önemli değildi. Yapmamın sebebi sadece kaybettiğim bir
şeylerin yerini doldursun diye yapmamdı.
Aç olmasan da hamburger atıyorum, lezzetli bir şeydir,
lezzetli bir şeyi yeme. Psikolojiyi doyurmak. Psikolojimi istediğim şeyleri
yapabiliyorum düşüncesiyle doyurmaya çalıştım.
Sonra gittim saçımın dökülmesini yaşlanmaya verdim,
yaşlandığımı artık gençliğimi yitirdiğimi düşünmeye başladım. Çünkü hep
öyleydi. Kısa saç saçım varken beni ciddi ve büyük gösterirdi, saçım uzunken de
hep çocuğa benzerdim. Saçımı kaybedince çocukluk saflığımı kaybettiğimi
hissettim. Kuzenim de benim için dünyanın en saf ilişkisiydi. Kuzenimi
kaybetmemle saflığımı kaybetmemi bağdaştırdım. Saflığımı kaybettim artık gerisi
önemli değil gibi hayatın akıntısına attım kendimi.
Biraz kendimden çıkıp seninle olan ilişkimden söz edeyim.
Dediğim gibi sen benim için uzun zamandır hissetmediğim duygularımı
canlandırdın. İçimdeki yaşam sevgisini tekrardan ortaya çıkardın. Saf duygular
beslememi sağladın tekrardan.
Şekspirin dediği bir söz sana karşı davranışımın sebebi:
“İnsan sevilmeyi hak ettiğini düşünmediğinden sevmeyi beceremez.” diye.
Evet. Seni hak etmediğimi düşündüm hep. Seni çok yücelttim
gözümde, hala öyle. Çok değerli olduğunu düşündüm. Beni sevemeyeceğine
inandırdım kendimi. Kendimi küçük gördüm gözümde, küçümsedim kendimi.
Arkadaşlarınla tanışmak istememin asıl sebebi buydu belki,
çekindim. Utandım kendimden. Kötü görünmek istemedim. Seni kötü temsil etmek
istemedim. Önce kendimi biraz toparlayayım, kendime çeki düzen vereyim ondan
sonra olsun istedim. Tabii fiziksel de psikolojik de düzelme hemen
gerçekleşmez. Sana kendimi daha güzel gösterebilmek için zamana ihtiyacım
olduğunu düşündüm.
Hantallaşmış benliğimi tertip etmem gerektiğini düşündüm.
Beni çirkin görmeni istemedim. Sana güzel görünmek istedim.
İşte bazen kendimden nefret ediyorum dediğim şey, seni hak
etmediğimi düşünerek davranışlarımı tam yansıtamamaktan nefret ediyorum. Bencil
değilim ben. Seni düşündüğümden çekindim.
Seni sevmemle yakından uzaktan alakası yoktu
davranışlarımın. Seni seviyorum ve senden çok hoşlanıyorum.
Seninle daha çok zaman geçirebileyim kendime çeki düzen
verebileyim diye just’taki işimi bıraktım. Stresliydim, işle, okulla, ailemle
sorunlarım vardı. Şimdi yok mu elbette var, insanın her zaman sıkıntısı
olabilir, olacaktır da. Sıkıntı, sorunlara karşı yaklaşımımda sorun vardı.
Onları ön plana alıp seni arka plana atmadım. Onlar bitsin
sana odaklanayım istedim.
Bak, erkekler hayatlarında karşılaştıkları olayları,
tecrübeleri hep bir engel ve basamak olarak görür. Her şey erkekler için kat
kattır. Birisi biter diğeri başlar şeklinde görürüz. Kadınlar ise hayatı bir
dere olarak görür, onlar için her şey akar, her şey birbiriyle bağlantılı
olarak görür; devamlılığa önem verirler.
Erkeklerin bu bakış açısını değiştirmek zordur. Her şeyi bir
görev olarak görebilir. Bir şey bitmeli ondan sonra diğer daha iyi olsun
gibisinden. Kadınlar olmasa erkekler yıkılıp kalıp bu yüzden aslında kadınlar
daha güçlüdür. Devam etmeyi daha iyi becerirler. Erkekleri toplayanlar
kadınlardır. Toplayan derken, umut veren, hiçbir şeyin bitmediğini hatırlatan,
hayatın sürekliliğini gösteren onlardır.
Bunu yapmak bir zorunluluk değildir; ama kadınlar bunu
bilincinde olup sıkı durmalıdır. Bu demek değildir ki kadınlar kırılmaz.
Elbette ki kırılırlar ve erkekler de her şeyi yaparlar böyle olmaması için
çünkü hayatı veren kadınlardır. Sen bu yüzden benim yaşam sevincimdin. Beni
mutlu eden şeydin hayatımda. Yolunda gitmese de bazı şeyler gülümseyebiliyordum
her şeye karşı. Senin olman bana mutluluk veriyordu. Sen dediğim gibi
katlanabildiğim tek kişisin karşıma çıkan. Senin yanında doğal olabiliyordum.
Çünkü sen hep doğal geldin bana. Davranışların hayatın
çekinmemen benim çok hoşuma giden şeylerdi.
Erkekler işte, her şeyi kademe olarak görüp bunlardan
kadınlara bahsetmez, çünkü bir erkek olarak kendi mücadele etmelidir. Güçsüz
gözükmek istemez erkekler. Bu yüzden sessiz takılırlar. Bu sessizlik de
sorunlara yol açar ilişkilerde.
Lütfen daha fazla sorgulama sana karşı olan sevgimi. Seni
elbette seviyorum. Çok güzel birisisin. Fiziksel olarak harikasın, dış
güzelliğine diyecek söz bulamam. Bunun dışında karakterin de süper. Senin gibi
karaktere sahip birisinin bu kadar güzel olması az rastlanır sanırım.
Ben seni öptüğüm için sevmedim. Sorunları da öpüşerek
kapatmaya çalışmadım. Eksikler farklı şeylerle kapatılmaz, biliyorum. Çekindiğimdendi
hepsi, sana değer vermek istesem de, seni hak etmediğimi düşündüğümden olumsuz
durdum, çekmeye çalıştım kendimi. Açamadım kendimi sana.
Sen diyorsun “edebiyatçı”sın sen konuşamayacaksın da kim
konuşacak? Hayır, edebiyatçı bir şey söyleme üzerine yoğunlaşmaz, o şeyleri
nasıl söyleyeceğin üzerine yoğunlaşır. Estetik ve sanatsal olarak bir şeyler
ifade etmeye çalışır. Edebiyatçılar için bir şeyler yazmak zordur, çünkü basit
ve sade olamazlar artık. Birçok kişinin yazdıklarını okuyup, farklı farklı karakterlerin
beynine girip de bir duyguyu da nasıl ifade edeceklerini bilemezler çoğu
durumda. Yazarlar bir şeyler, kastettikleri başka şeylerdir, kelimelere anlam
yüklerler. Bunun güzel bir şey olup olmadığını tartışmayacağım, söylemeye
çalıştığım şey -bak o kadar şey söyledim
hala açık ve net olamıyorum- edebiyatçı olan “ben” için ile ifade edebilmek ne
hissettiğimi zor. Bir de erkek olduğumdan daha da zor.
İnsan çeşitli şeyler hisseder, kimi zaman salak, kimi zaman
boş, kimi zaman dolu, kimi zaman zekiyiz. Hiçbir zaman tam olarak gerçek
kimliğimizin ne olduğunu keşfedemeyeceğiz. Çünkü her duyguyu yaşarız bu yüzden
de farklı farklı hissetmemiz doğal her an. Antidepresan gibi şeyler ama direk
duygularını duygusuzlaştırıp sabitlediği için işte o zaman gerçek kimliğinden
çıkmış olursun, antidepresan durulaştırır, boş bir levhaya döner beynin.
Üniversite yaşındasın, üniversite çok geliştirecektir seni, zaman içinde yeni
tecrübelerle daha da zenginleşecek ve güçlenecektir bakış açıların. Sorgulama
dönemindesin ve bu çok doğal, kafanın içinde birçok soru işareti olması. Büyük
bir stresli dönemi geride bıraktın sınavında başarılı olarak. Rahatlamaya
çalış, seninleyken bunu yapmaya çalışıyordum ben. Seni rahatlatmak,
sıkıntılarında sırtını dayayabileceğin bir duvar olarak yanında olmaya
çalıştım. Bu konuda pişman değilim. Pişmanlığım seni hak etmediğimi düşünerek
kendimi açmam ve belki de bahane sayılabilecek şeyler ortaya atmamdı.
Bağışla beni benden ayrıldığında, kabullenmiş gibi
davrandığım için. Seni arkadaş olarak görmek şöyle dursun, ben seni sevgilim
olarak da görmüyorum. Sen özel bir insansın benim için, benim içimde.