Kalkmalı doğrulmalı geç olmadan.
12 Mart 2016 Cumartesi
Beni Mi Tanımak İstiyorsun?
- Annem işten çıkarıldı, açtığı dava iki sene sürdü, davayı kazandı, alacağı yüklü tazminat, kaldı, ortada, çünkü şirket battı diye gösterildi, şirketin haznesinde ödeyecek herhangi bir para kalmamıştı, bankalar daha önemli insanlardan bu ülkede çünkü, çalışan, şirkete o parayı kazandıran insanlar, makine parçaları önemli değildi, makine parçasını çıkarırsın, yerine yeni parçalar her zaman geçer, bulunur, yontulur insanlar.
- Ben annem işten çıkarıldığında, zengin bir muhitte üniversite sınavına hazırlanıyordum. İlk girişimde aldığım puan iyi değildi ve ben dedim ben daha iyisini yaparım, buna yeteneğim var. Kursa gittim, kursa gitmek bedava değildi.
- Aynı evde ablam artık yaşamıyordu. Çünkü babam ablamın genç yaştaki özgür isyan ruhunu kaldıramamıştı. Eve geri dönmesi durumunda onu öldürecekti, kavga etmişlerdi, ben ordaydım, kapının arkasında, olanları duyuyordum, dinlemiyordum, duyuyordum. Ablam eve gitti, geri gelmedi. Üniversite sınavına 3. kez girdikten sonra bu sefer kendisini kurtaracak yeterli puanı elde etmişti. Çıplak ayaklarıyla koştu o gün kaldırımlarda, tutmadı kaldırımlar onu, karışmadılar gidişine, ne de ayağına batan taşlar, özgürlüğüne koşuyordu. Çanakkale'ye farklı bir şehre gidecekti, biz İstanbul'daydık o sıra, şu an da değişmedi, gidemedim buralardan. 3 sene ÖSS sınavına girdi, 2 sene kursa gitti, en son sisteme yakınlığıyla bilinen FEM Dersanelerine gitti.
- Önceden gitmişti ablam zaten, o hiç ailede olmamıştı. Sevmedi, istemedi, yadırgadı ailesini, isyan etti maddi olarak ona istenilen ortamı sunamadıkları için, kendilerine sunulmamış hayatları bize yaşatmaya çalışan kişilere karşı.
- 1 sene işsiz gezdi annem, spor yaptı, yürüyüş sabahları, kilo verdi, bu bilinçli bir kilo verme çabası mıydı, eve giren ekmeğin azalmasından mıydı bilmiyorum, veya işten çıkarılmış olmanın verdiği sıkıntı ve üzüntüden mi. Babam evin tek gelir kaynağıydı.
- Ben başarılı olmak zorundaydım, başarısızlık gibi bir seçeneğim yoktu, kışın 10 günlük sömestırda, kurs tatile girdi, ben de eve kapadım kendimi, ders çalışmak, test çözmek için, başarılı olmak için. Çalıştım, çok çalıştım, düzenli bir şekilde, planlı bir şekilde günlerimi gün ettim kendimi geliştirdiğime inanarak. Kar yağdı, dışarıya çıkmadım, camı açıp camın önünde biriken karlarla kartopu yapıp camdan aşağı attım, gelşigüzel attım bir hedefim olmadan.
- İşte bu zamanlar PLEVA denilen cilt hastalığına yakalandım. Stresten dediler, güneş görmemekten dediler. Ben kendimi dışarıya kapamış sadece başarılı olmak, doğru sayımı arttırmakla meşguldüm. Üniversite sınavına girdim, hastalık için haftanın neredeyse her günü hastaneye gidip X ışını altına girdikten sonra ananemde kalıp, çünkü hastane ananeme yakındı, onda kalmam gerekti.
- Kazandım, üniversite sınavında iyi bir puan aldım, kazandım, kendime verdiğim psikolojik mücadeleyi, hastalığım süresince lanet ettim, yalvardım bir yaratan var mı halimi görüyor mu diye, mücadelemi yine de bırakmadım. Üniversiteyi Ankara'da kazandım, ilk defa ailemden ayrı bir şekilde yabancıların yanında yaşayarak. Bu süreçte sağlıklı olmanın önemini anladım, yalnız yaşamanın ne demek olduğunu öğrettim kendime, okudum, öğrendim, uyguladım, sonuçlarını gördüm. PLEVA'yı atlattım üniversitenin 1. sene sonuna yakın, X ışınlarına maruz kalmaktan kurtuldum en sonunda.
- Annem iş buldu. Çalışmaya başladı tekrardan. Ablam Çanakkale'deki okuldan dikey geçişle Ankara'yı kazandı benimle aynı sene. Karşılıklı aynı kurumun yarı özel yurtlarında kaldık Veteriner Fakültesi içinde. Veteriner Hekimliği 1. sınıf öğrencisi oldu ablam; ben Amerikan Kültürü ve Edebiyatı öğrencisi.
- 2. senemin sonuna yaklaşmaya sigaraya başladım, bariz bir sebebi yoktu. Aklım karışıktı, Ankara'dan kurtulmak istiyordum bir şekilde, İstanbul'a geçip hayatımın daha iyi olacağına inanıyordum, İstanbul Ünjiversitesi'ni daha iyi bir seçim olarak görüyordum. Asıl sebep para olabilirdi. Maddi olarak aileme destek olmak, onların yükünü azaltmak için onların yanında yaşamanın daha doğru olacağını düşünmüştüm. Ablam çünkü, 3 senedir tek başına yaşıyordu, bense devletten aldığım kredi ile günümü ayımı hesaplayarak geçiriyordum. İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümüyle çift anadal yapmayı düşünürken, 2. Ümiversite olarak açık öğretimden 4 senelik İşletme okurken, Erasmus programıyla İspanya'ya gitmeyi düşünürken maddi sıkıntılar nedeniyle ben İstanbuk Üniversitesi'ne Yatay Geçiş yaptım.
- İstanbul Üniversitesi'ne geçtim, Ankara'yı bırakmanın verdiği buruklukla, çünkü arkadaşlarım kurduğum bir hayat yine son bulmuştu. Ankara Üniversitesi'ndeki eğitim 15 kat daha iyiydi. Çalıştım çabaladım ortalama kasarak sınavlara girerek Yatay Geçiş yapmaya hak kazandım, İstanbul Üniversitesi'ne geçtim emeğimin karşılığı olarak. İstanbul Üniversitesi her şeyiyle yeniydi benim için, insanlar ortam arkadaşlar hocalar sistem... Evde bir haftasonu bir gazetenin verdiği ekleri okuyordum, part-time işe giren öğrencilerin iş hayatında ileriki dönemlerde daha başarılı olduğuna dair bir yazı okudum. Part-time işe girmek girdi aklıma o zaman. Taksim'deki kafelerden birine girip iş başvurusunda bulundum, o gün yanımda Özlem ve Lale isimli üniversiteden arkadaşlarım vardı ve ben Sex On the Beach isimli kokteyli içiyordum, ertesi hafta işe başladım.
- Hem okuyor hem işe gidiyordum artık. Zaman geçti para tatlı geldi, daha fazla çalışmak daha fazla para kazanmak istedim. Daha çok iş yapan, daha lüks bir kafeye gittim, Sakıp isimli arkadaşımdan duyduğum onun eskiden çalıştığı daha iyi para kazandığı bir yere. Gizli müsteri olarak gittim, ortamı inceledim, beğendim, Thales Cafe'den Kafe Pi'ye geçişim bundan sonra oldu.
- Haftanın 6 günü çalışmaya başladım. İstanbul Üniversitesinin 2. senesinde artık tam zamanlı barda çalışan bir öğrenci oldum, üniversitedeki basketbol takımını, dersleri bit kenara bırakıp. Derdim ki 3 adet benden olsun birisi derslerde başarılı inek öğrenci olsun, birisi basketbol takımında başarılı bir sporcu olsun, diğeri de barmen olup iyi para kazansın. Ben para kazanmayı seçtim.
- Kazandığım paranın neredeyse hepsini aile verdim, ailem kazandığım parayı aileme yolladığını söyledi, kendisi o zamanlar Ankara'da okuyordu hala. Ben ise bir sene okulu uzatmış oldum, 4. sınıfta kaldım okulda derslere sınavlara girmediğimden. 4. senenin sonunda Kafe Pi ile Çeşme İzmir'e gittim Beach Club işletmeye, barmen oldum o ara tabii.
- İşten kovuldum, canımı dişime takıp uyku uyumadan yemek yiyemeden işemeye bile gidemeden çalışmış olmama rağmen halimi anlamayan şef bozuntusu bir insan yüzünden. Kuzenimi o sene kaybettik İzmir'e Çeşme'ye gitmemin asıl sebebi olan kuzenimi.
- İstanbul'a döndüm, işimi de kaybetmiştim, kuzenimi de; yasa düştüm, yastı tek çözümüm, depresyonda boğuluyordum, Bahsetmeyi unuttum, babam 2 sene senelik izin kullanmamıştı, işvereni izne çıkmasına izin verdi, 3 gün sonrasında işe döndüğünde işten çıkarıldığına dair dilekçe verildi eline işe devamsızlığından. Artık bizimkilerle iyi bir muhitte oturamıyorduk, paramız yoktu karşılayacak, ben de kazandığımı zaten evin geçimine ablama burs olarak veriyordum. Annem karşılamaya başladı evin kira ve faturalarını. Ben depresyonda, ablam Ankara'da, babam işten çıkarılmış, annem tek başına çalışarak yaşıyorduk, kötü fakir bir muhitte.
- Evimiz soyuldu 3 kere, maddi manevi büyükler kayıplar verdik. Ben de 6 ay sonunda depresyondan kurtarıp kendimi okulu bitirmeye karar verdim. Okulu bitirdim, okul derecem yerlerde sürünmesine karşın, sene sonunda bölüm birincisi ortalamamla mezun oldum. Yüksek lisans için ALES, KPDS sınavlarından yüksek notlar aldım, mülakatla 60 kişinin içinden 3. olarak seçildim.
- Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi oldum. Para yoktu, yüksek lisans dönemine kadar okulun son döneminde 1 sene boyunca Just English Language Center'da part time olarak neredeyse full time çalışan şeklinde Beşiktaş ve Kadıköy şubelerinde çalışarak İngilizce öğrettim çeşitli yaş grubundan kişilere.
- Yüksek Lisans okurken para gerektiğinden devlette Sözleşmeli Öğretmenlik (Kölelik) yaptım; ama yeterli olmadı, maddi durumumuz sıkıntılıydı, ve ben kendimi Edebiyata, kitaplarda kaybolmaya veremiyordum kendimi, eski kız arkadaşım olan Zeynep Tabak'la görüştüm birkaç kez, kendi işinden bahsetti bana, havalimanında pasaport vize memurluğu.
- Gözen firmasında işe başladım ben de bir süre sonra, iki senedir bu işi yapıyorum. Bel Fıtığı olmama sebep olan başlarda beni hamal olarak gören, kendimi değersiz hissettiren, saygı görmediğim bu şirkette. Bel Fıtığı Ameliyatı oldum Acıbadem International Hospital'da, 9 saat sürdü yaşamla sağlık mücadelem, 2 saat yoğun bakımda kaldım, ölümden döndüm 2 defa nefessiz kaldım. Bel Fıtığı Ameliyatını atlattım, 25 kiloya yakın kilo verdim.
- Ananemin arsası satıldı, bize bir pay düştü, bu pay'ın üstüne kredi ile para çekip sırf İstanbul diye dandik bir ev satın almak zorunda kaldım zemin bahçe katında, diyordum ki, insanlar nasıl yaşıyor zemin katta, öğrendim, yaşadım nasıl yaşanılacağını veya yaşanılamayacağını mı diyeyim?
- Şimdilerde evi boşalttık, sözde kendi evimiz, halen borcu bitmemiş halde, kiralık olarak 2. katta başka bir apartman dairesinde yaşam mücadelesi veriyoruz. Ablam bu süreçte okulunu bitirmeyi başarıp, 5 senelik okulu 6 senede bitirip İstanbul'a bizimle yaşamaya geldi, eski o 1+1 küçücük zemin bahçe katı evimizde. 1+1 evde 4 kişilik 4 yetişkin olarak yaşıyoruz, ben 25 yaşımdayım, ablam 28, anne babamı anlayın artık siz.
- 2+1'de salonu ablamın odası yaptık yaşıyoruz işte bir şekilde. Babam işsiz kaldığından bu yana af ile Mimarlık Fakültesi Trakya Üniversitesi'nde 1 sene okudu, belki Mimar olurum hayalini içinde bırakarak, okulu maddi durumdan dolayı dondurmak zorunda kalarak, annem yine işsiz kaldı bir süre, başka bir firmada çok şükür iş buldu, babam halen iş bulamadı 3 senedir, at yarışı oynayarak nadiren de olsa bazen bir miktar az da olsa bir para bularak yaşıyoruz, aileme ben de 1.000 TL veriyorum her ay.
- Kuzenim vefat ettikten sonra, defalarca intihar etmeyi düşünsem de, antidepresanlarla günlerimi mimiksiz duygusuz antidepresan gülümsemeleriyle geçirmiş olsam da, yaşıyorum işte, nefes alıyorum. Aileme verdiğim 1.000 TL, kredi kartına verdiğim 1.000 TL kalıyor bana ayın sonraki 30 günü 100 TL ile yaşamak. Yaşamak bu bazılarına göre, beton koklayarak karınca yuvası misali aslında çoğu böcek olan insanlarla tıpış tıpış bindiğimiz toplu taşıma araçlarıyla daha büyük bir böcek faunasında kemirgenlerin yılanların leşçilerin arasında seyahat dökümanlarını inceleyerek başka mikrokozmonoslara uçak denilen botlarla yüzüp yüzemeyeceklerini kontrol etmek.
* Vesaire, vesaire ve vesaireler eşliğinde....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.