24 Şubat 2012 Cuma

'Godliness' Üzerine




Godliness bölümü 4 parçadan oluşur. Bu dört öykünün ana kahramanı Jesse Bentley’dir. Jesse din (rahiplik) eğitimi aldığı sırada eve çağrılır. Çünkü dört kardeşi savaşta ölmüştür ve babası çiftliği yönetememektedir. Kardeşlerinin aksine Jesse oldukça sıska, çıtbacak, narin bir erkektir. Çiftlik yönetmek hakkında bir bilgisi yoktur. O daha çok ruhsal alemde güçlüdür.

Narin yapısıyla çiftlikte çalışamasa da insanları çalıştırmayı çok iyi bilir. Çiftliği çok iyi yönetip başarıya ulaşır. Herkesi iyi yönetmesine rağmen kendisini yönetememektedir. Kendisi tanrıyla konuşur. Tanrının gücüyle güçlendiğini düşünür. Bir gün ayağa kalkıp çılgınca haykırır tanrıya sonradan inşa ettirdiği çiftliği yukarıdan gören odasından. Bir fanatiktir adeta, kendisini Tevrat’taki öykülere benzetir. Tanrıya dua eder bir erkek çocuğu olsun diye. Karısı çıtı pıtı, narin bir kadıncağızdır; ama onu da işe koşar. Hatta ölçüsüzlüğünün kanıtı olarak da karısı doğumdan sonra ölür.

Kız çocuk doğurduğu için de pek etkilenmişe benzemez. İstenmeyen çocuk gibi bakar kızına. Karısının ölümü de onu pek üzmüş gibi görünmez. Çiftliğini nasıl geliştireceği üzerine yoğunlaşmıştır.

Sonraları sevmediği kızının David adında oğlu olur, bu ona göre Tevrat’taki David’tir ve tanrının bir işaretidir.

Bir gün David’i ormana götürür ve çocuğu omuzlarından tutup çılgınca bağırır. Tanrının kendisiyle konuşmasını diler. David ne olduğunu anlamaz ve dedesinin içine başka bir varlığın girdiğini sanıp dehşete düşer. Kaçarken yere düşüp alnını vurur. Bu olay Jesse için bir aydınlanmadır. Tanrı tabii ki kendisine bir cevap vermemiştir. Yere düşen çocuğu alıp söylene söylene uzaklaşır.

Sonraları bir mevsim ekinlerinden büyük bir kazanç sağlar. Kimse bunu beklememiştir komşularından. Jesse komşularına ‘’komşu’’ olarak bakmaz da birer düşman olarak görür onları. Hatta onlar toprakları alınması gereken Filistinlilerdir!

Bir diğer gün yaşı büyümüş David’le yine ormana gider. Bu sefer Jesse’nin düşündüğü kuzu kurban etmektir tanrıya. İncil’deki olayı gerçekleştirip David’in alnına kuzunun kanından sürmek ister; fakat David yine de bir çocuktur ve kuzunun bağlarını çözmüş her an kaçmaya hazırdır. Jesse bıçakla David’e doğru gidince David korku içinde kuzuyla birlikte kaçar. Bıçakla kendisine geldiğini sanan David sapanını çıkarır ve dedesini alnından vurur. Jesse yere serilip bayılır. Bu olay da Jesse için ikinci uyanıştır.

Kendine geldiğinde olduğu yerden gökyüzünü izler. Sonraları da bir kütüğün üstüne oturup söylenip durur. David kelimesi geçince sadece ‘’Tanrı açgözlülüğüm yüzünden beni cezalandırdı.’’ der.

David de sapanla vurduğu dedesinin öldüğünü sanıp kayıplara karışır. ‘’Tanrının adamını öldürdüm, artık adam olmak için hazırım.’’ der.

Bu öykülerin Puritanlar hakkında olduğu söylenir. Puritanlar da çalışkan, hırslı insanlardı; fakat Jesse gibi kendilerini diğer görüşlülerden ayırmıştılar. Tanrı adına körleşip mantıktan uzaklaşmıştırlar. Acımasız ve fanatiktirler. Cadıları öldürmüşlerdir, bu tabii ölçüsüzlüklerinin bir örneği.

Jesse Bentley düş kırıklığına uğramış, hayalden uyanmış modern insan metaforudur. Öyle ki duyuları anestezileşmiş ve toplumsal ilişkileri bozulmuştur. Kendisine tanrının yanıt vermesini bekler. Bu uğurda zalim olmuştur ve bencilce güç için savaş verir.

Onu ucubeştirip yalnızlığa mahkum eden şey kendi içinde olan savaşıdır. Bağnaz tavırlı bir püritan gibi bencil inancını kendi içinde yaşayıp zalimliğiyle kendini soyutlar.

Godliness içindeki ‘’Surrender’’ bölümü Jesse’nin sevmediği kızı olan Louise Bentley’in hikayesini anlatır. Louise babası tarafından hor görülür, küçüklüğünde kasabada bir evde kalıp okula gider. O evde iki kız kardeşten daha başarılı ve zeki olması onlar tarafından hoş karşılanmaz. Yalnız kalmıştır. Evdeki diğer çocuk olan John Hardy’e yakınlık duymaya başlar; fakat aradığı sevgi fiziksellikten öte duygusal ve derin bir ilişkidir, babasının sağlayamadığı sevgi.

John Hardy’e ‘’Sevebileceğim ve beni sevebilecek birisini arıyorum.’’ yazılı bir not verir.  Bir zaman sonra John ile ağaçlık bir alanda buluşur; ama John ona istediği sevgiyi veremez ve sadece duygusuz bir birliktelik yaşarlar. Bu birliktelik sonrası korktuklarından evlenirler. David’in dünyaya gelmesinden öncedir bunlar. David’i dünyaya getirmesi bile onun hıncını, erkeklere karşı olan düşmanlığını yıkamaz. Bebeği erkek diye bakımını üstlenmez.

John’a söylediği şu sözler her şeyi özetler niteliktedir: ‘’O erkek çocuk, istediğini elde eder nasıl olsa. Kız çocuk olsaydı yapamayacağım şey yoktu bu dünyada.’’

Bebeğinin bakımı üstlenmemesi ve onu sevmemesi Louise’i kötü biri olarak gösterebilecek olsa da geçmiş tecrübeleri nedeniyle bir sempati duyarız kendisine. Erkekleri güçlü, istediklerine ulaşabilen, çıkarcı ve duygusuz yaratıklar olarak görür. Babasının bile kendisiyle ilgilenmemesi ona acımamızı, onun için üzülmemize neden olmaktadır.

Aradığı samimi aşkı bulamamış soğuk ve sevimsiz bir feministtir. Çocuğu büyürken, David’in bir gün kaybolduğunda hissettiği kaybetme korkusuyla ona sıcak davranmış olsa da üstünde her zaman bir mutsuzluk ve intikam duygusu vardır.

Yaşadıklarını bebeğine yansıtması ne kadar doğru bir davranış orası tartışılır; ama içindeki bu intikam duygusunu atamadığı her halinden bellidir.

''The Philosopher'' Üzerine



Filozof denilen bu adam Doktor Parcival'dir. Kilolu ve sarı sakalı olan doktor; dış görünüşüne önem vermeyen kirli pasaklı bir adamdır:

Üstüme giydiği kıyafetler yırtık pırtık aşınmıştır: Bir gözü yarı kapalıdır; pencereye benzetilir öyküde: ''The lid of the left eye twitched; it fell down and snapped up; it was exactly as though the lid of the eye were a window shade and someone stood inside the doctor's head playing with the cord.''


Doktor Parcival genelde içki meydanında olur. İçkiyi, kendiyle ilgili hikayeler anlatmayı sever. Parayla pek işi yoktur. Doktor olmasına rağmen her hastayı kabul etmez. Giydiği kıyafetlerinin yanı sıra midesi de kirli gibidir. Biff Carter’ın Yemek Salonu’na gittiğinde artık sayılabilecek, satılamayacak olan ayrılmış yemeklere para öder. Üç beş kuruşla karnını doyurur. Sanki tek amacı karnını doyurmaktır.
Kendi dış görünüşe dikkat etmemek dışında sanki çevrede de bunu aramaz.

Belki bu iç dünyasında çok zaman geçirdiği içindir. Gözü de yarı açık bir pencereye benzer ya, bu gözü onu biraz gizemli kılar. İçinde nasıl fırtınalar döndüğü kestirilemez.

Biff Carter meyhanede George ile konuşmayı sever. Her fırsatta ona bir şeyler anlatmak ister. Bir sefer geçmişiyle ilgili bilgiler verir.
Bu konuşmasında dini eğitim alıp bir papaz olacakken buna ara verip doktor olur. Kendisi de din adamlığından ‘’Sıradan bir budala olarak vaaz verirdim arada’’gibisinden konuşur. Bu ifadeleri din konusundaki bozulmaları gösteriyor olabilir genel anlamda; ya da dine yeterince bağlı olmayan, tam inançlı olmayan kişilerin bu meslekte olduğunu ima ediyor olabilir.

Parcival içinde yaşayan bir adam, anlattığı öykülerde. Dışındaki bu biçimsizlik, kirlilik de S. Anderson’ın yaşamda ölüm temasına uyuyor.

Parcival da konuşmak için George’u arar. Çünkü George muhabirdir ve Winesburg Kartalı gazetesinde görev alır. İletişimi kuvvetli, kasaba halkıyla yakınlık kurabilen birisi olarak görülür. Parcival de o yarı kapalı gözüyle ruhunun konuşmasını, kendisinin dinlenmesini, belki de kendisinin George aracılığıyla anlaşılmasını ister.

Zaten Winesburg, Ohio’nun geneline bakacak olursak, acayip, ucube (grotesque) diye nitelendirilen karakterlerin ihtiyacı olan sevgi ve biraz anlayıştır. Geçirmiş oldukları değişik tecrübelerin bilinmesini ve bunların diğerlerince yapılmaması için onları uyarmaya çabalayan bir hevesleri var gibidir.

Kendi dünyalarından, gerçeklerinden kurtulmaya çalışırken de çekinip de vazgeçmelerine sebebiyet veren bekledikleri anlayışın diğerlerince verilemeyeceğini düşünmelerinden olabilir. Hayıflanmaktan korkmaları onları ucubeleştiriyor aslında. Sessiz kalmaları, halktan kopuk olmaları onların sadece kendi dünyalarıyla baş başa kalmalarına neden oluyor.

Doktor Parcival’i evrenselleştiren durum, modern insanın normal sosyal ve kişisel duygularını yansıtamamasından gelir. Basitçe hissettiklerinden söz edemeyen, istediği gibi hareket edemeyen insanlar oluvermiştir insanlar. Bu durum da insanların 1. Dünya Savaşı sonrasında duygusal hassaslıklarını kaybetmeleriyle bağdaştırılır.

Parcival herhangi birisiyle konuşmaz da gider muhabir George’u arar; sadece onun kendisini anlayışla karşılayacağını düşünür.
Bir gün kasabada bir kaza olur. Kazada küçük bir kız sahibinden kaçan gergin atların altında kalır. Kaza sonrası hemen bir adam gelir de yardım ister Parcival’den; ama Parcival yardım etmemeyi seçer ve reddeder. Gerçi reddettiğini yardım çağıran adam duymadan yanından ayrılmıştır.

Bu durumda hemen paranoyakça halkın ne düşüneceği hakkında söylenir. Kız’a yardıma gitmemiş olması onun din açısından kötü görüleceğini, kendisini asacaklarını söyler. Çünkü İncil’de der ki ‘Komşuna yardım et’.

Bunu bilmesine rağmen içinde belki güçlü bir din inancı olmasına rağmen yardıma koşacak cesareti bulamaz kendinde.
George’a der ki ‘’Tüm insanlar İsa’dır ve çarmıha gerilecektir.’’ Kimseyi umursamaz görünen bu doktorun böyle bir ifade kullanması aslında içten içe insanları sevdiğini ve onları düşündüğünü gösteriyor; fakat yardım çağrıldığında bunu eyleme dökemeyip yerinde kalması da bir o kadar ironiktir.

Bu durum, halk ve insan arasındaki bağların kopukluğunu vurguluyor.

Orada kaza geçiren kişiye yardım etmeyeceksen, içinde bunu taşısan da pek önemli değildir halk gözünde.

Doktor Parcival’i ucubeleştiren iletişim kurmaktaki beceriksizliği ve düşüncelerini insanlara açamayıp kendi yarı kapalı gözüyle yaşamasıdır.

22 Şubat 2012 Çarşamba

'Mother' Üzerine



Elizabeth Willard kitaptaki protagonist olarak görülebilecek George Willard'ın annesidir.

Elizabeth genç bir kızken, tiyatrocu belki de bir aktris olmayı ister ve kasabalarına gelen gezginci tiyatrocularla yakınlık kurar. Kurduğu yakınlıklarda aslında göremediği, erkeklerin onu kullanmak istemeleri. O daha güçlü, daha hayalperest yaklaşır. Bu tutumu arar onlarda. Dünyayı dolaşıp kendisini sergilemek ister.

Belki de bu kasabada tıkılı kalmak istemez; ama gel zaman git zaman adı az çok kötü şöhrete düşer. Hayallerindeki kıza ulaşamayacağını umutsuzlukla anlar.

George'un babası Tom Willard ile evlenir. Tom ile Elizabeth müstakil bir otel işletirler. Oteli çeviren, etrafı temizleyip tertip getiren Elizabethtir. Gel zaman git zaman hayallerini yitiren bu kadıncağız, evliliğinden soğur ve kendine özen göstermeyen, yaşı olduğundan bir hayli büyük gösteren birisine dönüşür.

Kocasını sevmemektedir. Kendisine bakmayan, kocasıyla yakınlık kurmayan Elizabeth'i kocası da sevmemeye başlar. Neden ve ne şekilde evlendikleri bir muammadır zaten. Kocası kasabanın demokratlarındandır ve halk arasında şana da sahiptir; lakin karısını kendine yakıştıramamaktadır.

Oğlu George'un babası gibi sığ olmasını istemez. Tom'un dediklerine kulak asmaması gerektiğine inanır güçlü bir şekilde.

Oğlunu çok sevse de zamanla sevgisini gösteremeyen duygusuz bir hal almıştır ve ne zaman duygularını oğluna açacak olsa geri durur. Oğlunun yokluğunda ise duygularını dolu dolu yaşar.

Elizabeth'in odasında camın önünde sandalyesi vardır ve genellikle orada bulunur. Sürekli camdan dışarı bakar. Belki de hayallerini yitirmiş olduğunun verdiği üzüntüyle kederlenmektedir. İstediğine ulaşamamıştır, bu hayatı yaşamak zorunda kalmıştır adeta. Bu kasabadan çekip gidememiştir.

Camdan ne kadar dışarıya baksa da cam yansıtan bir maddedir. Aslında bence kendisi camdan dışarı bakmasının yanısıra yansıyan sönmüş yüzüne de bakmaktadır. Belki de içini acıtan en çok da budur ve oğlunun da bu kasabada tıkılı kalıp babası gibi bir hayat sürmesini hayal etmemektedir.

Penceresi kasapa bakan odasından dışarıyı gözlüyorken bir kedinin kasaba girip et kapmaya çalıştığını izler. Kedi birkaç sefer denese de hep kasabın küfürlerine ve attıklarına maruz kalır. Bunu gören Elizabeth odasında ağlar. Bu ağlaması belki de kendini kedi ile bağdaştırdığını gösteren bir metafordur. Kendisi de kedi gibi değerli olan için uğraşmıştır; ama birisi, birileri yüzünden alıkonmuştur ve başarısızlığa uğramıştır.

George annesini ziyaret edip odasında durur kimi zamanlar. Bir süre sonra Tom'un odasına uğramamasından olsa gerek kendisini merak eder.

George'un odasına gidip kendini göstermeyi onunla konuşmayı ister. Odanın kapısına vardığında içeriden gelen seslere kulak kabartır. Konuşan George'tur ve kendisiyle konuşmaktadır. Bu durum Elizabeth'in çok hoşuna gider. Çünkü bir zamanlar kendi de oğlu gibi yaşama karşı bir heves bir aşk beslemekteydi. Oğlunda da bunu görmek kendisini mutlu eder.

Tam odasına çıkacakken bir de ne görsün kapıdan kocası Tom çıkar ve der ki: ''Baban gibi başarılı bir işadamı olmak istiyorsan uykudan uyanıp yapman gerekenleri yapmalısın.''

Bunu duyan Elizabeth çıldırır ve az önceki hisleri bir anda kaybolur. İçini hınç ve öfke duyguları basar. Oğlunun geleceği için Tom'u öldürmeyi, onu bıçaklamayı düşünür ki George'un önündeki engel kalksın.

Kocasının karşısına çıkmadan makyaı yapmaya kalkışır. Bu makyaj olayı Elizabeth'in yaparmış gibiliğini sembolize ediyormuş. Bir şeyler yapmak isteyip bir aktris gibi rolde kalması tamamen o karakter olamaması olabilir belki de buradaki mantık.

Makyaj yaparken odaya oğlu George girer ve der ki ''Keşke beni anlayabilsen kendimi sana anlatabilsem. Babama sözünü bile edemiyorum. Yararı olmayacağını da biliyorum. Ne yapsam bilmiyorum. Sadece uzağa bir yere gidip insanları izleyip düşünmek istiyorum.''

Bunu duyan Elizabeth'in içinden sevinç gözyaşları akar ve oğlundaki tutkuyu görünce çok sevinir; ama o makyajlı haliyle bir şey diyemez, sevincini aktaramaz oğluna.

Anne başlıklı bu öyküde, Elizabeth'i acayip(grotesque) kılan yitirdiği tutkusunu içine atması ve sessizliğe çekilip iletişim halinde olmamasıdır.

''Paper Pills'' Üzerine



Bu bölümde Doktor Reefy var. Eskiden doktor olan bu yaşlı adamın ellerini yumruk haline getirdiğinde tahtadan toplara benziyor.

Uzun zamandır aynı takım elbiseyle dolaşır.

Bir gün güzel karanlık ve zengin bir kız gelir kendisine, hamile olduğundan ailesinden çekinmektedir. Malı mülkü var mı yok mu bizim doktoru ilgilendirmez bu durum. Kız tutulur doktora. Kendisini ''fiziksel'' ve ''maddi'' nedenlerle isteyenler, kendisine sarkıntılık edenler olsa da o Doktor Reffy'ı seçer.

Kimse bu duruma akıl sır erdiremez. Kız korkmuştur ve kendisini doktora yakın hissetmiştir. İlişkileri yumru yumru olan buruk elmaların içindeki tatlılığa benzetilir.

Doktor, boş zamanlarında tütün içer ve aklından geçen bir sürü düşünceyi, doğrularını kağıtlara yazıp sonra bunları kimseye aktarmadan yumrular halinde ceplerine doldurur. Hatta bir keresinde bir arkadaşının suratına atar şakalaşmaları sırasında.

Doktor kendisini ifade edebilmektedir belki; ama kendisine, kendi yazdığı kağıtlara. Bunları insanlardan saklaması, insanlara açmaması, insanlara aktarmaktaki yetersizliği onu acayip kılar.

Bildiği doğrular, düşünceler vardır; fakat o bunları aktarmamayı tercih eder.

Evlendiği karanlık güzele kış vakti bir gün açar da okur yazdıklarını; fakat ilkbaharda dokturun tüm cesareti, aktardığı bilgiler de karısıyla birlikte toprak altına girer.

O yazmaya devam eder, ama sadece çöp kutularına basket atmak için.

Ellerinin tahtadan toplara benzemesi, karanlık güzelle olan ilişkilerinin yumru elmalara benzemesi tabii ki semboliktir ve ceplerine doldurduğu kağıttan haplarla (papar pills) bağlantılıdır.

Nasıl ki yumru buruk elmaların özü çok tatlıysa, güzelse; belki tahtadan elleriyle yazdığı kelimeler de ceplerini doldurduğu kağıt haplar da bir o kadar güzeldir; fakat bunları aktarmaktan acizdir.


(Sherwood Anderson'un Winesburg, Ohio kitabından ''Paper Pills'')

New Type of Alien Planet Is a Steamy 'Waterworld'



Scientists have discovered a new type of alien planet — a steamy waterworld that is larger than Earthbut smaller than Uranus.
The standard-bearer for this new class of exoplanet is called GJ 1214b, which astronomers first discovered in December 2009. New observations by NASA's Hubble Space Telescope suggest that GJ 1214b is a watery world enshrouded by a thick, steamy atmosphere.
"GJ 1214b is like no planet we know of," study lead author Zachory Berta of the Harvard-Smithsonian Center for Astrophysics in Cambridge, Mass., said in a statement. "A huge fraction of its mass is made up of water."
Adding to the diversity
To date, astronomers have discovered more than 700 planets beyond our solar system, with about 2,300 more "candidates" awaiting confirmation by follow-up observations.
These alien planets are a diverse bunch. Astronomers have found one planet as light and airy as Styrofoam, for example, and another as dense as iron. They've discovered several alien worlds that orbit two suns, like Luke Skywalker's home planet of Tatooine in the "Star Wars" films. [The Strangest Alien Planets]
But GJ 1214b, which is located 40 light-years from Earth in the constellation Ophiuchus (The Serpent Bearer), is something new altogether, researchers said.
This so-called "super-Earth" is about 2.7 times Earth’s diameter and weighs nearly seven times as much as our home planet. It orbits a red-dwarf star at a distance of 1.2 million miles (2 million kilometres), giving it an estimated surface temperature of 446 degrees Fahrenheit (230 degrees Celsius) — too hot to host life as we know it.
Scientists first reported in 2010 that GJ 1214b's atmosphere is likely composed primarily of water, but their findings were not definitive. Berta and his team used Hubble's Wide Field Camera 3 to help dispel the doubts.
Hubble watched as GJ 1214b crossed in front of its host star, and the scientists were able to determine the composition of the planet's atmosphere based on how it filtered the starlight.
"We’re using Hubble to measure the infrared color of sunset on this world," Berta said. "The Hubble measurements really tip the balance in favor of a steamy atmosphere."
Berta and his colleagues report their results online in the Astrophysical Journal.
A watery world
Since astronomers know GJ 1241b's mass and size, they're able to calculate its density, which turns out to be just 2 grams per cubic centimeter (g/cc). Earth's density is 5.5 g/cc, while that of water is 1 g/cc.
GJ 1214b thus appears to have much more water than Earth does, and much less rock. The alien planet's interior structure is likely quite different from that of our world.
"The high temperatures and high pressures would form exotic materials like 'hot ice' or 'superfluid water,' substances that are completely alien to our everyday experience," Berta said.
GJ 1214b probably formed farther out from its star, where water ice was plentiful, and then migrated in to its current location long ago. In the process, it would have experienced more Earth-like temperatures, but how long this benign phase lasted is unknown, researchers said.
Because GJ 1214b is so close to Earth, it's a prime candidate for study by future instruments. NASA'sJames Webb Space Telescope, which is slated to launch in 2018, may be able to get an even better look at the planet's atmosphere, researchers said.  

Kafa Olarak Geri Dönüş Çağrısı



Uyuya da kalınsa kalkıp okula yetişme telaşını özlemişim.

Yetiştim hızlı adımlarımla, hatta 25 dakika erken bile vardım.

''Kilo almışsın Can. Yokluğun fark ediliyordu, eksikliğin. Görmedim seni. Sınavlarda da bulunmadın. Geçmiş olsun, başın sağ olsun. Tabii ki okurum, en azından nasıl bakman konusunda yardımcı olurum. Mailime de atabilirsin, çıktı olarak da getirebilirsin. İyi günler.''

''Yardımcı olabildiysek ne mutlu bize.''

''İyiyim Can, sen nasılsın? Napıyorsun? Önemli olan kafa olarak geri döndün mü?''

Yumurtalı soğanlı domatesli.

Cat & May 'leri çöpe atma düşüncesi. Varlıklarında kendimi tutabilme düşüncesi.

Uyku düzeni!

Mektup yazma fikri.

Sorma ve Seviyorum Seni

Kumbara Kafe çağrısı.

İstenilen buluşmanın istenilen zamanda yapılamayacak olması.

Murathan Mungan önyargısını kırmak. Kadınların Kentleri terk etmesi.

Önyargıların üzerine gitmeli, zorlamalı onları.

20 Şubat 2012 Pazartesi

Tatsız Bir Gün

Kendimi çok tatsız hissediyorum şu an.

Mala bağlamak denir ya argoca, öyleyim sanırım.
Üstümde bir halsizlik var.
Başım ağrıyor.
Üzgün değilim.
Çok yorgun hissediyorum kendimi.
Dolu bir boş gün geçirdim.

(AKP) Sizinle geçirdiğim vaktin, yararlı olacağını düşünmek yararsız ve cansız bir fikirmiş.
Evimde kitap okusaydım daha güzel olurdu.

Cidden sevdiğim arkadaşlarımın karakter kusurlarını görmek hoşuma gitmiyor.
Fiziksel ya da zekasal bir kusur değil; kibir ve tembellik günahları bunlar.

Moraliniz bozuksa uyuyun.
Uyandığınızda iyi oluyorsunuz.
Çok etkili bir yöntem.
Şu an bunu bilmeme rağmen uyumak gelmiyor içimden; bu kadar halsiz hissetsem de.
Hasta bile olabilirim belki yakında.

Kitap okumaya ihtiyacım var. Uykum gelene kadar kitap okumaya gidiyorum ben. Kendimi suçlu hissettim bugün, belki de onun cansızlığı var üzerimde. Suçlu hissetmeme sebep olan şey ise, kitap okumamış olmam.

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.