Sol kolumun
bilek ve dirseği arasında “Carpe diem, quam minime credula postero”
yazar. Bir diğer deyişle “Seize the
day, trust the future as little as you can.”
Bir diğer deyişle “Anı yakala, geleceğe çok bel bağlamadan.”
Bir diğer deyişle “Anı yakala, geleceğe çok bel bağlamadan.”
Bu dövmenin
manası benim için, gelecekte ne olacağını bilemeyeceğimizden tam da şu anımızı
bilinçli olarak değerlendirmemiz gerektiğidir. Çünkü geleceği oluşturan şu
anda, yani “present”ta yapacağımız şeyler olacaktır.
Şu anda
olanlar bu nedenle gerçeklerdir, sahip olduklarımız, şu anki durumumuz, şu anki
benliğimiz –eğer bir tane var ise-. Ayrıca benim için bir diğer anlamı da “Anı
değerlendir, gelecekte olacak şey ölümdür. Ölmeden yapabildiğini yap ki
yaşamının bir anlamı olsun.”
Dövmemin
Latince olarak kolumda olması da bir “anı yakalama” mesajı aslında. Dövmeyi
yaptırdığım zamanları “anı”msatsın diye Latince. O dili, o zamanlarda
öğrendiğim felsefik düşüncelerle birleştirdim. Bana geçmişte aldığım Latince
derslerimi, okuduğum çeşitli felsefe kitaplarını, derslerde yeni yeni
öğrendiğim Trasncendentalism
felsefesini ve o zamanda hayatımda olan insanları anımsatır.
“Anı”
yakalayıp, onu koluma kazıtmıştım – içime kazıdığım gibi -.
Saul
Bellow’un Seize The Day romanına
gelecek olursak; bu romanda Wilhelm Adler ismindeki ana karekterimizin anı
değerlendirirken iç dünyası ile dış dünya arasındaki çatışmasını ele
alabiliriz.
Tommy Wilhelm Adler’in
Kimlik Arayışı
Tommy Wilhelm 44 yaşına gelmiş orta yaşlarda, orta gelirli sınıftan, işini kaybetmiş, eşini “kaybetmiş” iki çocuğu olan ve hayatında hep kayıplar yaşamış duygusal bir karakter. 44 yaşına gelmiş ve hala babasının gönlünü almaya çalışan bir “çocuk” gibi karşımıza çıkıyor. Tek başına olarak, ayakları üstünde durmayı pek başaramamış gibi görünen Tommy babasından maddi ve manevi destek aramaktadır.
Babası ise
onu hep reddeder ve aradığı yakınlığı bulamaz. Komik olan, babası onun çocuk
olmasını istemez ama bir yandan da eskisi gibi davranmaya devam eder. Tommy’nin
kendisi de babasına karşı hep çocuk gibi davranmaktan kendini alamadığını
itiraf eder. Bir değişimin gerçekleşmesi gerektiğinin iki taraf da farkındadır.
“Babasının
oğlu” olamamasının dışında dışarıya karşı da hep “katmanlı” bir tavır takınır. Hayattan
ümidi kesmiş yaşlı insanlarla dolu bir otelde yaşamını sürdürür. Çevresi, savaş
sonrasında gerçeklik arayan ve teknolojinin getirdiği makinalaşmış materyal
kafalarla doludur ve “duygusal” kimliği kendisini içedönük bir insan olmaya
iter.
İçedönük,
yalnız ve sessiz bir karakter olması da diğer insanlardan kendisini ayıran şey
olur. Dışarıya karşı hep farklı kimliklerde takınır. Aktör olmak için adını
değiştirir, Tommy Wilhelm olur.
–Babasının mesleğini reddedip, aktör olmak için okulu bırakmasının yanında; belki, babasının kendisine destek vermemesinin bir diğer sebebi de babasının soyadını artık taşımak istememesinden ileri geliyor olabilir.-
–Babasının mesleğini reddedip, aktör olmak için okulu bırakmasının yanında; belki, babasının kendisine destek vermemesinin bir diğer sebebi de babasının soyadını artık taşımak istememesinden ileri geliyor olabilir.-
Bunda dikiş tutturamaz. Hayatı boyu rollere bürünmesine rağmen aktörlük işinde başarısız olur.
Rol yapmak
ataerkil düşünce yapısına göre kadınlara atfedilmiş bir hareket. Kılığa
bürünmek, makyaj yapmak, maske takmak... Babasıyla arasındaki kapışmaya bu
düşünce yapısı da neden olmuş olabilir.
Klişe olan “Yahudilerin parayı kullanma konusundaki kurnazlığı”nın oğluna geçmemiş olmasına da alınıyor olabilir Doktor Adler.
Başarısız olmasının yanı sıra kendisine karşı çok acımasız bir tavır takınan Tommy, adeta bir mazoşist gibi kendisine sürekli hakaretlerde bulunur.
Klişe olan “Yahudilerin parayı kullanma konusundaki kurnazlığı”nın oğluna geçmemiş olmasına da alınıyor olabilir Doktor Adler.
Başarısız olmasının yanı sıra kendisine karşı çok acımasız bir tavır takınan Tommy, adeta bir mazoşist gibi kendisine sürekli hakaretlerde bulunur.
“Though
he called himself a
hippopotamus,
he more nearly resembled a bear.”
“Ass!
Idiot! Wild Boar! Dumb mule! Slave! Lousy, wallowing hippopotamus!
Wilhelm
called himself as his bending legs carried him from the dining-room.”
Her şey bir
yana kendisinin bu zalim dünyada “yumuşak kalbi” ve “hassas duygularıyla” yer
etmediğini düşünürken, kendisine bu kadar mazoşistçe davranmaması gerekir.
Kaldığı oteldeki emekli yaşlıların ve babasının kendisinde görmek istedikleri
“başarılı Amerikan” modeline uymamasını umursamayıp idealist bir şekilde aktör
olmak isteyip ailesinden uzaklaşması cesurca bir hareket. Yalnız, bu hedefinde
başarısızlığa uğrayıp tekrardan her şeyi babasından beklemesi ve babasını zaman
içinde sadece “para” olarak görmesi de aralarını düzeltmeyecektir. Babası
oğlunun görünüşünden pek haz etmemektedir:
“What
a dirty devil this son of mine is. Why can’t he try to sweeten his appearance a
little?”
Babasının
bencil hayatını savunmasam da başarısızlıklar içinde “boğulmuş” olarak
Tommy’nin, babasının deyişiyle “Wilky”nin, biraz da olsa duygusallıktan
uzaklaşıp kendini eyleme koyması gerekir.
Geçmişteki
başarısızlıklarını düşünüp, kendine zarar vermek dışında geleceğe bakması
gerekir. Dışarıyı eleştirip kendi aklını ve ruhunu zehirlemesi, yani sadece
kendini düşünmesi Tommy’nin bencilliğidir.
Satış-pazarlama
işine girip onda da adam kayırması, kendisini pazarlayıp başka bir “katman”
takınması, maske takması bir diğer başarısızlık olup karşımıza çıkar.
Babası
rolünü “üstlenen” Dr. Tamkin de üçkağıtçının tekidir. Tommy’ye sürekli akıl
verir kendisi hakkında dile döktüğü yalanlar dışında. Dr. Tamkin carpe diemci
yaklaşımında, Tommy’ye dünü düşünmemesini, bunun faydasız olduğunu ve aynı
şekilde geleceğin de sadece endişe ve sıkıntılarla dolu olduğunu şu anı
yaşaması gerektiğini söyler.
Dr. Tamkin,
Tommy’nin hayatındaki son paralarını (700$) yatırım işine vermesini istemesi ve
sonrasında yatırımının batmasıyla ortadan kaybolması da Tommy’nin en büyük
başarısızlıklarından biridir.
Dr. Tamkin’e göre insanın içinde birçok ruh vardır.
“But there are two main ones, the real soul and a pretender soul”
“But there are two main ones, the real soul and a pretender soul”
Tamkin, bir insanın arınabilmesi
için “Taklitçi Ruh”unun egoist eğilimlerinden kendini koparıp “Gerçek Ruh”una
göre hareket etmesi gerektiğini söyler.
The
pretender soul diverts the individual from his true course by substituting
vanity for love and social success for genuine selfhood. Yet man in his
blindness yields to the domination of the pretender soul. “This,” say Tamkin ,
“is the main tragedy of human life”
Hollywood’da kariyer kovalaması
ve Dr. Tamkin’e son parasını vermesi dışındaki üçüncü büyük yanlış
tercihi-hatası-başarısızlığı Margaret ile olan evliliğidir.
Kadın avcısı gibi davranan
Tommy’nin metresi vardır ve onunla evlenmek ister; ama karısı kendisinden
boşanmaz. Kimlik arayışında bir diğer başarısızlığı da budur. Karısı onu boşamamakla
kalmaz ve bir ton da nafaka alır.
Babası da bu durumu eleştirir:
“I didn’t have fifty women . . . I stayed at home and took care of my children”
“I didn’t have fifty women . . . I stayed at home and took care of my children”
Ne evliliğinde, ne parasal
durumunda, ne ailesiyle olan ilişkisinde, ne işinde, ne de insanlarla olan
iletişiminde başarılıdır. 44 yaşına gelmiştir ve hala gerçek ruhuyla yüzleşemez
ve bencilce mazoşistçe kendisiyle boğuşur. Görüşümüne de hiç dikkat etmez. “The Heavy Bear Who Goes With Me”
şiirindeki gibi kendisinden nefret etmektedir.
“Reckoning day”inde yani
kendisini ölçüp biçtiği bu epifanvari günde en son Doktor Tamkin’i ararken bir
cenaze sürüsünün içinde bulur kendisini.
“His” gücünün farkına varır. Bu yahudi cenazesinde kendi kimliğini, insan kimliğini algılamaya başlar.
“Gazap Üzümleri”ndeki gibi
“transcendental” insanüstü ruhani varlığı hisseder:
“There is a larger body, and from this you cannot be
separated . . . far beneath . . . the real soul says plain and understandable
things to everyone. . . . There truth for everybody may be found, and confusion
is only—only temporary, thought Wilhelm”.
Sanki bir anda aydınlanma
yaşayarak eski bencil kimliğinden arınır. Ve sular seller akar gözlerinden.
Artık kelimenin tam anlamıyla kendi gözyaşlarında boğulur; ama bu boğulma bir
acıyı temsil etmez onun için, artık yeniden doğmuştur. Merhum adamın yüzüne
bakarken belirsiz bir kalp sızısıyla güçlü hisleri onu ağlamaya
sürükler.Herkesin paylaştığı canlı insanüstü hisse kavuşmuştur artık. Bir
kahraman olarak görünmese de artık bir anti-kahraman da değildir:
He, alone of allthepeople in thechapel, wassobbing. No oneknewwho he was.
One woman said, “Is that perhaps the cousin from New Orleans they were expecting?”
“It must be somebody real close to carry on so.”
“Oh my, oh my! To be mourned like that,” said one man and looked at Wilhelm's heavy shaken shoulders, his clutched face and whitened fair hair, with wide, glinting, jealous eyes.
“The man's brother, maybe?”
“Oh, I doubt that very much,” said another bystander. “They're not alike at all. Night and day.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder