3 Kasım 2009 Salı

Adam Fawer - 2

Beni okuyorsun, demek ki zekisin

Taraf/FERHAT ULUDERE - Istanbul - 01.11.2009

Adam Fawer İstanbul Kitap Fuarı’nda kitabı Olasılıksız’ı anlattı:

Kitaplarım en fazla Türkiye’de satıyor çünkü Türkler dünyanın en zeki insanları


Herkes hatırlıyordur, bir dönem nereye baksak farklı insanların elinde aynı kitabı görüyorduk. Herkes Olasılıksız’ı okuyor ve kitabın şöhreti kulaktan kulağa yayılıyordu. 250 binden fazla satmıştı...

Adam Fawer, ardından Empati adlı yeni bir roman yazdı ve o da ilki kadar olmasa da uzun süre çok satanlar listesinde kalmayı başardı. Adam Fawer 28. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nın konuğu olarak Türkiye’ye geldi ve dün “Olasılıksız ve Empati-Bugüne Kadarki Yazarlık Yaşamım” başlıklı panele katılarak edebiyat meraklılarına yazarlık yaşamanı anlattı.

J. L. Borges’in “Her yazar işe okur olarak başlar” düsturuyla söze giren Fawer, yazarlığının temelinin çocukluk yıllarında geçirdiği bir rahatsızlıktan kaynaklandığını anlatıyor önce. İki gözünde de ciddi görme bozukluğu meydana gelen Fawer, tedavi sürecinde her gün babasının getirdiği sesli kitapları dinlemeye başlıyor ve böylece yazarlığa ilk adımını atmış oluyor. Gözleri onu terk ettiğinde kelimelerin sesleriyle buluyor yolunu. O yıllarda kitaplara tutulmasını “keyifli bir kaçış olarak” tanımlıyor. Babasının seçimleri bazen karanlığı biraz daha derinleştiriyor ve Stephen King kitapları onun için “bir kâbus” olsa da bu kâbusun içinde kendine yer buluyor ve zevk almaya başlıyor ondan. Yazarlığına en büyük katkıyı da King’in yaptığını söylüyor.

Hastalık geçtikten sonra ne yapması gerektiğini düşünüyor uzun bir süre, olasılıksızlığın üzerine gitmeyi seçiyor ve yazar olmayı aklına koyuyor. 11 Eylül 2001’de işini bırakıp kendi içinde bir yolculuğa çıkıyor. Yazar olmak istediğini utana sıkıla söylediği bir arkadaşıyla birlikte her gün Starbucks’a gidiyor ve orada yazmaya başlıyor. Stephen King’in Yazma Sanatı adlı kitabı yol arkadaşı oluyor ona ve onun sözleri doğrultusunda ilerliyor. King, günde 2000 kelime dese de o 1800 kelime yazmakla yetiniyor.

Olasılıksız’ı basmak istemediler

Yazmayı “bir dağa tırmanmak” diyerek tanımlıyor Fawer; “Tepesine çıkmak ve orada olduğunu hiçbir zaman bilmemek” diyor... Karakterlerle her yazardan biraz farklı ilişki kuruyor; onlara sorular soruyor yazarken ve aldığı cevaplarla ilerliyor... Bir süre sonra soruyor karaktere, “bitsin artık bu kitap” diye, ikna etmeye çalışıyor onları artık bir şey yapmamaları için. Onların “bitti” dediği yerde bitiriyor romanı.

Menajer bulmak için 50 tane ajansa başvuruyor ve sadece bir kişi kabul ediyor onunla çalışmayı. Ardından yayınevlerine gidiyor Olasılıksız’ın ilk versiyonu... Yayıncılar “kendisinin iyi bir yazar olduğunu, ama çok kötü bir kitap yazdığını” söylüyor. Editörlerin eleştirilerini dikkate alarak değişiklikler yapıyor, Olasılıksız neredeyse yeniden yazılıyor. Ama kitap yeniden reddediliyor.

Yazarlığı bırakıp işe yeniden dönüyor Fawer, ilk gün çalışmaya gidiyor ve gelen bir telefon yeniden yazıya döndürüyor onu. Bir hafta sonra yayınevi teklif hazırlasa da menajeri kabul etmiyor bu teklifi. Yayınevi daha iyi bir teklif yapıp kitabın yayın haklarını satın alıyor ve böylece kitabı olan bir yazar olma hayali gerçekleşiyor Fawer’ın...

Kitap Amerika’da çok satmasa da Hollanda ve İtalya’da çok satıyor. Ama Türkiye’de yayımlanmasını istiyor önce.
Türk hayranlarından gelen e-maillere seviniyor, Türkiye’de dünyanın diğer ülkelerine göre daha çok sattığını söylüyor ve ekliyor: “Bu yüzden Türklerin dünyanın diğer milletlerinden daha zeki olduğunu düşünüyorum...”

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.