7 Temmuz 2010 Çarşamba

Sonisphere Festival İkinci Gün




İşte bu mükemmel festivalin ikinci gününde kimler çıktı görüyorsunuz: (Sırayla) Murder King, Volbeat, Hayko Cepkin, Manowar, Accept.

''Bu'' gün öncesi Rammstein'da delirip enerji sınırlarımı zorladığımdan ve kaşınıp bilgisayarda takılıp da bitkin olmama rağmen geç uyuduğumdan sabah yine yorgun hissediyordum kendimi.

İkinci günün açılışı 14.00'teydi. Bu günde çok sık dinlediğim ses sanatçiları olmadığından çok erken gidip de sırada beklemeyi düşünmedim. 11.00'de uyanıp bir duş alıp yola koyuldum.

İki jeton aldım, gece dönüşte Kabataş'ta ''Jeton Alma Makinesi'' (Jetonmatik) kuyruğuna girmemek için. Bu makine çok güzel olmuş. Okulum nedeniyle Ankara'da bulunduğum süre zarfında koyulmuş tramvay ve metroların yanına.



Kabataş'a vardım. Yine önde olmak istedim nedense, ve hızlı adımlarla yürüdüm.
Zaten biletimde sahne önü yazsa da, daha da önden görebilmek diye bir durum var. Sahne önü denilen yeri büyük yapmışlar, ve en önünde olmazsam ben yine iyi göremiyordum. Astigmat olmak kötü, evet.

Herkes Sahne Önü biletime laf etti görmemiş damgasını vurarak; ama ben oranın dışında başka bir yerden göremezdim sahneye çıkanları. Sırf göz sorunum nedeniyle ''sahne önü'' almamış olsam da, o da bir neden işte.

Sıradaydım. Tanıdık bir yüz daha önlerde diye onun yanına gidip kaynama yaptım nedense o gün. Yani yapmasam da olurdu. Çok önemli değildi en önlerde olmak o gün dediğim gibi. Yanlış bir hareketti, eleştiriyorum kendimi. Neyse devam.

Evet. En öndeydim yine. ''Murder King''i en önde dinledim; ama hava o kadar sıcaktı ki anlatamam. Sıcaktan bunaldım, öldüm. Dayanamadım sonra. En önden çıktım, sahne içi diye karıştırdığımız ''saha içi''ni gezmeye karar verdim. Su aldım önce bir ferahlamak için. Suyun fiyatı elli kuruştu. Şaşırtıcıydı; ama öyleydi gerçekten.

Su ücretinin bu kadar makul olması sevindiriciydi. Su dışında şeyler çok uçuk değildi. (Mesela Redbull beş liraydı; soğuk sandaviç beş liraydı falan.)

Sonra Volbeat çıktı sahneye. Oldukça iyiydiler. Elvis Presley'e hayat verdi şarkılarıyla.

Saha içi'ne akmaya başladım. Başlangıçta statümü belli etsin diye bileğime Sonisphere yazılı turuncu bir bileklik taktılar. Gez dur. T-Shirt alayım dedim Sonisphere'e ait filan. Sonra bir gittim. Şok. Her t-shirt kırk TL'dir yazısını gördüm. Neyse dedim, güzel, kaliteli bir şeyse, almaya değebilir. Bir bakayım. Baktım da hiç beğenmedim. Güzel değillerdi. Vazgeçtim sonra satın almaktan.

MTV'nin muhabirlerini falan gördüm. Ünlüler falan gördüm. Vodafone'dan şapka ve adlandıramadım bir şey aldım reklam amaçlı verilen. 'Kendini göster' diye bi bölüm yapmışlar saha içinde. Gitar, davul ve mikrofon falan var. Gençler çalıyor, kendilerini gösteriyor, eğleniyor falan. Fotoğraf çekinmek için 'Blacktooth'u arayıp durdum. Bulamadım. Sahne önü'ne geçtiğimde duydum ki o 'Kendini göster'de konser veriyormuş.

Ben saha içinde gezinirken sahneye Hayko Cepkin çıkmıştı. Sevmiyorum, sevemeyeceğim de kendilerini be arkadaş.




Sonra susadım, bir Redbull aldım. ''Şekersiz Redbull'' çıkmış (ya da varmış) ondan aldım.


(Ortadaki olan şekersiz. Bir de kolası varmış. Garip.)

''Fırsat bu fırsat. Ünlü avına çıkıp fotoğraf çekineyim.'' dedim. Sonra da yakaladım birkaç tanesini. (:






(Sırasıyla: Ete Kurttekin - Hakan Özoğuz - Özgür Özkan/Murder King)

Hayko sahnedeyken yuhalandı, hareket çekildi, hakarete falan uğradı. Bunlar bir Rock-Metal dinleyicisine yakışmayan hareketlerdi. Üzüldüm adlarına. ''Manowar'' diye bağırıldı kendisi sahnedeyken. Hayko Cepkin kırıldı ve şunları söyledi: ''Biz de Manowar'ı bekliyoruz arkadaşlar; ama bize de verilen bir süre var, ve çalmak zorundayız. Özür dileriz.'' Yanlış ve saygısızcaydı bu arkadaşların tavrı. Hiç gerekli değildi böyle davranmaları.

Ben de sevmiyorum; ama saygı gösteriyorum.

Sonra Manowar zamanıydı. Bu yüzden ön taraflar sıkışmaya, boşluklar doldurulmaya başlanmıştı. Ben de sahneye yakınlaşmaya karar verdim. Ve çıktılar. Çok iyiydiler. Çok iyi çaldılar, sempatiktiler. Bas gitarı çalan Joey DeMaio şu sözleri söyledi:

''Türkiye'yi çok sevdiğimden biraz Türkçe konuşmak istedim. Siz herbiriniz buraya gelen grupların bin hayranına eşitsiniz. Sizin karşınızda olmak çok gurur verici. Buraya dört büyük grup gelecek diyorlar. Siktir ordan. Buraya kimin için geldiniz?''

Hep bir ağızdan tabii: ''Manowar''. Histeri ve coşku patlaması.

İyiydiler.

Büyük kapanıştaydı sıra. Accept çıkacaktı. Bir baktım sahaönü biraz boşalıyor. Accept çıkacak; ama millet gidiyor. O kadar para verdin ondan dur bari. Yok, ben dinlemiyorum, tanımıyorum.

Neyse. Çoğu kişinin ayrıldığına tanıklık ettim. Giden olsa da ortam yine kalabalıktı. Bir baktım seyirciler büyük adamlar. Çoğunun gençlik yıllarında dinlediği grup geliyor şarkı söylüyor tabii. Dinozor diye hitap ettiğimiz profesörlerdir. Şimdi de ACCEPT'e dinozor demeyi pek garipsemedim açıkçası.

Çıktılar ve hard rock nedir çok güzel gösterdiler. Kaliteli canlı müzikle doyurdular bizi. Çok iyiydiler gerçekten.



''Türkiye seni çok sevdik. Süpersiniz. Albümümüz yakında çıkacak. Tekrar görüşeceğiz.'' dedi, ve tabii ben zevkten dört köşe oldum.

Yalnız en sevdiğim şarkılarını çalmadılar: Son Of A Bitch. Üzüldüm tabii. Bir dahaki sefere çalacaklardır, inşallah.

Yorucu bir gün daha bitti Accept sonrası. Yine tramvay ile Kabataş'tan Fındıkzade. Oradan da eve ayak.

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.