15 Haziran 2011 Çarşamba

Hayatım Üzerine Bilinç Akışı




Vefalı mı vefasız mı bilmediğim bir ilişkiye başladım bir süre önce. Çok sevdim ama. Çok ilgili davrandım. Her büyük ilişkide olduğu gibi aramızın açıldığı, kavga ettiğimiz zamanlar oldu. Bir ara çok soğudum. Lanet ettim geri dönmeyeceğime; ama istesem de istemesem de geri döndüm. Bir şeyler çekti beni ona. Yeniden başladı ilişkimiz. Eski tadı yoktu belki de; ama eskisinden farklı olarak yeni tatlar almaya başladım. Lezzetlilerdi. Yine sorunlar yaşadım. Sinirlendim. Kızdım. Hakkımı aradım haksız durumlarda. Bilmiyorum benim hakkımda ne düşünüyor; ama ben seviyorum onu sanırım. Karşılığını aldığımı hissediyorum. Bu ilişkinin kötü etkileri oldu hayatımda.

Biliyorum. Bunları yazmamın bir sebebi de bu anları hatırlamak istemem. Beni okuldan soğuttu. Bu bölümde neden okuyorum? Okumalı mıyım? Mezun olunca ki tabii olabilirsem, bölümümle ilgili bir şeyler yapacak mıyım? Sanmıyorum açıkçası.

Onun dışında hayatımda hiç bu kadar kötü bir dönem yaşamamıştım. Tutunacak bir şeyler bulamıyorum hayata.Yaşadığım kötü olaylar sonrası her ne kadar ayakta durabilmeyi başarabilsem de duygusuz yaşamaya başladım. Eskiden güzel bir kız gördüğümde etkilenirdim; ona bakmak isterdim; belki de tanışmak. Lakin artık ilişki sadakatinden midir bilmiyorum ama, bakmıyorum; en azından baksam da bir şey hissetmiyorum.

İçimden bir şeyler gitti, evet; hem de önemli, derin, büyük bir şeyler. Hayalim yok. Ne güzel bir gelecek görebiliyorum, ne de zenginliğin içinde yüzen bir adam hayali. Sanırım artık göremiyorum. Bakıyorum; ama boş boş.

İşkenceye uğramış rahatsız bir ruhtan başka bir şey değilim artık. Yenilikler, değişiklikler, sarmıyor, açmıyor artık beni. Kapandım rızam olmadan açılmaz bir kutuya. Kendimi bilerek ya da isteyerek izole etmedim; ama oldum. İzole olmuş bir benim kimliği boşluktan aşağı düşen. Uzay boşluğundan düşüyorum; ama nefesim tükenmiyor. Öyle bir şey. Sadece yaşıyorum, nefes aldığımı bile hissetmeden. Günümü değerlendirmek mi, günler beni değerlendiriyor; harcıyorlar yavaş yavaş.

Sigara içmeye devam ediyorum; ama azalttım. Sağlığımı düşündüğümden değil; farkında olmadan ben kendi azaldı.

Eskiden insanlar beni merak ederdi. En azından meraklarını dile getirirlerdi. Ben mi? Merak etmezdim kimseyi. Şimdilerde bakıyorum da insanları merak eden benim; oysa beni eden yok.

Ablama bakıyorum, çalışıyor, gayret ediyor, staj yapıyor. Ben ise umursamıyorum.

Akın orda, uzaklarda yaşıyor bir hayat. Zor bir dönem geçiriyor önceki dönemlerinden farklı olarak. Yaşıyor, yapıyor bir şeyler haberim yok.

Hakan, Emin desem, düşmüşler bir koşuşturmaya, yaşamaya çalışıyorlar. Uğraşıyorlar hayatlarıyla, hayatlarının onlarla uğraştığı kadar. Emin yavaş konuşuyor kabuklu fıstıkların çevresinde. Hakan çekiyor orda burda vazgeçmeyerek var olan umutlarıyla.

Babam desen, huzun peşinde, kovalıyor atlar gibi şansını. Bir dava sarmış başını sorma.

Annem, canım annem, yaşamaya çalışıyor sıkıcı iş hayatıyla. Yoruluyor, umuyor, yılmıyor.

Mezuniyet zamanı gelmiş. Millet sürüden ayrılıyor yavaş yavaş. Bakıyorum. Eski okulumdan takmışlar kepleri, giyinmişler cübbeleri gülümsüyorlar umarsızca çok sohbetim olmasa da samimi bulduğum insanlar.

Bir zamanlar anlamsız gibi gelen neşeli olmamı sağlayan saygı gösterdiğim saygı gördüğüm Eda, Erasmus nedeniyle okulu uzamış gülümsüyor bilerek. Yaşadığı süre boyunca kovalayıp yurt dışıyla sıkı bağlantı kurmuş; onun sınıftan arkadaşları, tanıdığım insanlar, Gökçe ve diğerleri, mezun oluyorlar.

Üzüntü duyuyorum sanırım. Bunun sebebi de hayatımdaki insan sayısının azalması. Gidiyorlar. Ben benim altımdakileri tanımıyorum. Yeni insanlar katmadım hayatıma yeterince.

Önümde anneler gününde anneme aldığım çiçekler duruyor. Ölüyorlar, her şey gibi. Zamana yeniliyorlar. Zaman her zamanki gibi yeniyor. Ölümden üstün bir şey varsa o da Zaman.

Geçen gün düşündüm de çocukluk fotoğraflarıma bakayım diyorum. Eskiden fotoğraf makinesi vardı. Gözün kapalı çıksa da kötü çıksan da gururla, sevinçle izlerdin o dikdörtgeni. Belki ilkeldi; ama çok daha renkli, çok daha canlıydı, onlar.

Türkan desen okuyor mütercimlik pek sevmediği Ankara'da. Şimdilerde iyi dileklerde bulunuyor sınavlarım konusunda Bulgaristan yolunda.

Gözde desen okul hayatına devam ediyor. Sevgilisi var, güzel de duyguları. Geçiriyor zamanını mutlu mesut trakya şivesinde.

Pınar desen Kocaeli mühendisi sonrası ne oldu bilmiyorum, İngilizce öğretmeni olacaktı. Güzel Ereğli'dedir herhalde, saf arkadaşlıklarıyla.

Bilara desen Bursa'da fotoğrafçı olmuş yağlı boyalar sonrası. Soğumuş okuldan, gerçeklerden. Dans ediyor, eğleniyor. Dengesizleşmiş, benim gibi.

Esra desen hayal karakteri kişiliğiyle yaşamaya, tutunmaya çalışıyor, geziyor yabancı ülkeleri yabancı dudaklarda.

Merve'nin de bitti ODTÜ'sü pek sahiplenemese de. Gördüm geçen gün, o beni görmedi. Gülümsüyor, eğleniyor.

Melike, ah Melike... okumaya devam ediyor. Sorumluluklarını bırakmıyor. Düşüncesi var Rusya üzerine. Bana belki yakındı karşı komşumdan o kadar mesafede; ama uzak olan bir şeyler vardı, var.

Kıvırcığım.

Merve var bir de. Büyük dertlerin insanı. Odak noktasına odaklanmış odağını kaybetmemeye çalışıyor odaklar aşkına. Fedakarlıkta bulunmasını isterdim; ama herkes kendi yolunu çiziyor bütün olarak. Yapacak bir şey yoktu. Göz göze gelme hızımızla gözlerimizi kaçırma hızımızın aynı oranda olduğu şahıs.

Hatice ne yapıyor acaba? Konuşkan kız. Çaresiz cehaleti yaşamaya devam mı? Kim bilir?

Gizem ne yapıyordur? Şile'deki yazlıkları duruyor mu acaba? Dövmelerini sildirdi mi dersin?

Ya Eylül, kankası olan hani, dünya tatlısı gülüşe sahip? Aralarına kara kedi girmişti hani? Başka bir yerde başka bir şekilde başka bir zamanda tanışmış olmayı dilemişti hani?

Gizem vardı bir tane daha. Örnek insan, öğrenci. Çanakkale falan? Gizem Bakkal?

Mine falan? Zenginlikten şımarmış hormonlu boyu? Sert kimlikli takım elbise sakal abisi?

Insatiable Bilgesu? Esenler'de yaşıyordu. Sepiltura falan? Kokoş kız.

İnek saf Meliha? Hayatımdaki tek platon. Platon artık gezegen değil falan.

Ah the Wanderer Neslihan. Sen napıyorsun, mezun olamadın di mi, alttan derslerin vardı. Neden bu kadar yalnızsın, ve soyut? the Cake long jacket short skirt Neslihan.

Zennure, ışıklı anlamı mı ne vardı adının değil mi, kaybolmuş kişiliğin ve fantastik edebiyatının soluksuz okuyucusu?

Ya sen nerdesin bölümü zevk olsun diye okuyan mezun olduktan sonra aşçılık yeteneklerini kafe açarak göstermek isteyen zengin Adanalı kara kız?

Ebru ya sen ne alemdesin? 3. senende üniversiteyi bırakıp gittin, yeniden girdin üniversiteye şehrinde. Otelde çalışıp okuyordun filan. Çok rahat ve mutluydun. Haklısın sana karşı biraz acımasız davrandım; ama hiç düşündün mü ki olayları olumsuz yorumlayıp biraz kavga etmeyi seviyorsun? Coklatmayı seven şirin.

Ya diğer Ebru, hiç yatmamış çirkef kız. Uyuyor ama yatmamış hiç. Enteresan. Potansiyelinin üstüne çıkmayı çalışmanı çok takdir ettiğim kişilerdensin; ama çok çirkeftin. Dobra değil, çirkef. İkisi arasında ince bir çizgi var, kurnazlıkla zekilik arasındaki gibi. Küfrediyordun herkesin önünde bağırarak kızım ya. Evet iki sene tribe sokabilir insanı. Hak hep verdim sana. Avril Lavigne'yi ben de severim, evet. Ben de Frederick Durst, Chris Barnes'tan etkilendim. Ben de yaptım, evet. Anlıyorum seni. Mavi gözlerine o çatık kaşlar yakışmadı, yakışmıyor.

Banu n'apıyor acaba? Baskete ilgin var mı hala? Okuyor musun? Hala aynı yerde aynı kafada mısın? Kaç sene geçti?

Derya desen mavi gözlü başka bir güzel. Gözlerine baktığında deniz gelir aklına uçsuz bucaksız, dalar gidersin falan. Zeka seviyesi de keşke gözleri kadar derin olsaydı. Parayla satın aldığın materyeller ve eğitim. Ah.

Eskiden duygularımı bir kağıda aktarırdım millet geçerdi dalga
Ben hala aktarıyorum hepsi olmuş bir dalga
Geçiyorlar aklımdaki çöp dolu denizde dalga dalga

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.