16 Eylül 2010 Perşembe

Yeni Bir Başlangıç




Merhaba Can Öner, Özer değil, Öner.

Selam sana.

Rakamların ardından, 1'li haneleri geride bıraktın bu gün itibariyle.

Yepyeni bir başlangıç.

10'lu yaşlar hükümdarlığının yıkıldığı ve 20'li yaşlar hükümdarlığının başladığı tarih bu gün. Tarihi bir gün. Evet, çünkü benim hayatımdaki bir tarihi belirtiyor.

Bir insan için en önemli şey kendisidir. Her zaman böyledir. Değişmez. Eğer istisnalar var dersen, yanılırsın. Bir insan kendisinden başka bir varlık için hayatını tehlikeye atarsa burada anormal veya olağanüstü bir durum vardır; ama neticede, en önemli şey, bir insanın kendisidir hayatında.

Ne yaparsa ona göre yaşar. En hiddetli şekilde ve en güçlü olarak emir verebildiği tek varlık da kendisidir.

Evet Can, bu gün de senin için önemli bir tarih. Çünkü sen anını en iyi şekilde değerlendirmek için elinden geleni yapıyorsun. Bugünün farkı yok aslında uzaktan bakıldığında. Sonuçta sen her gününü iyi değerlendirmeye çalışıyorsun.

Hedeflerin var. Hedef çok resmi ya da dıştan zorlama gibi geliyor farkındayım. Öyleyse ''hedef'' yerine, yapmak istediklerin ya da yapmayı dilediklerin diyeyim. Hayal manasına gelirmiş gibi oldu şimdi de.

Her hayal bir hedeftir; ama her hedef bir hayal değildir. ;)

Neyse. Şimdi, 20 yaşına bastın.

20 yaşındasın lan. Duydun mu?

Öyle 20 yıllık şarapları içmekle, bilmem kaç bin yıllık kitapları okumakla olmuyor; şimdi anlıyorsun değil mi zamanın değerini birkez daha?

Ben düşünen bir insanım. Kendimce bir aydınım. Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda hissetmedim kendimi 20 yıl boyunca. Tek hesap verdiğim ve emir aldığım şey kendim oldu hep.

Doğru, öyle oldu. Ben kendimden emir aldım sadece. Dışarıdan gelen emirvari cümleler sadece isteğiydi başkalarının. Bana emir veren kendimdi her zaman.

Ben götü kalkmış bir insan değilim. Götüm büyüktür belki, evet, olabilir. -Arkam sağlamdır, ayağını denk al- anlamına gelir o. Herkesin yeteneği değildir bu fiziksel yolla psikolojik veya ruhsal mesaj verebilmek.

Söylemek için çaba vermeden şu an buraya yazacağım şey, ben yapısal, beyinsel itibariyle kimseden emir alamam. Bu benim özelliğimdir. Bana kimse emir veremez. Sadece rica edebilir.

Karakter özelliğim kendimi asla yerlerde süründürmemekle dosdoğru orantılıdır.

Uzun zamandır kullanmak istediğim; ama kimseye karşı kullanmadığım cümleyi yazıyorum: Bana emir verebileceğini mi sanıyorsun kendini, egonu tatmin etmek için?

- Git kendini parmakla. Bu bir diğer deyişle 'Go, fuck yourself' manasına gelir.

Ben hep küçüklüğümden beri kendimi güçlü olmak için zorladım. Güçlü olmalıydım ben. Anne ve babamı, hatta ablamı ezenlere karşı isyan motto'mdu(sloganımdı) bu. Evet, ben hep isyan ettim.

Hani yukarıda dedim ya en önemli şey insanın kendisidir, evet, öyle; ama ben kendimi daha iyi yapabilmek için çevremin de iyi olması gerekirdi. Ve ben bunun çalışmalarına ''çekirdek aile''mden başladım, ve de küçük yaşlarda, evet.

Yeri geldi ağladım. Yeri geldi burnumdan soludum isyan çığlıkları atarak.

Ağladım ve hep içime attım acılarımı. Çünkü ailemin emir almasına, yeterince güçlü olmamasına üzülüyordum için için. Onlar için yapabileceğim bir şey yoktu maalesef.

Bu yüzden yapılacak tek bir şey kalıyordu geriye. Ben güçlü olmalıydım. Güçlü olup bu durumu en azından onlar için daha çok çekilebilir hale getirmem gerekiyordu.

Onları dertlerinden, üzüntülerinden, sıkıntılarından uzaklaştırmak için; kafalarını biraz da olsun dağıtmak için, yollar bulmalıydım.

Ve karar verdim ki; bir aile için çocuklarının iyi bir şeyler yapabilmesi onlar için tarif edilemez bir mutluluk olacaktı belki görebilirlerse eğer. Ben de hayatta kalmaya çalışarak, gözlemleyerek yapabileceklerimi keşfettim. Bu da kısa ve özdü:

Başarılı olmak.

Ne yaparsam yapayım başarılı olmalıydım. Mükemmel değil. Başarılı.

Benim başarım onları sevindirecekti. Ben de böyle yaptım, ve yapıyorum; ve yapmak istiyorum bu başlangıcımda da.

Artık 20'li yaşlarıma adım attığıma göre, felsefemi değiştirmem gerekmiyor; ama geliştirebilirim belki biraz daha.

Ben emir alabilecek bir karakterde değilim. Başarısızlığı kendime yakıştıramıyorum. Çünkü biliyorum ki, ya da çok güçlü hissediyorum ki bende başarılı olabilme potansiyeli var. Ve inancım da bu yönde çok güçlü olduğu için elimden gelenin en iyisini yapmak için çabalıyorum.

Birkez daha söylüyorum. Ben soğuk, götü kalkmış, kendini beğenmiş birisi değilim. Yani tek özelliğim bunlar değil. Bu özellikler herkeste var. Az da olsa var. Olmalı.

Yoksa orada bir anormallik vardır. Bir insan önce kendini sevmeli.

Kendini severse, kendisiyle sorunu olmazsa dışarıyı sevebilir. Bu demek değildir ki kendini sevmeyen insan diğer insanları sevemez. Sever; ama illa bir sorun patlayacaktır.

Ben kendine inanan, kendine güvenen ve başarılı olmaya çabalayan birisiyim. Bu özelliklerim dışarıdan ''olumsuz'' değerlendirilip sınırlı bakış açısıyla bakan insanlar için güzel anlamlar ifade etmiyor olabilir.

''Ben buyum, beni böyle kabul et'' demedim kimseye. İlk önce kendime sordum. Beni bu şekilde kabul ediyor musun?

Ben kendimi kabul edersem, dışarısı umurumda olmaz. Önemli olan benim için, kendimi olduğum gibi kabul etmektir; ya da olmak istediğim şekle sokmaya çalışmaktır her anlamda.

20'li yaşların hükümdarlığı başlıyor...

19.99 sene geçirdim bu dünyada, doğum tarihim yanlış girilmediyse. Geriye döndüğümde gördüğüm mutlu anılarımın da kötü anılarımın da çok olduğunu görüyorum.

İnsan doğası gereği başarılı ya da başarısız doğmaz. Tecrübe ederken bazı şeyleri bunlar olumsuz sonuçlara varıyorsa eğer bu başarısızlıktır. Başarı eğer kolayca elde edilebilen bir şey olsaydı bir değeri olmazdı. Çaba, heves, istek, arzu...

Hayatımdaki en önemli hükümdarlık seneleri başladı.

Doğduğum günü kutluyorum. Bir yanımda 8 yıllık Absolut Vodka, diğer yanımda 15 senelik puro, önümde de çay tabağında taze fındık ve cevizler.

Bugün önemli bir gün. Geri dönüşüm çok sert olacak.

Yanıtı vereceğim bebek.

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.