Ankara’nın kuru ve soğuk diye nitelenen havası etkisini hakkını vererek hissettiriyordu. Görkemli bulutların arasından göz kırpan güneş, sanki bir sitem içindeydi o gün. İnsanların giysileri mevsim hakkında ipucu verir nitelikteydi.
Kazaklar, paltolar, atkılar...
Ancak, birisi vardı ki, bu durumu bozuyordu.
Caner öğretmen.
Üstünde grileşmiş beyaz gömleği, eskimiş pantalonu ve altı aşınmış olan ayakkabılarıyla titreyerek yürüyordu. Günlerden cumartesiydi. Tüm ev faturalarını bir gün öncesinde ödemiş, cebinde az miktarda para kalmıştı. Mağaza vitrinlerine hayaller kurarak bakıyor, üşüdüğünü unutmaya çalışıyordu. Bir gün tüm insanlardan zengin olacağını düşünüyor, ve çoğu zaman da hayaller içinde yüzüyordu.
İlkokul öğretmenliği yaptığı okuldan geçerken düşüncelere daldı yine. Öğrencilerine söyledikleri geldi aklına:
‘’ Canlarım, hayal kurmak çok güzel bir şeydir; fakat hayal gerçek bir şey değildir ve sizleri üzebilir. Bu yüzden, daha çok, olma olasılığı yüksek olan şeyler kurgulayın. ‘’
Bunlar aklına gelince gülümsedi. Döndü ve mezun olup öğretmenlik yaptığı okula bir kez daha baktı. Sessizce: ‘’Öğretmen olmak en büyük hayalimdi.’’ dedi, ve yoluna devam etti.
Bu sefer karşısına sık sık gidip at yarışı oyunu oynadığı bayi ve hemen bitişiğindeki eski giysi mağazası çıktı. Ellerini ovuşturup kollarında gezdirdi.
‘’Kalın bir palto hiç fena olmaz.’’ diye geçirdi içinden ve ekledi ‘’Ya oyun oynayıp paltodan daha fazlasını elde edersem.’’
Arzularına boyun eğip bayinin büyük kapısını açtı. Gelecek yarışa göz attı. Uzun zamandır beklediği yarıştı, tüm üzüntülerini geride bırakmasını sağlayacak olan yarış. Onun atı onaltı numaraydı, adı Büyük Umut olan at. Ona o kadar güveniyordu ki...
‘’Oynamalıyım.’’ dedi sesli düşünerek. Fakat bu sesi içerideki kalabalık fark etmiş gibi görünmüyordu. Kararlı adımlarla onaltı numaralı ata tüm parasını yatırmaya, kendini batırmaya, gitti.
Yarışa çok az bir süre kalmıştı. Heyecandan yerinde duramıyor, çevresine endişeli endişeli bakınıyordu.
‘’Of Caner! Yine kaybedeceksin. Oynamamalıydın.’’ diye düşünüyor, pişmanlığı gitgide artıyordu. Bu düşünceden kaçmaya çalışırken yarış saati gelmişti. Kendini sağlam bir tabureye attı ve pür dikkat yarışı izlemeye başladı. Sahanın yarısı geçilmiş, onaltı numara arkalarda koşmaktaydı. Caner kendini kaybedip bağırmaya başladı: ‘’Hadi Büyük Umut! Hadi!’’
Yarışın sonlarına gelinmişti. ‘’Büyük Umut’’ şaşırtıcı bir biçimde hızlandı ve sonrasına bakamadı Caner. Gözlerini tekrar açtığında umduğu şey onaltı numarasıydı, Büyük Umut’u.
Ama öyle olmadı.
Kazanan onüç numaralı Uğurlu’ydu. Caner’in dili tutulmuştu. Ne yapacağını bilemedi ilk. Atmak üzere son kez biletine baktı. Gözlerine inanamadı.
Bir kez daha baktı.
Yine, inanamadı.
Onüç numaralı ata oynanmış bilete üçüncü kez baktığında, çılgınca havalara zıplayarak orayı terk etti. Bunun nasıl olduğunu anlamadı.
Düşündü, düşündü...
‘’Ya kazanan at kendi atım olsaydı, onaltı numaları atım, Büyük Umut?’’ diye düşünmekten alıkoyamadı kendini.
Evi çok yakın değildi; fakat cebinde de beş kuruşu kalmamıştı.
‘’Yarın lüks arabam olacak zaten.’’ dedi haykırarak, ve devam etti: ‘’Sadece araba mı? Yepyeni bir takım elbisem, kaliteli botum, kalın ve tertemiz paltom, kar beyazı gömleğim...’’
Artık sadece yürümüyordu, koşuyordu.
‘’Ya karıma, karıma ne alırım? Hani şu çok istediği kolye? Neden olmasın? Ya alamadığı için çok üzüldüğü şu elbiseye ne demeli? Hepsini alırım, her istediğini!’’
Koşarken diğer insanlara aldırış etmiyor, bu müjdeli haberi bir an önce karısına iletmek için var gücüyle ilerliyordu.
‘’Ya Umut’uma, canım oğluma? En güzel oyuncak arabaları, almak için söz verdiğim o kırmızı bisikleti, hani şu çok vitesli olan...’’
Oturduğu mahalleye gelmişti. Diğer günlerin aksine bu kez başı dik bir şekilde geçiyordu marketlerin önünden. Yüzüne bir tazelik, bir parıltı gelmişti sanki.
Eve varmıştı. Merdivenleri ikişer ikişer çıkarken ev sahibiyle karşılaştı. Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki kulakları işitmez olmuştu adeta. Satılmış Efendi’nin ne dediğini anlamamasına rağmen başını sallayıp yanından ayrıldı. Ev kapısını açmaya çalışırken anahtarı elinden düşürdü. Yerde anahtarı ararken gömleğinin su gibi olduğunu fark etti. Anahtarı buldu ve birkaç denemeden sonra deliği tutturup kapıyı açtı. İçeri girdiğinde karısının ona doğru geldiğini gördü. Bir elinde bilet, diğerinde anahtar, Caner karısıyla konuşmak için kendisini toparlıyordu ki karısı sinirli bir şekilde bağırarak elinden bileti kapıp parçaladı.
‘’Hani palto alacaktın! Bıktım senin şu oyunlarından!’’
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder