12 Şubat 2012 Pazar

Kilo Vermenin Yolu - 2


Merhaba yeniden, ikinci adım öncesi biraz duygularımızdan bahsedeyim. Kilo almak çoğu zaman istemediğimiz ve farkında olmadığımız bir durumdur. Yemek yemek güzel bir şey lanet olsun ki. Güzel çünkü kendimizi iyi hissetmemizi sağlıyor. Yemek yemek bir ihtiyaç ve bir ihtiyacımızı karşılayabildiğimizi hissetmek bizi iyi hissettiriyor. Özellikle de lezzetli şeyler yiyebiliyorsak, tatmin duygusunu daha dolgun yaşarız. E insan kendini iyi hissediyorsa, hep iyi hissetmek için hep lezzetli şeyler yemek ister. Çünkü bilinçaltında öyle bir yer etmiştir ki önceden lezzet aldığın şeyleri tekrar tekrar yaşamak istersin ‘’vücudunun belki gerçekten ihtiyacı olmasa da’’.

İşte ayırt etmemiz gereken şeylerden biri de bu noktada ortaya çıkıyor: Yemek yeme sebebimiz bir ihtiyacımızı gidermek mi yoksa kendimizi iyi hissetmek mi?
Eğer ihtiyaç olarak bakarsak yemeğe, vücudumuzu güçlü hissetmek için gerekli olan enerjiyi bünyemize dahil etmek olarak algılamalıyız. Aslında budur sahip olmamız gereken bakış açısı. Yemek sadece gün içinde vücudumuzu tam ve düzgün olarak kullanmamız için gerekli olan bir araçtır. Amaç olarak baktığımızda işte kilo alıyoruz. İyi hissetmeliyim diye düşünüp bir şeyler yersek amaç olur.
Size bir şey söyleyeyim mi, yemeğe hem araç olarak bakıp hem de iyi hissetmek ister misiniz? 

Cevap açık tabii ki, evet!

Buraya döneceğim, öncesinde kısaca bir şeyler diyeceğim. Fast food ya da doğal olmayıp ev yapımından uzak olarak üretilen ve içeriğinde ‘’şeker, sakkaroz, glikoz, mısır şurubu’’ olan her ürünün bizi yedikten sonra iyi hissettirmesine rağmen belli bir süre sonra çaresiz ve olumsuz hissettirdiğini biliyor musunuz?

Herhangi bir marketten alacağınız bir ürünü alırken İçindekiler kısmına bakarsanız eğer, göreceksiniz ‘’şeker, sakkaroz, glikoz, mısır şurubu’’ bulunur. Bu ürünler sizi anlık hazlarla kandırsa da belli bir süre sonra -düşünün içinde kafein, nikotin gibi bağlayıcı maddeler- olmasa da sizi kötü hissettirecektir.
Bunun nedeni vücudumuzun doğal ve sağlıklı bir müessese olması ve aldığımız bu ürünlere karşı yabancı kalmasıdır. Vücudun bunları tanıması, yakması, ayrıştırması daha uzun zaman alır. Uyuşturucu madde almak gibi bir şeydir aslında yediklerini seçmek. Haz almamızı sağlayan şeyler beynimizi, vücudumuzu uyuşturuyor, ve sonrası için yeniden almamız için bize tuzak kuruyor!

Hep çıkıp da söylüyorlar ya doğal şeyler yiyin vıdı vıdı… geveliyorlar bir şeyler. Bize söylenmesi gereken şey, öğrenmemiz gereken şey koca bir ‘’Neden?’’. Neden doğal şeyler yemeliyiz? Bunları söylemezsen her şey askıda kalır, tam oturmaz.
Buna işin mantığını kavramak da denir. Mantıklı açıklama sonrası yapacakların senin tercihindir; ama mantıklı açıklama yoksa mantık olmayacaktır ve bildiğini okumaya devam edeceksindir.

Öyleyse öğrendiğim süper bir bilgi varsa o da budur: Vücuduma doğal şeyler sokmalıyım. İçinde ‘’şeker, sakkaroz, glikoz ve mısır şurubu’’ (Baş harflerini alalım bunların ş,s,g,m ve hatırlamamız için şasagam diye bir kelime üretelim ya da uzatıp da Şu Sağlıksız Güzel Mal da diyebiliriz) olan ürünleri kısıtlı olarak kullanmalıyım. Mümkünse, hiçbir zaman kullanmamak daha harika bir fikir.

Fast food’un çıktığı, obezitenin tavan yaptığı Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre, diyetisyen ve sağlıklı yaşam kurumlarından neredeyse hiçbir doktor fast food yemeyi önermiyor. Öneren azınlık kısım ise ayda yılda bir kontrol altında tutularak kullanılmaları gerektiğini söylüyor. Bu yazdığımı ikinci kez okuyunca sanki çok tehlikeli bir şeyin kullanma kılavuzu gibi yazmışım.

Biliyor musunuz, gerçekten öyle! Fast food çok tehlikeli bir yabancı madde her ne kadar tanıdık olsak da.

Fast food’a neden yöneliyoruz? Bunun cevabı çok açık. Hızlı olması, yemeğe çok zaman ayırmadan günlük koşturmaya devam etmemiz gerektiği; ama böyle mi bakılıyor gerçekten? Hemen yiyim gideyim diye mi bakıyoruz, yemekle çok mu zaman kaybediyoruz gerçekte?

Fast food’a yöneliyoruz, çünkü hızlı, çünkü ucuz, çünkü iştah açıcı, çünkü hazır, çünkü kolaya kaçıyoruz. Hemen gidermeye çalışıyoruz açlığımızı. Dur orada. Acelen ne?

Kolaya kaçmayalım istiyorum ben; ya da kaçacaksak yiyeceğimiz şeyleri, yiyeceğimiz fast foodları seçerek yememiz gerektiğini söylüyorum.  İşte içinde ‘şasagam’ olmayan, varsa da az oranlarda olan şeyler yiyelim. Bu ürünlerin listesini vereceğim paniklemeyin. 
(Üçgen)

Benim taktiğimin güzel yanı da içinde şasagam olan ürünleri istediğim zaman yiyebilmemdir. İstediğim zaman şasagam yiyorum; ama günde bir en fazla üç adet. Siz de böyle yapın. Az oranda tüketin.

Şimdi yukarıda anlattığım şeye geri döneyim. Yemeğe hem araç hem amaç olarak bakmak istiyorsak, yapmamız gereken şey sağlıklı ve içinde şasagam olmayan şeyleri sıklıkla tüketmektir. Bu muydu? Demeyin, ben ‘’Altınbaşak’’ yiyorum, çevremdeki çoğu kişi kendisini ‘’Tahta’’ olarak çağırsa da çok lezzetli bir şey aslında. Demem o ki Altınbaşak zamanla bana güzel geldi, ve yedikten sonra iyi hissettiğim.

Eğer doğal şeyler yerseniz kendinizi asla olumsuz ve çaresiz hissetmezsiniz uzun vadede. Belki yedikten sonra çok haz almazsınız doğal şeylerden; ama asla da kendinizi kötü hissetmezseniz sonrasında – tabii miktarı abartamadığımız vakit – ve önemli bir şey ki iyi hissedeceğimizi bilip vücudumuzun daha güzel görüneceğini düşünüp daha istekli olursunuz bir daha doğal şeyler yemeye.

İkinci Adım: Düşünün

Şimdi çok güzel bir şey söyleyeceğim: Bir düşünün ilk insanlar ne yiyordu, ne yapıyordu?

Ot, meyve, yemiş, et yiyordu diyelim, değil mi? Bunlar peki elinin altında mı oluyordu? Hayır! Bunları bulmak ya da hayvan yakalamak için koşuyordu, kovalıyordu, aranıyordu. Yani vücudunu kullanıyordu yemeğe ulaşmak için. Koşuyordu, eğiliyordu, zıplıyordu, sıçrıyordu.

Biz şimdilerde böyle bir şey yapmak zorunda kalıyor muyuz? Hayır (maalesef).  Ne güzel oh, elimizi atıyoruz bakkal, ayağımızla daha 10 adım atmadan kendimizi bir restoranda buluyoruz, kafamızı çeviriyoruz pastane.

Yemek değerli bir şey olmaktan çıktı. Sadece haz almamızı sağlayan bir nesneye döndü adeta. (Sevdiğimiz kişiye sahip olma süreci gibi aynı)

İlk insanlar vahşiydi filan, ama vücutları güzel olan kıllı yaratıklardı. Kirli olsalar da kıllı olsalar da insanların şimdiki halinden daha güzeldiler. Çünkü hep doğal besleniyorlardı ve yemek aramak gibi bir sıkıntıları vardı. Evet, doğal şeyler yemezsen daha kötü kokarsın. Vücuda aldığımız şasagam’lar bizim daha kötü kokmamıza neden oluyor. 

Tuvaletteki koku da doğal şeyler yeme oranımızla daha iyi hal alacaktır diyorum, aha da dedim.

Düşünmeden yemek yiyoruz, neden yediğimizi anlamadan, bilmeden, farkında olmadan yiyoruz. Bir plana sokmalıyız aslında ne yiyip ne içeceğimizi ve en önemlisi neden yiyeceğimizi.

Bir Çin atasözü der ki: Ne yersen o’sun.

Düşünün bir, fastfood yersen kendini kötü hissedersin, yağlı olursun, ve ‘tuzlu’ olursun ‘tatlı’dan çok. Doğal yersen mis gibi temiz, kuru, parlak olursun.


Çok sevdiğim bir örnek var: Üçgen Kuralı diyorum ben buna. Üçgen kuralını bir dahaki sefere açıklayacağım. Tahmin etmeye çalışın. Verdiğim Çin atasözü ile nasıl bağdaşabilir bu? Cevabını açıklamalarımla ileteceğim.



Söylediklerimin üstünden geçmek istiyorum yine:

- Yediğimiz şeyler duygumuzu etkilerken yanıltıcı olabiliyorlar. Kanmayın. Doğal şeyler doğallar, saflar, neyseler o’lar.
- Anlık hazlara kanmayıp uzun vadede düşünmek her zaman sizin yararınızadır. Uzun vadede haz almayı hedefleyin.
- ‘’Şeker, sakkaroz, glikoz, mısır şurubu’’ (şasagam) içeren maddeler asla sizin dostunuz olmayacaktır, olmamalıdır.
- Şasagam da bir uyuşturucudur, tehlikeli ve ölümcüldür.
- İlk insanlar yemek yemek istediklerinde duygularını değil de beyinlerini kullanıyordu. Beyinsiz miyiz biz ki, beynimizi kullanmadan yemek yiyoruz? İhtiyaç olarak bakalım yemeğe ki giderilmesi gereken basit bir güdü olsun.
- Fastfood kolaya kaçmak ise, biz kolaya kaçacak kadar güçsüz varlıklar mıyız?
- Ne yersen o’sun. (You are what you eat)

Bir sonraki yazıda, üçgen kuralından, yine fastfood ile ilgili birkaç şeyden, Dur orada. Acelen ne?’den ve üçüncü adımdan bahsedeceğim.

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.