14 Şubat 2012 Salı

Senaryomsu


Ayça dizleri titrek vaziyette sandalyenin ucundan sallanıyordur. Odanın ışığı gözünü yakıyor yerli yersiz bir şeyler mırıldanıyordur.

AYÇA:  ‘’Ceren nerede, nerde o kaltak? Arasan şunu, niye aramıyosun oğlum?’’

Burak aynı anda Ayça’nın yanında ayakta dikilmiştir, Ayça’nın telefonunu kurcalıyordur. Sanki önceden hiç telefon kullanmamıştır. Üstü başı dağılmış, yarı dalgın bir telefon ekranına bir de sokaktan geçen arabaların odanın içinde yansıyan ışıklarına göz gezdiriyordur.  Oysa bu akşam hayal ettiği hiç de bu değildir; burada bu şekilde bulunmak, bu olayları yaşamış olmak. Tiksinti duymuştur bir an. Karnında bir sızı, başı bulanık, hafızasını zorlar…

Aklına son bir saatte yaşadığı olaylar bir anda gelir.

BURAK:   ‘’Aslında kuantum fiziğinin kanıtlamaya çalıştığı da tam budur işte!’’

AYÇA:   ‘’Yeter be kuzum cidden, kafamızı dağıtalım dedik, sen kafamı ütülemeye başladın. Biraz kafamız iyi olsun. Hadi şerefe!’’

Ayça gözünü kısmıştır barın loş ışığında. Etrafa göz gezdirir. Üniversiteden eski bir arkadaşı takılır gözüne. İstemese de alkolün de etkisiyle seslenmekten kendini alamamıştır .

AYÇA:  ‘’Aha bak kim varmış burada?  Ceren! Ceren!’’

Elini sallar uçuşan sinekleri savuşturur gibi. Kızıl saçlı, uzun boylu, alımlı, sanki tiksinircesine gözlerini bir anda Burak’a çevirmiş gülümseyen bir kız silüeti elinde kokteyl dolu bardakla Ayça’ya doğru yaklaşır.

CEREN:  ‘’Balım sen buraya gelir miydin? Gel bir sarılayım sana.’’

Ayça ile kuçaklaşırlar, Ayça Ceren’e yetişmek için parmaklarının üstüne basmıştır. Ceren’in elbisesindeki büyük siyah düğme suratını acıtır. O anda Ceren’in kendisine fısıldadığını fark eder.

CEREN:  ‘’Bu yakışıklı kim kız?’’

Ceren’in sesi kıskanmışçasına heyecanlı gelmektedir. Ayça bir an soğuk soğuk gözlerine baktıysa da bozuntuya vermez. Ceren’i gösterircesine elini havaya kaldırır.

AYÇA:  ‘’Sevgili nişanlım Burak, bu benim üniversiteden arkadaşım Ceren. Hani bir ara beraber kaldığımızı söylemiştim aynı evde. İşte tam kendisi.’’

Kısa bir merhabalaşma sonrası Ceren konuşmaya devam etmiştir. Bu arada da bar dolmaya başlamıştır. Yanıp sönen lamba ışıkları Ayça’nın gözünü kamaştırmıştır. O da Ceren’in boyunu kendisine siper etmiştir. Ceren de sürekli yeni gelenleri sahiplenirmişçesine kapıya doğru bakınmaktadır.

CEREN:  ‘’İşte balım, sonra bir bakmışsın kendimi bu işte buldum. Hafta sonu da böyle kaçamaklarla eğlenip coşmaya devam eskisi gibi. Bak benimki de geliyor.’’ Elini havaya kaldırmış kapıya doğru iki hareket yapar. ‘’Buraya buraya!’’

Kapıdan uzun saçlı kapşonu kapalı bir karaltı gelir. Ceren’e bir öpücük kondurur. Saygısız ve soğukça Ceren’in konuştuğu kişileri görmezden gelmiştir. Bu kişi Deniz’dir.

CEREN: ‘’Balım bunlar, Ayça, benim arkadaşım, bu da nişanlısı Burak. Ayçacım Deniz de sevgilim.’’

Deniz yine görmezden gelircesine bir süzer ikisini. Soğuk bir ses ile ‘’Selam’’ der.  Ceren’e dönüp ‘’Ben arkaya geçiyorum fıstık’’ der, Ayça’lara iyi eğlenceler dileyip soğuk bir suratla yanlarından ayrılır. Ceren de bir süre sonra yanlarından ayrılır. Uzaklaşırken ayakta pek duramamaktadır. Burak ‘’İçkidendir herhalde’’ diye içinden geçirir.

Yarım saat sonra konser başlar. Konser alanı hınca hınç dolmuştur. Göz gözü görmez. Işıklar sönmüştür. Ayça ile Burak öpüşürler. Grup sahneye çıkar ve sesli bir şekilde şarkılarını çalmaya başlarlar. Burak astigmattır sahneyi net göremez; ama sahnedeki bateristin simasını tanır.

Konser alanının neredeyse tavanını çökertecek gürültüde müzik yapar grup. Hatta tavandaki bazı taşların düştüğü olmuştur. Herhangi bir tadilat yapılmamıştır ne zamandır.

Konsere ara verilmiştir. Deniz terli terli Ayça’ların yanına gelir. Ayçalar biraz geri çekilir. Bir şeyler söyler, sesten duyulmaz.
‘’Ayça’ydı değil mi? Ceren’e ulaşamıyorum da gördünüz mü? Demin buralardaydı’’ der. Sorusunun cevabını alamadan kafasına  tavandan taş düşer. Yere yığılmıştır.

Ayça şok olmuş dizlerine çöker. Burak Deniz’i kucağına alır, Ayça’ya bağırarak arabaya koşmasını söyler. Etraftakiler kendilerine çarpmış olduklarından Burak’lara hor görürmüşçesine hırlarlar.

Burak Deniz’i arka koltuğa yatırır. ‘’İyi ki az içmiştim.’’ Diye geçirir. Titreye titreye gelen Ayça’yı arabaya sokar. Kendisi de sürücü koltuğuna kurulup el çabukluğuyla arabayı çalıştırır.

En yakındaki hastanenin Acil’ine ulaştırırlar Deniz’i; ama kendisinde midir değil midir akıllarında hiçbir cevap yoktur.
Hasta kaydında ismini hatırlayamazlar.

BURAK: ‘’D’li bir şeydi ama?’’

Bu olaylar yaşandığında Ceren barda başka bir erkeğin kollarında sızmıştır çoktan.
Burak Ayça’yı sakinleştirmeye çalışır. Ayça hala şoktadır. Hastanenin koridoruna kusmuştur. Ayça küfürler savurur Ceren’e geçmişteki kavgalarını anımsayıp. Sonra midesini tutar biraz daha kusmak için zorlar kendini. Bu sefer hedefinde nöbetçi doktor vardır. Nöbetçi doktora midesinin yıkanması gerektiğini söyler. Doktor takmayınca çıldırır ve akıl almaz küfürler eder. Burak’a döner. ‘’Benimle kal, onun gibi terk etme beni. Onun kanı elimdeydi. Ondan şok oldum. Bir şey yapamadım. Benimle kal.’’ der.

Burak  kafasını sallar, bir anda aklından geçen olaylar sonrası sandalyede sallanan nişanlısına bakar. Koridora çıkıp Ceren’i aramaya çalışır. En sonunda telefonunu bulmuştur. Ceren’den ses seda çıkmaz. Bir süre Deniz’in odasının kapısından bakar. Bir şeyler göremez, oturur bekler. Birkaç saat sonra doktorlar nihayet içeriden çıkmışlardır. ‘’Şu an durumu sabit, kafasına aldığı darbe sonrası kafasında bir yarık açılmış ve yere düşerken de burnu kırılmış. İki taraftan aldığı darbeler nedeniyle çok kan kaybetmiş. Bir beyin travması geçirdiğini söyleyebilirim. Şu an için beklemelisiniz. Biz kendisine kan naklediyoruz. Gerekli olan her şeyi yapacağız.’’

Midesi bulanan Burak, kendilerine teşekkür edip nişanlısının yanına döner.
Rüyadan uyanan Ceren, kendisine birilerinin seslendiğini fark eder. Kafasını çevirdiğinde eski arkadaşı Ayça’ya benzeyen bir kızın el hareketi yaptığını fark eder. Yanında da yakışıklı ve sakallı birisi vardır. Yanlarına gider.

CEREN: ‘’Balım sen buraya gelir miydin? Gel bir sarılayım sana.’’

Hiç yorum yok:

Nature

Nature
Do not go where the path may lead, go instead where there is no path and leave a trail.