Ne zamandır
yazmak isteyip de yazamıyordum, evet. Çünkü kendimi iyi hissetmiyordum, eskisi
gibi. Zamanla birçok şey değişti hayatımda. Eski istekli ve çevresine içten
gülümseyen Can’ı bulamadım kendimde.
Hayatımdaki birçok şey değişirken ben de
aynı kalamadım haliyle; ama yine kendimi eskisi gibi hissediyorum, belki de
daha güçlü. Evet, Nietzsche’nin de dediği gibi yaşadıklarım beni öldürmediyse,
daha da güçlü kıldı gibi. Yeniden yine yeni değişen ve bilhassa gelişen Can ile
tekrardan yazmaya başlıyorum.
Nedir bu
‘can’ ve ‘am’ sorunsalı, oraya geleyim. İngilizce’deki ‘can’ ve ‘am’
yapılarından bahsediyorum burada. Yap-mak ve yap-abil-mek ‘ten gireceğim olaya
ben.
Hayatta hep
bir şeyler yapmak, yapabilmek isteriz; ama aralarında ciddi bir fark vardır
bunların. Çoğu kişi bir şeyler yapmak ister; lakin yapamazlar her şeyi.
Kabiliyet dediğimiz durumdur bu belki karakterimizde yatan. Hep denir ya,
‘’Meslek seçmeden önce kendini tanı’’. Evet, aynen böyledir durum. Meslek
seçmeden önce, insan kendini tanıyıp, neler yapabilip yapamadığını ölçmeli,
öğrenmelidir. Aslında buradaki asıl mesaj insanın kendini bilmesidir.
Nedir bu
kendini bilmek?
Kendini
bilmek, hayattaki her duruma –sevgi, üzüntü, aldatma, ölüm, başarısızlık vb.-
karşı hazırlıklı olacak şekilde kendini yetiştirmektir.
Zaman
ilerledikçe insan kendini daha iyi tanımaya başlıyor. Tecrübeymiş asıl insanı
büyüten. Kendimizi tanımak için yapılacak başlıca şey edinebildiğimiz kadar
çeşitli tecrübe edinmektir o halde.
Hayatımızda
belli başlı yakın insanlarımız vardır. İhtiyaçtır yakınlaşmak. Yakın insanlara
ihtiyacımız vardır. Yakın insanların da ölümlü olabileceğini düşünemeyiz, böyle
bir şey gelmez aklımıza, böyle bir şeyin olma ihtimali yok gibi bir şeydir.
Çünkü o kadar bağlanmışızdır ki onlara bir gün yanımızda olmayacakları
aklımızın ucundan dahi geçmez.
İhtiyaç
duyarız yakınlıklarına farkında olmadan. Onlarla zaman geçirirken kendimizi
tamamlanmış hissederiz.
İşte beni bu
kadar üzen, beni depresyon kuyusunda uzun süre tutan şey de buydu. Çok yakın
hissettiğim, çok sevdiğim birisini kaybettim. Toparlamam zaman aldı. Yapmamız
gereken şey hayatta güzel ve yolunda giden her şeyi baştan aşağı düşünüp neler
olduklarını teker teker öğrenmek ve bunları kaybedersek bizi nelerin beklediğini
tahmin etmek olmalı.
Eninde
sonunda toparlayacağımı, kendime geleceğimi biliyordum. Düşen insan kalkmasını
bilmeli, değil mi? Ben işte bunu yapabiliyorum. (-can-) Geri dönebiliyorum her
zaman.
Herkes blog
yazabilir, herkes müzik besteleyebilir; ama herkes yapamaz.
Herkes ders
çalışabilir; ama herkes aynı notu almaz sınav sonrasında. Bu karakterle
alakalıdır işte. Seni sen yapan şeyleri bilmelisin.
Kendindeki
‘ben’i ortaya çıkarmalısın. O ‘ben’dir ki eşsizdir. İnsan eşsizliğini ortaya
koyduğu vakit işte kimse tutamaz onu.
Peki gelelim
bu ‘eşsiz’liği ortaya koyan şeye. İnsanı eşsiz yapan geldiği yaşa kadar
yaşadıklarıdır, tecrübeleridir. Eylemlerinde yaşantını ortaya koymalısın ki
farklı olabilesin. Herkes farklıdır, aynı insan yoktur, olmayacaktır, kimse
senin gibi hissetmeyecek ve seni senden iyi kimse tanıyamayacaktır.
Öyleyse
insan yalnızdır bu evrende. Her zaman yalnız olacaktır dünyaya karşı. Yakın
olduklarımızı, sevdiklerimizi bilip onlarla olmak, vakit geçirmek için çok geç
değil.
Kendini bil
ve kendine gel; çünkü bir insan seni seviyorsa, sana saygı duyuyorsa eğer bu
‘ben’ olduğun içindir.


0 yorum:
Yorum Gönder